Avukat Abdulselam Duran, umut ilkesi için Anayasa’nın 90’ıncı maddesi bağlamında yasal değişikliğe ihtiyaç olmadan düzenlemenin yapılabileceğini belirterek, ‘Yeterli bir siyasi irade, bağımsız bir yargı zemininin oluşması yeterlidir’ dedi
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ardından başlayan süreç, Kürt Özgürlük Hareketi tarafından atılan peş peşe adımları ardından, 24 Kasım’da Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ndan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) birer üye İmralı Adası’na giderek Abdullah Öcalan’la görüşme gerçekleştirdi. Yapılan bu görüşme tıkanan sürecin yeniden bir başlangıç olarak değerlendirirken aynı zamanda Meclis ilk defa Kürt sorununda Abdullah Öcalan’ı resmi düzeyde baş müzakereci olarak tanıdı. Görüşmeye dair değerlendirmede bulunan Avukat Abdulselam Duran, görüşmenin tarihi öneme sahip olduğunu söyledi.
‘Görüşme bir başlangıç noktası’
Duran, gelinen aşamada komisyonun Abdullah Öcalan’la görüşmesini “olumlu” bulduğunu, görüşmenin “tarihi bir öneme” sahip olduğunun altını çizerek, “Bu bakımdan eğer sonraki adımların da atılmasına vesile olacaksa bu görüşmenin bir başlangıç noktası olduğunu düşünüyorum. Bu tarihi dönemeçte CHP’nin de en azından bu sorumluluğun bilincinde olarak hareket etmesi gerekiyor. CHP’nin daha önceki kayyımlarından karşı sessiz tutumunda tutalım, ‘anayasa aykırıdır ama evet diyeceğiz’ söylemi hala bu toplum unutmadı. Bugün CHP bu tarihi fırsatı bertaraf etmesi, ‘bize yönelik hukuksuzluk var, biz samimi görmüyoruz’ şeklinde basit, pragmatist yaklaşması doğru değil. Diğer yandan CHP’nin burada çok kilit bir rol oynadığı ve önemsendiği ortadadır” diye konuştu.
‘Çözüm için atılan ilk adım’
Komisyonun Abdullah Öcalan’la görüşmesini “başlangıç” olarak niteleyen diyen Duran, Kürt sorununun çözümünde “atılmış ilk adım” olarak değerlendirdi. Duran, “Komisyon görüşmesi elbette önemli ancak, bugünden sonra yapılması gereken anayasal ve yasal düzlemde bu sorunların çözümü noktasında gerekli altyapıyı hazırlamak, gerekli yasal düzenlemeleri hazırlamaktır. Bu hukuki zemin oluştuktan sonra sorunların çözümü daha büyük bir ivme kazanacak ve sonuç alma noktasında da daha başarılı olacaktır. Gerekli hukuki ve politik altyapının artık yasal düzlemde meclis çalışmaları kapsamında komisyonlar çerçevesinde başlaması gerekiyor. 1921, 1924, 1960, 1982 anayasası, darbe anayasası hala binlerce kez yamanmasına rağmen hala dökülüyor. Bu anayasayla hukuki düzenlemelerin başarıya ulaşması mümkün değil. Öncelikle bir yasal güvencenin oluşması, anayasal güvencenin oluşması lazımdır. Dolayısıyla burada bir anayasa değişikliği şarttır. Demokratik bir anayasanın bütün kesimlerini kucaklayabileceği, bütün kesimlerin kendilerini ait hissedebileceği bir anayasal değişikliğin gerçekleşmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘Anayasa’nın 90’ıncı maddesi yeterli’
Umut hakkı konusunda Anayasa’nın 90’ıncı maddesi bağlamında yasal değişikliğe ihtiyaç olmadan düzenlemenin yapılabileceğini belirten Duran, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 46’ncı maddesi var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce (AİHM) verilen hükümlerin üye devletleri, taraf devletleri bağlayacağını şart koşar. AİHM’in kararlarına uyulmamasının çeşitli durumları var. Uyarma var, kınama var. Son olarak yaptırım ve Avrupa Konseyi’nden (AK) çıkarma var. Bugüne kadar AK’den çıkarmaya en yakın ülke Türkiye olmuş. Özellikle Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala kararları bağlamında yine Abdullah Öcalan’ın ihlal kararının uygulanması bakımından yine aynı cevabı vermek durumundayım. Türkiye zaten AİHM’in verdiği ihlal kararlarının gereğini yerine getirmek zorunda. Dolayısıyla bunun için ayrı bir düzenlemeye gerek yok. Yeterli bir siyasi irade, bağımsız bir yargı zemininin oluşması yeterlidir. Esasen bütün bu sorunun kaynağında da hukuka uyulup uyulmaması noktasında düğümleniyor. Avrupa Birliği’ne (AB) yönünü dönmüş, AİHS’ inin bağlayıcılığını kabul etmiş bir ülkenin hukuken ‘ben bu kararı uygulamıyorum’ demesi keyfidir. Hukuk dışıdır” dedi.
‘Bütüncül hukuk esas alınmalı’
Abdullah Öcalan’ın, “Kürt sorunu bütüncül hukukla çözülebilir” değerlendirmesine atıfta bulunan Duran şunları söyledi: “Hukuk tarihinde, hukuk felsefesi tarihinde ya da insan hakları literatüründe hukuka dair, kaynağına dair 2 temel yaklaşım var: Bir tanesi pozitif hukuk, diğeri doğal hukuk. Pozitif hukuk dediğimiz şey devletin koyduğu kuralların bütünü; kanunu, anayasası, yönetmeliği, tüzüğü, kaynağını devletin koyduğu kurallardan alır. Doğal hukuksa kaynağını yazılı kuralların ötesinde doğadan, insandan, ahlaktan, adalet ilkelerinden alır. Bütüncül hukuk bu anlamda doğal hukukun bir parçası olarak değerlendirilebilir. Çünkü bütüncül hukuk hem normatif hukuku hem pozitif hukuku esas alırken diğer yandan da toplumun tarihini, kültürünü, sosyolojisini hatta yerel gelenek göreneklerini, insani özelliklerini, tarihsel geçmişini ve koşullarını, hukuk yaptırımına maruz kalan insanın psikolojisini, aile geçmişini, çevre koşullarını dikkate alarak hukuku yorumlar. Hukukun kaynağının burada olduğunu söyler. Bütüncül hukuk kavramsal olarak yeni olmasına rağmen toplumun yapısını dikkate alan hukuk sistemidir. Toplumun ahlakını, evrensel ilkeleri ve diğer yandan da yerel ilkeleri dikkate alan bir hukuk sistemidir. İnsanı, adaleti merkeze alır. Demokratik entegrasyon dahil olmak üzere çok sayıda sistemi de içinde barındırır ama özü itibariyle normatif hukuktan, pozitif hukuktan farklı olarak şunu söyler; hukuka, hukuk yaptırımına maruz kalan insanın toplumsal koşullarından bağımsız olarak hukuka maruz kalması adalet ilkeleriyle, vicdani ilkelerle, insani duygularla da bağdaşmaz. Önümüzdeki süreçte yapılması planlanan hukuk düzenlemelerinde de bütüncül hukukun bu kapsamda esas alınması kaçınılmazdır. Hem insani ilişkiler, hem sosyolojik ilişkiler, hem tarihsel koşullar gözetilmeden yapılacak düzenlemelerin bu sürece katkı sunmayacağı düşüncesindeyim.”
Haber: Mehmet Güleş / MA









