Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’ndeki kadın tutsakları ziyaret eden DEM Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, tutsakların ciddi hak ihlalleriyle karşı karşıya olduğunu belirterek, Gözlem ve İdare Kurulları’nın kaldırılması gerektiğini vurguladı
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik sürdürülen ağırlaştırılmış tecrit politikası, diğer cezaevlerine de yansıyarak hak ihlallerinin yaygınlaşmasına neden oluyor. Son dönemlerde Abdullah Öcalan ile bazı sınırlı görüşmeler yapılsa da tecrit uygulaması hâlâ sürmekte. Özellikle “kuyu tipi” olarak adlandırılan S ve Y tipi yüksek güvenlikli cezaevlerinde tutsakların yaşam koşulları ciddi biçimde kötüleşiyor. Bunun yanı sıra, İdare ve Gözlem Kurulları, tahliyesi yaklaşan tutsakların serbest bırakılmasını çeşitli gerekçelerle ertelerken, “pişmanlık” sorgulaması üzerinden karar alma pratiği devam ettiriliyor.
8 Mart ve 21 Mart tarihi arasında Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan tutsakları ziyaret eden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir milletvekili Burcugül Çubuk, tutsakların aktardığı hak ihlallerine dair konuştu.
‘Kadın iradesi orada’
8 Mart ve 21 Mart arası Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan tutsakları ziyaret eden DEM Parti İzmir milletvekili Burcugül Çubuk, bütün kadın tutsakların, 8 Mart Kadınlar Günü’nü ve 21 Mart Newroz’unu kutladığını ifade ederek, tutsakların tüm kadınlara selam söylediğini aktardı. Burcugül Çubuk, tutsakların süreci yakından takip etmeye çalıştıklarını ve bu konuya ilgilerinin yoğun olduğunu kaydederek, “Zihinler mahpusta değil, öncelikle bunu söylemek gerek. O devrimci iradenin, kadın iradesinin orada yaşadığını görüyoruz. Bazı temel sorunlar var. Öncelikle hapishaneye girişte kimi uygulamalar sıkıntılı. Son süreçte tutuklanan Mehtap Alişan, örneğin on gün eşyaları verilmemiş. Çeşitli bahanelerle birçok ihtiyacı sağlanmamış. Eğer koğuşta birlikte kaldığı diğer kadınlar olmasa üzerinde hiçbir şey olmayacaktı. Siyasi mahpusların olduğu koğuşlarda dayanışma var fakat diğer koğuşlarda bu keyfi uygulamalar özellikle kadın mahpuslar için çok ciddi bir hak ihlaline dönüşüyor, eziyete dönüşüyor. Şakran’da dönem dönem hapishaneye girişte çıplak aramada var. Her gelene bunu denediklerini, yıldırmaya çalıştıklarını, zorla yaptıkları durumlar olduğunu biliyoruz” dedi.
Kurul raporları önceden hazırlıyor
Gözlem ve İdare Kurullarına dair sorunlara değinen Burcugül Çubuk, kurulların mahkeme yerine çalıştığını ve kurulda yer alanların hukuki bir eğitimlerinin olmadığını dile getirerek, “Eğitimi olmayan insanlarla kurulmuş bir kurulun insanların ‘iyi hal’li ya da ‘kötü hal’l olduğunu, dışarı çıkıp çıkamayacağını değerlendirmesi yanlıştır. En nihayetinde infaz mahkemeleri varken GİK yanlıştır. Zaten ellerinde bir ön rapor olduğu söyleniyor. 70-80 yaşındaki bir mahpusun örneğin, anadili olmayan bir dille iletişim kurmaya zorlayıp ondan sonra da ‘kaba’ bulunduğu için infazının ertelendiği gibi şeyler görmüştük. İdare ve Gözlem Kurulu raporlarını zaten kurula çıkmadan önce hazırlandığı için kurula çıkmanın manasız olduğunu aktardılar. Bir mahpusun cezası rutin bir şekilde 3 ayda bir erteleniyor. Bir başka mahpus da çıkmadığı İdare ve Gözlem Kurulu raporu sonucunda şöyle yazılmış; ‘Eğer kurula çıksaydı, bu soruya cevap vermekten kaçınacağı için’ demişler. Soru ne? ‘PKK bir terör örgütü müdür?, Pişman mısınız?’ başka bir mahpusa kurulda bunlar sorulmadığı halde, kararda bunlar sorulmuş ve cevap vermekten kaçınmış şeklinde düzenlenmiş. Bunun gibi İdare ve Gözlem Kurullarının tuhaf işleyişleri var ortada” şeklinde konuştu.
Çift kelepçe uygulamaları
Gözlem ve İdare Kurulları’nın, cezaları tutsaklar kurula çıkmadan aylar önce bir gerekçeyle ertelediklerini söyleyen Burcugül Çubuk, daha önce cezayı ertelemeye neden olan gerekçelerin sonrasında tekrar kullanıldığını dile getirdi. Burcugül Çubuk, “Şakran’da kadınların ne giyeceğine karışılıyor. Örneğin dine dair okuma yapmak isterseniz, belli bir düşünce sistematiğinin dışına çıkarak okuma yapmak isterseniz cezaevi imamı bu kitapları okumanın sakıncalı olduğunu söylüyor. Zaten fiilen kitap yasağı uyguluyorlar. Yani hapishaneye gelen kitapların yasak olup olmadığı önemli değil. Onlara göre sakıncalı. Örneğin Zapatistaları anlatan bir kitapta ‘gerilla’ kelimesi geçtiği için kitap verilmiyor. Türkiye’yle, Kürdistan’la ilgisi yok kitabın. Bu kitap artık o hapishaneye giremiyor. Hastaneye gidişler sıkıntılı, çift kelepçe uygulamaları var. Görüştüğümüz arkadaşlar kendi sorunlarından ziyade dışarıda ne olduğunu ve diğer hapishanelerdeki sorunları, diğer arkadaşlarının sorunlarını anlattılar. Hasta mahpuslardan özellikle bahsettiler. Şakran’da ağırlaştırılmış mahpuslar, buna uygun hazırlanmış hücrelerde tutulmuyor” diye konuştu.
Hastane ve revir süreçleri sorunlu
Burcugül Çubuk, hasta tutsak Fatma Özbay’ın ilaçlarının düzenli verilmediğini, düzenli kontrollere götürülmediğini paylaşarak hastaneye gitmelerin çok sorunlu olduğunu ve tutsakların revire çıkarılmasına dair de sıkıntı yaşadıklarını, cezaevi yönetiminin ‘çok acil değilse götürmeyiz’ dediğini söyledi. Burcugül Çubuk, “Bayılması, başını çarpması vesaire, çok ciddiye alınan şeyler değil. Bunlar mahpusların aktarımları, idareye sorduğumuzda, ‘öyle değil, biz gerekeni hemen yaptık’ diyorlar. Fakat ciddi anlamda hiçbir şeye erişmedikleri bir durum var. Hijyen için gerekli malzemeleri, gerekli miktarda alamıyorlar. Bir mahpus, ‘vileda sopalarını ölçmüşler, hepimizi fıtık yapacak ölçüde vermişler bize’ dedi. Günlük hayatın tamamını çileye çevrilmiş açıkçası. Ev içerisine hapsedilen bir kadın ne yaşıyorsa aynısını orada da yaşıyor. Kadınlar için kurulmuş bir sistem var, bu sistemi kadın gardiyanlar ve kadın müdürler üzerinde devam ettiriyorlar” şeklinde konuştu.
Suçlu üreten bir ülke
Burcugül Çubuk, son olarak S,Y, R kuyu tipi cezaevlerinde ağır tecrit koşullarının işletildiğine dikkat çekerek tutsakların bu cezaevlerinde kabul edilemeyecek koşullarda kaldığını sözlerine ekledi. Burcugül Çubuk, “Suçlu üreten bir ülkede yaşıyoruz. Şakran kampüsünün içerisinde yeni hapishaneler yapılıyor. O nedenle bir hapishane ve cezalandırma sisteminin değişmesi gerekiyor. Biz zaten terörle mücadele kanunun özel olarak değişmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca Pvsk (Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu) ve 2911’e dair de düzenlemeler yapılmak zorunda. Çünkü bunların hiçbirisi hak koruyan değil tam tersine saldıran düzenlemeler. Bunun dışında da birçok şeyi düzeltmek lazım. Bazı yaptırımlar farklı şekilde işlenebilir. Fakat hapsetmek, hapiste posasını çıkarıp dışarı salmak sonra tekrar hapsetmek sitemin daha çok işine yarıyor gibi. Çünkü meclisten çıkan her infaz düzenlemesinden sonra salıverilenlerin yüzde 70’i tekrar hapishaneye dönüyor. Ortada bir döngü var, bir suç üretme mekaniği var ve bunların tek tek insanların suçu olmadığı belli. Bir bataklık yaratırsanız neden sinek var diyemezsiniz” dedi.
Haber: Nazlıcan Nujin Yıldız / JINNEWS