• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
13 Mart 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Emine Ilgaz

Türkiye’nin güvenliğinin hakikati

13 Mart 2026 Cuma - 00:00
Kategori: Emine Ilgaz, Manşet, Yazarlar

Türk halkı, Kürt halkının varlık ve özgürlük mücadelesiyle karşılaştıkça; Ortadoğu’ya yönelik uluslararası planların parçası ve çoğunlukla da yürütücüsü konumuna getirildi. Fakat amiyane tabirle şimdi gelinebilecek son noktaya gelindi. Artık bu hegemonya savaşı Türkiye’nin kapısına dayandı

Emine Ilgaz

Ülkemizi çevreleyen savaş her geçen gün yeni boyutlar kazanarak devam ediyor. Türkiye halkının bu durumu anlamakta zorlandığını hissediyorum. Yıllarca kendi iç savaşının ortaya çıkardığı gerilim, yoksulluk, güçsüzlük ve savunma refleksleriyle oluşmuş bir ülkenin, kendi iç barışını, yeniden birlik ve beraberliği, kardeşliği tartıştığı bir süreçte dehşet silahlarıyla yürütülen bir ortamın içine düşmesi kafaları daha da karıştırıyor. Türkiye’deki ‘barış ve Demokratik Toplum’ süreci ile Ortadoğu savaşının ilişkisinden bahsediyorum. Bu bir tesadüf mü yoksa bir bağlantısı var mı?

Önder Apo’ya uluslararası komplo gerçekleştiğinde, Kürt Hareketi tüm bileşenleri ile birlikte komplonun önemli oranda Türk halkına yönelik gerçekleştiğini şefaatle belirtmişti. İçinde bulunduğumuz savaş cehennemi, ister istemez uluslararası komployu bir kez daha düşünmeye zorluyor. 14 yıldır Suriye’de, günümüzde ise İran’da ortaya çıkarılmak istenenin Kürt ve Türk halkları arasında bir savaş olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz. Büyük Ortadoğu Projesi denilen ve 3. Dünya Savaşı’nın merkezini teşkil eden yeni yüzyıl planlamasında Kürt halkının çok haklı ve meşru özgürlük ve varlık arayışını siyaset dışına iterek bu yüzyılı halklar arası çatışmaya mahkum etme hedefi olduğu görülüyor. Türkiye’nin konumu ise daha derin çözümlemeyi gerektiriyor. Zira cumhuriyetin kuruluşunda yer alan Kürt toplumunun, kurucu sütun olmaktan çıkarılmasıyla Anadolu ve Mezopotamya halkları hep yaralı, hep tehdit altında ve bir yönü mezarda tutulan bir ülke haline dönüştürüldü. Bunun NATO kisvesi ile maskelenme yönü de Türk halkının payına düşen örtülü komplo gerçekliği oldu. Türkiye’ye verilen en büyük zarar halkları birbirine düşmanlaştıran inkar ve imha siyasetinin derin bir yapı ile inşa edilmesiydi. Türk halkı, Kürt halkının varlık ve özgürlük mücadelesiyle karşılaştıkça; Ortadoğu’ya yönelik uluslararası planların parçası ve çoğunlukla da yürütücüsü konumuna getirildi. Fakat amiyane tabirle şimdi gelinebilecek son noktaya gelindi. Artık bu hegemonya savaşı Türkiye’nin kapısına dayandı. Yani gündemde çok sıklıkla söylenen ‘Kürt varlığının, emperyalist planların parçası olması tehlikesi’ olarak ifadesi hakikati ters yüz etme arayışıdır. Yurtsever, demokrat, Türkiye’yi gerçekten seven ve bağlı ilgili tüm çevrelerin, yaşanan bu tarihsel süreci tersinden okumalarını öneriyorum. Gerçekten Kürt varlığının inkarı ve hiçbir hakkını, anadilini koruyamama ve kullanamama başta olmak üzere, özgürce yaşayamaması durumunda bahsi geçen güçlere muhtaç olan, kapitalist modernist güçlerin planlarının uygulayıcısı haline gelen Türkiye mi olmuştur, Kürt halk gerçekliği mi?

İçinde olduğumuz bu sürecin bize gösterdiği bir çarpıcı gerçeklik daha var. 1999 yılında uluslararası komplo gerçekleştiğinde bir yüzyıla boydan boya hakim olacak Kürt-Türk savaşının önüne geçen Önder Apo’nun Demokratik Cumhuriyet çıkışı olmuştu. Unutmayalım. O gün sadece Türkiye’de yaşayan Kürt halkı değil Rojava, Başur ve Avrupa’da yaşayan Kürtlerin öfkesi Türkiye’ye yönelmişti. Dahası o güne kadar Kürt Özgürlük Hareketine sınırlı bir sahiplenme içinde olan Rojhilat Kürdistan Kürtleri görkemli ayaklanmalara girişti ve Kürt halkının özgürce önderliğini fedaice sahiplendi. Önder Apo’nun böyle bir ortamda içine girmiş olduğu tutumun çok iyi anlaşılması, değerlendirilmesi şarttır. Zira sonrasında da Kürt hareketinin çok güçlü olduğu dönemlerde de aynı çizgisini sürdürdü ve bu süreç gelinen aşamada ‘barış ve Demokratik Toplum süreci’ olarak yeni bir form kazandı. Son bir yıl içinde Türkiye toplumu olarak yaşadıklarımızı yan yana getirmeliyiz. Yöntem olarak bütünlük, ilke olarak vicdanlı bir bakış açısı 7 Ekim sonrasında ABD-İsrail liderliğinde bölgedeki savaşın yeni bir aşamaya geçtiğini, bunun kontrolsüz bir hegemonya dayatması olduğu, bu coğrafyanın İsrail’in güvenliği ve geleceğine göre şekillendirildiği, 1. Dünya Savaşı ile oluşturulan fiziki ve siyasi haritaların buna göre değerlendirildiğini kabul edecektir. Coğrafi ve demografik olduğu kadar siyasi olarak da bölge ulusları içinde en dinamik ulus olma özelliğini taşıyan Kürt toplumu üzerinde de planlar olduğunu görüyoruz, hissediyoruz. Böyle bir durumu uzgörü ile önceden fark eden, ilgili çevreleri uyaran ise Önder Apo oldu. 27 Şubat çağrısı ve yine bu çağrının yıl dönümünde ifade edilenler böyle bir tarihsel, sosyolojik ve siyasi-askeri gelişmeler ile iç içe geçen bir hamle oluyor. Bu gelişmeler kimin savaş kimin barış öncülüğü yaptığını bir kez daha gösteriyor. Güncel olarak da hem Suriye’de hem de İran’da demokratik entegrasyon stratejisi temelinde, demokratik ulus çözümü ile kapitalist sermaye sisteminin ulus-devletçi saldırılarına cevap oluyor. Türkiye’de olduğu gibi Suriye ve İran’da da uluslararası sermaye güçlerinin planlarının önüne geçen iradenin Önder Apo’nun toplumsal çizgisi olduğu biliniyor. 27 yıl önce olduğu gibi. Önder Apo’nun Kürt ve Türk halklarının birlikteliğine duyduğu derin inançtan bahsediyorum. Ne yazık ki şimdiye kadar Türk devletinde bunu gören, duyan ve bunun önüne geçmeye çalışan bir akıl olduğuna dair bir işaret görmedik. Artık bunun zamanı gelmiştir. Türkiye’nin geleceği ve güvenliği için Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü sağlanmalı, özgür koşullarda siyaset yapar hale gelmesi sağlanmalıdır. Türkiye halkının kaderini belirleyecek olan bu hakikattir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Demokratik İslam ve komünalitenin yılmaz savunucusu: Ebu Zer

Sonraki Haber

Leyla Zana Salih Müslim’in cenaze törenine katılacak

Sonraki Haber

Leyla Zana Salih Müslim’in cenaze törenine katılacak

SON HABERLER

Leyla Zana Salih Müslim’in cenaze törenine katılacak

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mart 2026

Türkiye’nin güvenliğinin hakikati

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mart 2026

Demokratik İslam ve komünalitenin yılmaz savunucusu: Ebu Zer

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mart 2026

Her şey iç içe

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mart 2026

İran: Demokrasi, güvenlik ve kimlikler arasında sıkışmış bir ülke

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mart 2026

‘Kürt partiler halkı korumak istiyor’

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mart 2026

Refah şovenizmi eyaleti

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mart 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır