32 yıldır tutsak olan Mehmet Akpolat’ın annesi Hanife Akpolat, oğlunun yıllardır süren tutsaklığını, cezaevi koşullarını ve yaşadıkları ağır süreci anlatarak ‘Barış olsun, çocuklarımız yaşasın ve özgürlüğüne kavuşsun’ çağrısında bulundu
İstanbul’da gözaltına alınan ve 18 Temmuz 1995’te tutuklanan Mehmet Akpolat, 32 yıldır cezaevinde. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) yargılanan ve “ülke topraklarının bir kısmını ayırmak” suçlamasıyla yargılanan Akpolat’a, sekiz yıl süren davanın sonucunda önce idam cezası verildi, ardından ömür boyu hapse çevrildi. Yargıtay, cezayı 2003’te onayınca dava, Akpolat’ın avukatları tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşındı; ancak başvuru reddedildi.
Şimdiye kadar sırasıyla Bayrampaşa, Ümraniye, Ermenek, Siirt, Diyarbakır, Muş, Rize ve Bolu cezaevlerinde tutulan Akpolat, 25 yıldır tek kişilik hücrede tutuluyor.
32 yıldır cezaevinde rehin tutulan oğlunun kaldığı cezaevleri arasında mekik dokuyan Hanife Akpolat, yaşadıkları süreci anlattı.
‘İşkenceden kaynaklı sağlık sorunları var’
2002 yılında oğluna verilen idam cezasını öğrendiği sırada DGM koridorlarında baygınlık geçirdiğini ve gözlerini hastanede açtığını söyleyen Hanife Akpolat, o günü şöyle anlattı:
“Oğlumun tutuklandıktan sonra yaklaşık bir buçuk ay işkence gördüğünü yıllar sonra öğrendim. Bu süreçte ağır sağlık sorunları yaşadı. İşkence sırasında oğluma elektrik verildi ve ciddi fiziksel zararlar oluştu. İşkence sırasında oğlumun testisleri patlatıldı ve bu nedenle birçok ameliyat geçirdi.
Oğlum bugün kalp, böbrek, mide ve eklem rahatsızlıklarının yanı sıra romatizma ile astım gibi hastalıklarla mücadele ediyor. Bütün bu sağlık sorunları işkenceden kaynaklı ortaya çıktı.”
Sürgün ve bitmeyen yolculuk
Oğlunun cezaevleri arasında sürekli sürgün edildiğini belirten Hanife Akpolat, yaşadığı zorlukları şöyle dile getirdi: “Bayrampaşa’dan aldılar, Ermenek’e götürdüler. Ermenek neresi bilmiyordum, nasıl gidileceğini de bilmiyordum. Sora sora gittim. Cezaevi dağın başındaydı. Ne maddi gücüm vardı ne de yol biliyordum. Ama gittim. Sonra Siirt’e, Diyarbakır’a, Muş’a, Rize’ye… Her seferinde yeniden yollara düştüm. Her seferinde yalnızdım. Akrabalarım bile uzaklaştı. ‘Bize zarar gelir’ diye herkes sırtını döndü. Ben tek başıma kaldım ama oğlumdan vazgeçmedim.”
‘Yıllardır tek başına bir hücrede kalıyor’
Hanife Akpolat, oğlunun uzun yıllardır tek kişilik hücrede tutulduğunu vurgulayarak bu durumun hem fiziksel hem psikolojik etkilerine dikkat çekti:
“25 yıldır tek başına hücrede kalıyor. Hücresi iki kat yerin altında; nemli ve havasız. Bir insan bu şartlarda nasıl yaşar? Yanında konuşacağı kimse yok. Bir insan sesi duymadan, bir insan yüzü görmeden yıllarca nasıl dayanır? Zaten hastalıkları var. Bir de yalnızlık eklenince insanın ayakta kalması mucize. Ben her görüşte ona bakıyorum, biraz daha erimiş gibi geliyor bana. Ama yine de bana ‘İyiyim, anne’ diyor. ‘Doktora gidelim’ diyorum, ‘Götürmüyorlar’ diyor. ‘Süt iç, kendine dikkat et’ diyorum, ‘Para yok’ diyor. Su parası, yemek parası, her şeyi bizden alıyorlar. Ama para versek bile eline geçmiyor.”
‘Biz annelerin tek talebi barış’
Barış çağrısı da yapan Hanife Akpolat, şunları söyledi:
“Biz annelerin talebi aynıdır: Barış olsun. Çocuklarımız yaşasın. Herkes evine, ailesine kavuşsun. Ötekileştirme olmasın. Biz birlikte yaşamak istiyoruz. Başta Önder Apo olmak üzere bütün çocuklarımız özgürlüğüne kavuşsun. Her şeyden önce Önder Apo bizim kırmızı çizgimizdir. O özgür olmadan kimse özgür olamaz. Benim oğlum gibi binlerce insan var; hepsi için istiyorum. Ne anneler ağlasın ne çocuklar ölsün. Artık bu acı bitsin.”
Kaynak: ANF









