• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
3 Ocak 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Bahadır Altan

Yanlışta ısrar sadece zararı büyütür…

3 Ocak 2026 Cumartesi - 00:00
Kategori: Bahadır Altan, Yazarlar

Uluslararası ilişkilerde devletlerin güvenirliğini, dolayısıyla itibarını belirleyen en önemli ölçü dış ilişkilerindeki tutarlılığı olsa gerek. Şimdilerde Trump yönetimindeki ABD dış politikası, aslında emperyalist-kapitalist sistemin saldırgan özüne uysa da orta çağın krallıklarını, padişahlıklarını aratmayan kötülükleriyle çağ dışı bir örnek. Erdoğan yönetimindeki Türkiye’nin dış ilişkileri ise Trump’tan çok daha önce başlayan zikzakları ve çelişkileriyle bence ikinciliği kimseye kaptırmaz.

Son 20 yıllık dönemde NATO üyesi bir ülke olmasına rağmen Rusya’ya Akkuyu Nükleer santralini sunması ve ardından Rus S-400 füze sistemini satın alması, Rusya’yla iyi ilişkiler sürdürürken Ukrayna’ya İHA-SİHA satması, Libya’da “dostu” Kaddafi’ye yönelik operasyona savaş gemileriyle destek vermesi, Mısır’da darbeci diye görüşmediği iktidarla kısa süre sonra kol kola girmesi, İsrail’i en yüksek perdeden eleştirirken ticareti, hatta demir çelik sevkiyatını sürdürmesi, Irak’tan yasadışı petrol sevkiyatı nedeniyle uluslararası mahkemelerde büyük tazminatlara mahkum edilmesi, kendi ürettiği uçak ve silahlarla övünürken ikinci el savaş uçağı satın almak için kapı kapı dolaşması gibi çelişkilerin sonu gelmiyor. Bunları iç kamuoyunda perdelemeyi başarsa da uluslararası kamuoyunda ciddiye alınmadığımızı ve güvenilirlikte dibe vurmuş durumda olduğumuzu söylemek mümkün.

Bu çelişkilerin belirgin sonuçları ise Suriye’ye yönelik dış politikada görünür oluyor. “Kardeşim Esad” söyleminin ardından rüzgâr değişince ABD ile beraber şeriatçı IŞİD ve türevlerine destek vermesi, Salih Müslim’le görüşmeler sürerken bir günde YPG’nin terör örgütü olarak ilan edilmesi gibi keskin dönüşler, Esad’ın devrilmesiyle başka bir boyuta ulaştı. Batının “Terör Örgütü” olarak ilan ettiği HTŞ, Suriye’de iktidar olunca sırtı sıvazlanan bu çizgi, artık Suriye’nin iç işlerine müdahale eden ve  bir arada yaşama iradesine ipotek koyan bir rol oynuyor.

Türkiye, IŞİD’e karşı verilen savaşta on binlerce evladını kaybetmiş Suriye Demokratik Güçlerini (SDG) “Terörist” olarak isimlendiren dünyadaki tek devlet olmayı inatla sürdürüyor. Rojava’da imha ettiği tünellerin uzunluğunun 741 kilometre olduğunu övünerek açıklıyor. IŞİD’e karşı kendilerini savunmak amacıyla kazdıkları bu Tünellerden ucu Türkiye’ye çıkan tek örnek olmamasına rağmen, bunu SDG’nin “teröristliğinin” delili olarak sunuyor. Ama asıl çelişki bu da değil.

Türkiye, suların hala durulmadığı, İslamcı çetelerin her geçen gün, başta Aleviler olmak üzere halklara yönelik katliamlar yaptığı bir ortamda SDG güçlerinin, Suriye ordusuna “tek tek” katılarak “entegre” olmasını istiyor. Türk Dışişleri Bakanlığı hem de acele ederek SDG’ye süre veriyor; “sabrımız tükeniyor” tehditleri savurmaktan da geri durmuyor. İsrail müdahalelerine de zemin hazırlayan bu çelişkinin yamanlığı, tam da burada açığa çıkıyor:

Mademki SDG “teröristtir” sayıları 80 binin üzerindeki bu savaşçıların, tek tek yeni Suriye ordusuna katılımı nasıl istenebilir? İçinde teröristler barındıran bir ordunun o ülkeye hayrı olabilir mi? Hakan Fidan’ın bu soruya yanıtı elbette yok! Çünkü Türkiye, bütün politikasını bu gerçeğe aykırı tanımlama üzerine kurdu. Bu gerekçeyle Suriye topraklarına girip karakollar kurdu, radikal İslamcı çeteleri örgütleyip besledi, maaşlarını ödedi, büyüttü; yatırımlar yaptı, hatta okullar açtı. Dolayısıyla asker bulundurulan bu 30 kilometrelik Suriye toprağına da “terörden arındırılmış bölge” adını verdi. Hatta Afrin’de, köylülerin büyük emeklerle yetiştidiği zeytin ağaçları sökülerek Türkiye’ye getirilip süs bitkisi yapıldı!

Şimdi Colani (Şara) ve Mazlum Abdi her şeye ve farklılıklarına rağmen birlikte yaşama iradesinde ortaklaşırsa, yabancı silahlı güçlerin ülkeyi terk etmeleri ilk talepleri olacaktır. Ve mademki “bir karış toprağında gözümüz yok” deniyordu, o halde Türkiye kendi sınırlarına geri çekilmek zorunda kalacaktır. Erdoğan’ın kendi tabanına yaptığı “toprak kazandırma” propagandası da boşa düşecek elbette…

Her şeye rağmen yanlıştan dönmek mümkündür ve aslında başka da yol kalmamıştır. Çünkü bu tutarsızlık artık taşınacak boyutu çoktan aşmış, mızrak çuvaldan taşmıştır. Türkiye için gerçeği kabullenmekten başka çare yoktur. Dış politikadaki bu yanlış temele rağmen içerde yürütülen sürecin başarı şansı da olamaz.

SDG, AKP-MHP iktidarı dışında bütün ülkelerin kabul ettiği gibi, sadece Kürtlerin de değil, Suriye’de IŞİD çetelerinin saldırdığı herkesin yaşamını savunurken on binlerce savaşçısını kaybetmiş bir güçtür. Bu savaş sırasında ABD’den destek alması bu gerçeği değiştirmiyor. Üstelik sadece Suriye’de değil bütün bölgede, kadınların aktif rol aldığı tek seküler yapıdır. Gerçeğe aykırı tanımlamalarla kurulan dış ilişkiler, yanlışta ısrar ederek doğru bir zemine getirilemez. Bu tutum tam da İsrail ve ABD’nin istediği, Kürtleri, Bağımsız Kürdistan Devleti kurmaya zorlamaktır. Artık bu yanlıştan dönmenin, gerçeği kabul etmenin zamanıdır. Suriye’nin geleceğine, Trump, Netanyahu veya Erdoğan değil Suriye halkları karar vermelidir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Devrim emekçisi Hüseyin Aykol yoldaşımızı mücadelemizde yaşatacağız!

Sonraki Haber

Dosya açık, adalet kapalı: Gülistan Doku nerede?

Sonraki Haber

Dosya açık, adalet kapalı: Gülistan Doku nerede?

SON HABERLER

Barışı savunanlar cezalandırılmaya devam ediyor

Yazar: Heval Elçi
3 Ocak 2026

Adaletsiz İnfaz!

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
3 Ocak 2026

Dosya açık, adalet kapalı: Gülistan Doku nerede?

Yazar: Heval Elçi
3 Ocak 2026

Yanlışta ısrar sadece zararı büyütür…

Yazar: Heval Elçi
3 Ocak 2026

Devrim emekçisi Hüseyin Aykol yoldaşımızı mücadelemizde yaşatacağız!

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
3 Ocak 2026

Şiirsel bir masal, lirik bir ağıt: Zâkir

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
3 Ocak 2026

Güneşin yükselişi

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
3 Ocak 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır