• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
23 Ocak 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Hasan Kılıç

Yapay karşıtlık gerçek ortaklık

23 Ocak 2026 Cuma - 00:00
Kategori: Hasan Kılıç, Yazarlar

2026 yılının ilk ayında, Türkiye’nin nabzı Suriye’de ve Kuzey-Doğu Suriye’de attı. Geçici Şam Hükümeti ve bileşenlerinin Halep’in Kürt ve Süryani mahallelerine başlattığı saldırı genişleyerek Deyrezor, Rakka ve birçok yere sıçradı. Ardından 18 Ocak’ta SDG’ye bir anlaşma dayatıldı ve SDG bu anlaşmayı reddederek genel seferberlik ilan edip devrimci halk savaşına hazır olduğunu ilan etti. 20 Ocak’ta ise ateşkese ve anlaşmaya varıldığına dair haberler geldi.

Kısa ama fırtınalı geçen bu günlerde Türkiye’de yaşananlar uğursuz bir ortaklığı tekrar gün yüzüne çıkardı. Türk akademilerinde okutulan ve Türkiye siyasi tarihi derslerinde İslamcılık ile Ulusalcılık, temel (ama yapay) ideolojik-kültürel-sosyolojik çelişki olarak sunuluyor. Ama bu, bir yanılgı olarak gerçeklikte karşılığını buluyor. Aynı gün hem ‘ümmet’ vurgusu yapan hesapların hem de ‘vatan-millet’ diyen ulusalcı figürlerin Kürtler hakkında aynı dili kullandığını gördük. Oysa bu iki kesim arasında uzlaşmaz çelişkiler değil, üstün olma rekabeti var. Dolayısıyla yapay bir karşıtlık içinde olan bu kesimler, gerçek bir ortaklıkta birleşiyorlar: Kürt karşıtı uğursuz ortaklık.

Bu uğursuz ortaklığın iki sosyo-politik kesim var. Bu iki kesimin kesiştiği zemin Kürt karşıtlığıdır. Bu karşıtlık salt siyasi rekabet ya da maddi üstünlükle sınırlı değil; bunlar ikincil meseleler. Birincil mesele yalnızca siyasi tercihler değil; kimliğin, aidiyetin ve korkunun birlikte çalıştığı bir refleksin hızla ortaya çıkmasıdır. Bu ortaklık Kürt ile Türk arasında ters korelasyon kuruyor. Kürdün güçlenmesini Türkün tehdidi olarak kodlayan bir psiko-politik (şizofrenik) durum söz konusu.

Bu ortaklık 2026 yılının ilk günlerinde ortaya çıktı. Lümpen İslamcı çevreler “temizlik” çağrılarıyla “bunlar daha iyi günleriniz” tehditleri arasında Kürtleri hedef gösterdiler. “Furkan günleri” diyerek hak ve batıl olana işaret ettiler ve açık şekilde Kürtlere yöneldiler. Bu çevrelerde, Kürtleri hedef alan bir dil hızla yaygınlaştı. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nden ötürü bir süredir içlerine attıkları kin ve nefreti dışarı saldılar.

Peki bunları Müslümanlar ve İslamcılar içinde lümpen yapan nedir? Bu kategoride olmalarının davranışsal göstergeleri nelerdir? Lümpen İslamcılar son yıllarda sınıfsal olarak kendi ideolojik-dinsel çeperlerine göre daha üste geçtiler ve bu geçişle ciddi bir konfor elde ettiler. Emek ya da değer eksenli üretim yerine, bulundukları konumun konforuyla duygu, fikir ve gerçekliği tüketir hale geldiler. Ulusalcılar ise zaten varlıklarını Kürt karşıtlığı üzerinden kurmuşlardı. Buna ek olarak son yirmi yılda sadece siyasi alanda değil kültürel, iktisadi, sosyal alanlarda da Kürtlerin daha görünür olması ve daha iyi şartlar elde etmesiyle uğursuz ortaklıktaki yerlerine daha çok sarıldılar. İşte sözüm ona en “diplomat” ve “siyasetçisi” bile (Namık Tan) Orta Doğu’nun en seküler halkına Selefiler tarafından yapılanlarla ilgili çıkıp “Suriye’deki gelişmelerin olumlu sonuçlara kapı araladığını düşünüyoruz” gibi kan donduran bir cümle kullanabiliyor.

Burada asıl sorulardan biri akla geliyor. Soru şudur: Kürde karşı kimin safında yer alıyorlar? HTŞ’ye bağlı gruplardan oluşan geçici Şam yönetiminden yana saf tutuyorlar. İdeolojisi Selefiliğe dayanan, tekfirci mantıkla bağlantılı olan bir siyasi aktörü destekliyorlar. Aslında ideoloji-inanç dünyasında hem İslamcılar hem de Ulusalcılar için bir tehdit olan yaklaşımı Kürde karşı tutuyorlar.

Bu ortaklığa dair genişçe tartışılması gereken ama burada kısaca değineceğimiz bir mesele daha var. Bunları bir araya getiren motivasyonlardan biri sınıfsal gerçekliktir.  Ulusalcılar orta-üst sınıf pozisyonlarını uzun süredir işgal etmiş durumdalar. AKP ile bir kısım İslamcı da orta-üst sınıf pozisyonlarına yerleşti. Bir süre aralarında bu yerleşmelerden dolayı sürtüşmeler olsa da bu kavga hem soğumaya başladı hem de Kürdün yerleşme ihtimali doğunca bir araya gelme durumları oluştu.

Peki bu manzarada en genel hatlarıyla Kürtler ne gördü, hissetti ve hangi çıkarımlarda bulundu?

Birincisi Kürtler, Türkiye’nin kendileriyle değil Selefi bir aktörle stratejik ilişki kurduğunu gördü. Bu, bilişsel bir kırılmaya zemin hazırladı.

İkincisi Kürtler, Suriye’de çatışmaların başlamasıyla Türkiye’de ortaya saçılan ayrımcı, ırkçı, Kürt karşıtı fanatizme tanık oldu. DEM Parti Eşgenel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın dediği gibi sonuçlarını gelecekte göreceğimiz büyük bir duygusal kırılma yaşandı.

Üçüncüsü Kürtler, Paris Anlaşmasıyla saldırılara izin verildiğini, ABD-İsrail-Fransa gibi ülkelerin onayıyla kendilerine saldırı yapıldığını ve esas çıkar yolun direniş ve devrimci-demokrat dayanışma olduğunu gördü.

Bu çıkarımların mimarı Kürtler değil, Türkiye’deki iktidar ve desteklediği Suriye’deki yapılardır. Bu bir etki-tepki meselesidir. Sosyo-politik her mesele gibi muhakkak hayata yansımaları olacaktır. Eğer bir onarım isteniyorsa, Kürtler için genel geçer iyi dilekler ve temennilerde bulunmaktan fazlası yapılmalı; yerel demokrasi, eşit yurttaşlık ve evrensel hukukla güvenceye alınmış siyasal düzen inşa edilmeli.

Son olarak unutulmamalı ki, lümpen İslamcıların ve ulusalcıların uğursuz ortaklığı, yalnızca Kürtleri değil, birlikte yaşama iddiası olan herkesin geleceğini ilgilendiriyor. Bu ayrı bir yazının konusu…

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Rojava, Gazze ve karakol düzeni: Ortadoğu’da kim kimi koruyor?

Sonraki Haber

Ortadoğu’da derinleşen savaş, Kürt eksenli kuşatma

Sonraki Haber

Ortadoğu’da derinleşen savaş, Kürt eksenli kuşatma

SON HABERLER

Hesekê ayakta: Halk kentini savunuyor | Foto Galeri

Yazar: Bedri Adanır
23 Ocak 2026

Kürt sektörü

Yazar: Aziz Oruç
23 Ocak 2026

Romanlar: Demokratik toplum eşit yurttaşlıkla mümkün

Yazar: Aziz Oruç
23 Ocak 2026

Teröristlerle iş birliği

Yazar: Heval Elçi
23 Ocak 2026

Bağımsız Suriye artık Rojava’dır

Yazar: Heval Elçi
23 Ocak 2026

Ortadoğu’da derinleşen savaş, Kürt eksenli kuşatma

Yazar: Heval Elçi
23 Ocak 2026

Yapay karşıtlık gerçek ortaklık

Yazar: Heval Elçi
23 Ocak 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır