• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
13 Şubat 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Emine Ilgaz

Türkiye’nin strateji yoksunluğu

13 Şubat 2026 Cuma - 00:00
Kategori: Emine Ilgaz, Manşet, Yazarlar

 Suriye’nin kuzey doğusunda yaşananlara bakıp zafer naraları atanları, dehşetle takip ediyorum. Halklar dışında kimlere hizmet ettiği çok açık olan bu gelişmeleri Türkiye’nin çıkarına gibi sunanlar, İngiltere ve ABD’nin stratejisinin bir parçası haline dönüşen Türkiye dış politikasından güç alıyorlar

Emine Ilgaz

Hemen herkesin artık hem fikir olduğu 3. Dünya savaşı, Ortadoğu’da yoğunlaşarak devam ediyor. Suriye’de son bir ayda yaşanan gelişmeler, bu savaşın hamilerinin kimler olduğunu, çarpıcı bir şekilde ortaya koydu, gösterdi. Fakat dikkat edilirse Ortadoğu’yu kan deryasına çevirme planlarının sahiplerini gizlemek, üstünü örtmek için olağanüstü bir çaba sergileniyor. Öfkelenmemiz gereken ise buna inanmayı tercih eden Türkiye toplumunun çaresizliğidir. İçinde başta Türkiye’yi bölünme sendromuna çekerek kontrol altında tutma ve kendi ekonomik, siyasal ve hatta sosyal çıkarları için aparat haline dönüştürme amacı olmak üzere bu kadim coğrafyanın tüm yapısına büyük bir intikam duygusuyla saldıranlara kör, sağır, dilsiz olmak, strateji yoksunu olmak, başka stratejilerinin parçaları olmakla övünür hale gelmek yenilir, yutulur bir durum değil. Bir Türkiye yurtseveri olarak, bu ülkeye, halklarımıza yapılan hakareti kabul edemiyorum.

Türkiye’nin kendi değerler sistemini ayakta tutacak bir stratejiden yoksun olmasının köklü nedenleri vardır. Cumhuriyet’in ilk kuruluş yıllarına uzanan bu nedenler, yüz yıllık adı konulmamış, örtülü iç savaşın kaynağını oluşturuyor. Elbette bunun da nedenleri var ve araştırılması, açığa çıkarılması ve adının konulması gerekiyor. Cumhuriyetin temellerinin atıldığı 1923 yılı, biraz öncesi ve sonrasını bilince çıkarmak bunun için fayda sağlayabilir. Devlet Bahçeli’nin partisinin 57. Kuruluş yıl dönümünde atıfta bulunduğu bu gerçeklik, kuruluş ilkelerine geri dönüş olarak yorumlanabilir mi? O kadar üstü örtülü ve alelacele üzerinden geçilen bu vurguya büyük anlamlar yüklemek fazla olabilir. Umarım bu kaygılarımız yersizdir ve gerçekten de Türkiye’yi Türkiye yapan, Birinci Dünya Savaşı içinde var olmasını sağlayan kurucu ilkeler yeniden inşa edilmek isteniyordur. Birçok halkın, inanç grubunun birlikte yaşadığı Osmanlı İmparatorluğunu paramparça eden milliyetçiliklerin, her ulusu bir devlet ilkesi ile birleştirerek yıkıma uğrattığını çok iyi biliyoruz. Şimdi 3. Dünya savaşı koşullarında milliyetçilik zehri oluk oluk halklara nakledilirken Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir kez daha durup düşünmeye ihtiyacı var. Arap milliyetçiliği, Kürt milliyetçiliği, Türk milliyetçiliği, İsrail’in dinci Yahudi milliyetçiliği, İran ve Irak’ta Şii milliyetçiliği, Arap Sünni milliyetçiliği böyle sıralayıp devam edebiliriz.

Suriye’nin kuzey doğusunda yaşananlara bakıp zafer naraları atanları, dehşetle takip ediyorum. Halklar dışında kimlere hizmet ettiği çok açık olan bu gelişmeleri Türkiye’nin çıkarına gibi sunanlar, İngiltere ve ABD’nin stratejisinin bir parçası haline dönüşen Türkiye dış politikasından güç alıyorlar. Bazıları böyle bir stratejinin parçası haline dönüşmeyi, büyük Türklük çıkışı olarak parlatıyor. TV’lerde kanal kanal gezip bunu anlatıyorlar. Türkiye’nin başarısı, ABD ve İngiltere’nin Büyük Ortadoğu Projesinin aparatı haline dönüşmek midir?

Çok net ve açık olan bir gerçeklik var ki o da Kürt soykırım tarihi olarak bilinen 1925, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna yol açan, buna imkan veren 1923 kurucu meclis ve anayasasının inkarı temelinde olmuştu. İlginçtir ki üzerinden yüz yıl geçmişken ve yüz yıllık cumhuriyet başından sonuna adına Kürt sorunu denilen bir problemle boğuşarak geçmişken, şimdi yeni yüzyılın başında benzer bir komplo dinamiği devreye koyulmaya çalışılıyor. Rojava Kürdistan’da olanları bir de böyle okumak çok öğretici olacaktır. Bir de Kürt toplumunda ulusal demokratik bilinç bu kadar güçlü bir şekilde dile, eyleme, birliğe dönüşürken Kürt varlığı ve özgürlüğü üzerinde oyun oynamak, Gazze’den daha beter Gazzelere kapı aralamak, bir yüz yılı daha kapsayacak halklar arası savaşın zeminini yaratmak oluyor. Yani anlatmak istediğim oyun göründüğünden daha büyük ve tehlikelidir.

İmralı’da bu oyunu gören ve önüne geçmeye çalışan bir akıl var. Türkiye’deki bu öz strateji yoksunluğuna dikkat çekiyor. Türk ve Kürt ilişkilerini yeniden düzenleyerek, uluslararası egemen güçlerin stratejik hamlelerine karşı, ayakta kalmanın yöntemine işaret ediyor. Bu kritik dönemde bu coğrafyanın en çok ihtiyacı olan şeyin ‘Barış ve Demokrasi’ olduğunda ısrar ederek tarihsel rolünü oynamak istiyor. Yeni yüzyılda, toplumsal etiğimize uygun olarak yaşamak istiyorsak ilk adımın Türk-Kürt ilişkilerinin yeniden, doğru, hakikate uygun olarak tanımlanması ertelenemez bir ihtiyaçtır. Bunu demagojik söylemlerle bulandırmadan yapmak en doğrusu. Kendi öz vatanında yaşayan Kürtlere, kendi varlıklarının ‘Kürt’ olarak kabul edildiğini gösterecek gerçekçi ve samimi adımlar atmak, çarpık kardeşlik ifadeleriyle ve bu çağın kimlik siyasetini kaldırmadığı ifadelerinden uzak durarak bunu yapmak gerek. Zira ülkemiz, Türkiye’de yaşayan herkesi vatandaşlık bağlarıyla Türk sayıyor. Kendisini tek bir etnik kimlik üzerinden tanımlayan bir yapı, başkasına niye kendini tanımlıyorsun dememeli. Toplumsal ahlakımız bizden, bunu öyle istiyor. Önce kendini düzelt ki karşındaki de düzelsin. Önce sen hatalarını kabul et ki karşındakine sen de yanlışsın diyebilesin.

Eğer böyle bir niyet ve kararlılık varsa ilk ve öncelikli adımın Kürt-Türk ilişkilerini düzenlemek olduğu açıktır. Bunun da tek ve yeterli muhatabı Önder Apo’dur. Bunun için hiç ertelemeden İmralı’nın kapılarını açmak, Kürt ve Türk halkının ilişkilerini, kurucu Önderlik olarak ifadelendirilen bu Önderlik gerçekliği ile birlikte ortak akıl ile inşa etmek gerekir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Sahne ışıkları altında emperyalizm

Sonraki Haber

Gülistan’ın failleri belli, tutuklama yok!

Sonraki Haber

Gülistan'ın failleri belli, tutuklama yok!

SON HABERLER

Gülistan’ın failleri belli, tutuklama yok!

Yazar: Yeni Yaşam
13 Şubat 2026

Türkiye’nin strateji yoksunluğu

Yazar: Yeni Yaşam
13 Şubat 2026

Sahne ışıkları altında emperyalizm

Yazar: Yeni Yaşam
13 Şubat 2026

Kürtler: Yeni Ortadoğu ve kirli hesaplar

Yazar: Yeni Yaşam
13 Şubat 2026

Diken üstündeyiz

Yazar: Yeni Yaşam
13 Şubat 2026

Serhildanlar ve Kürt diplomasisi

Yazar: Yeni Yaşam
13 Şubat 2026

Halklar Karavanı aktivisti: Türkiye’de cinsel şiddete maruz kaldık

Yazar: Yeni Yaşam
12 Şubat 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır