“Bahar geldi arkadaşlar, yoncalar biçilecek
Liderlerin en güzeli ÖCALAN bir çiçek
Düğün dernek içinde ÖCALAN, Halfeti’ye gelecek.”
Bu şiiri İmralı Sekreteryası’ndan Çetin Arkaş, Amara Festival Günleri çerçevesinde düzenlenen Amara Köyü buluşmasında yaptığı konuşmada okudu. Şiiri dikkat çekici kılan şey sadece Öcalan’a duyulan bir özlemin dile gelmesi değildi; şiir 91 yaşındaki Halfetili ve Türkmen bir ananın, hasta yatağından bugün için okuduğu bir şiir olmasıydı. Bir ana hasta yatağında ancak hayatı boyunca anlam yüklediği ve hasret kaldığı biri için bu şiiri yazabilir. Bir ana, tıpkı Üveyş Ana gibi tüm analara hayırlı evlat olmayı başarmış biri için bu şiiri yazabilir. Bir ana aynı yıllanmış ömrüyle, tarihi konuşturarak kolektif hafızayı temsilen böyle bir şiiri yazabilir.
4 Nisan buluşmaları için bu yıl herkesin gördüğü kolektif şey nedir diye sorulsa sanırım herkesin aklında, hafızasında, duygusunda kalan öncelikli şey anaların yılmadan, büyük bir coşkuyla bu yılki etkinliğe katılım sağlamasıydı derim. Analar Kürdistan’ın her yerinden kesk û sor û zer renkleriyle önce Halfeti’de düzenlenen festivale, sonra da Amara’daki köy buluşmasına akın ettiler. Alkış ve sloganlarla evin bahçesinde karşılanan anaların Önder Apo’nun evinin önündeki portre resimleri zafer işaretleriyle karşılayıp, öpmeleri dikkat çekiciydi. Bir ara bir ana baygınlık geçirince, kitleden birinin kendi kendine; “yaşlı ve hasta analar gelmese iyi olurdu, sağlıkları el vermiyor” demesiyle o esna da oradan geçen yaşını almış bir ananın buna tepkisi de bir gerçeği anlamaya ve anlatmaya yeterli oldu; “sen kime yaşlı diyorsun, bizim ruhumuz genç.” Her zaman ki gibi analar hayırlı evlatlarına sahip çıkarak, Üveyş Ana’yı selamladılar.
Bu yıl Amara buluşmaları içinden geçtiğimiz zamanın ruhuna denk bir coşku ve kararlılıkla gerçekleşti. 8 Mart’tan başlayıp, Newroz ile devam eden bahar ayı etkinlikleri Kürt halkının Önderlikleri etrafında, ulusal birliği selamladığı, Kürt direnişinden Kürt özgürlüğüne geçiş için hazır olduklarını kolektif bir politik iradeyle ortaya koydukları bir zamanın adı oldu. Kitlesel katılımın aynı zamanda büyük bir kararlılıkla ortaya çıktığı bu etkinliklerde; halkların önderliği Öcalan’ın resimlerinin her yerde olması kadar, kitlenin iradesi olarak sahiplendiği liderliğinin artık fiziki olarak da özgür olmasını haykırması her kesimin iyi okuması gereken mesajlardandır. Bu kararlılık ve ne istediğini bilerek sürece katılma iradesi rengini 4 Nisan buluşmalarına da yansıttı. Bu buluşmanın festival organizasyonuyla devletin de kendince gösterdiği bir hassasiyetle gerçekleşmesi de sürece ve onun kurucu liderliğine yaklaşım açısından önemli olmaktadır.
On binlerce insanın bir gün öncesinden Halfeti’ye gelmesi ve burada düzenlenen festivale katılarak, geceyi de burada geçirmesi çok güçlü bir organizasyon kadar binlerce misafiri ağırlayacak örgütlü bir halkı da gerekli kılar. Sabahın erken saatlerinde Halfeti’ye gelen ve merkezdeki evlerde ve köylerde konaklayan halk festivale büyük bir ilgiyle katılım sağladı. Alana erken saatlerden itibaren bir festival havasının hakim olması oldukça dikkat çekiciydi. Bir yandan çocuk atölyeleri, diğer yandan voleybol ve futbol turnuvaları, açılan yiyecek stantları, yer sofraları paylaşımları, halaylar, sloganlar meydanı tam bir panayır yerine çevirmişti. Bu festivalin en dikkat çekici etkinliklerinden biri de gerçekleşen futbol turnuvasıydı. Hapiste 30 yılını tamamlayıp tahliye olan ve meydandakiler tarafından “ihtiyar delikanlılar” olarak tanımlanan ekibin oluşturduğu futbol takımı neredeyse eşleştiği takımlar tarafından bile sempatiyle karşılanır haldeydi. En son final maçında 30 yıllıklarla Demokratik Kurumlar Platformu karşı karşıya geldi ve maçı 30 yılını hapiste tamamlamış takım kazandı. Turnuvanın şampiyonu olan aynı anda festival etkinlik alanında düzenlenen kadınlar voleybol maçında Önder Apo’nun gençleriyiz dercesine haykıran Amara takımı, her iki rakibini yenerek birinci geldi. Bu takımlara kupaları ve sembolik hediyeleri takdim edildi. Yenen ve yenilen takımlar hep birlikte Önder Apo’nun doğum gününü kutlayarak turnuvayı sonuçlandırmış oldular.
Aynı kitlenin akşam saatlerinde sahnede yer alan İmralı Sekreteryası’ndan Veysi Aktaş’ın yaptığı konuşmayı büyük bir ilgiyle dinlemesi ve sık sık sloganlarla karşılık vermesi konuşmacıyı bile etkiler nitelikteydi. Veysi Aktaş’ın hem ulusal birlik hem de sürecin devam etmesi için gerekli olan yasal düzenlemelerin çıkmasına ve Önder Apo’nun bir an önce fiziki özgürlüğünün sağlanmasına dair anekdotlarla desteklenmiş konuşması, kitlede de yankısını buldu. Festival gecesi yapılan konuşma ve verilen konserlerle meydan mahşeri bir kalabalıkla doldu taştı.
Halfeti’de kutlamaların yapıldığı 3 Nisan gecesinin yağışlı olması 4 Nisan’a dair de bazı kaygılar uyandırmıştı; acaba güneş açacak mıydı? Yine Amara’ya gidişte geçen yılki gibi ziyaretçi kotası uygulanacak mıydı? Geçen yıl Önder Apo’nun 76. doğum gününe gönderme yapılarak sadece 76 kişinin köye girişine izin verilmişti. İlk işaretler kısmi bir esnetme olsa da yine bir kısıtlılık halinin sürdürüleceğine işaret ediyordu.
Yapılan görüşmeler, temasla gece yarısına kadar sürdü. Yerel yetkililerin de görece esnek bir yaklaşım sergilemesi sonucunda bin kişinin Amara’ya geçişine izin verildi. Fakat, katılımcı sayısı birçok il ve ilçede çok daha kalabalık olunca bunların içerisinden bin kişiyi seçmek de ayrı bir zorluk yaratacaktı. Herkes Amara’yı, Önder Apo’nun dünyaya geldiği köyü ve mekanı görmek istiyordu. Buraya kadar geldikten sonra hangi sebeple olursa olsun görmeden geri dönmeyi kabullenmeleri zordu. Yapılan izahatlar da çok kimseyi tatmin etmedi. Bunun yarattığı kısmi bir karmaşa da yaşanmadı değil. Nihayetinde Halfeti’de otobüslerin olduğu mekana doğru yürüyüşe başlandığında sayı çoktan binleri bulmuştu. Hava güneşli ve kalabalıklar heyecanlıydı. Yürüyüş kolunun otobüsle buluşması ve gidecek şanslı kişilerin tespitiyle tam planlandığı gibi olmasa da oluşan izdihamın ardından otobüsler Amara’ya doğru yola çıktı. Yolda sıkı bir polis ve jandarma kontrol noktalarının olması dikkat çekiciydi. Olası “korsan güzergâhların” hepsi tutulmuştu.
Köyün girişinde otobüslerden inilerek Önderliğin evine doğru yürüyüşe geçildi. Kitlenin önünde yine renkli ulusal giysileri dinmeyen sloganları, coşkusuyla analar vardı. Uzaktan kutlamanın başladı alandan müzik sesleri geliyordu. Kitlenin kutlama alanına varmasıyla birlikte coşku doruğa çıktı. Önderliğin evinin çatısı başta olmak üzere çevredeki diğer çatılar da katılımcılarla ve basın mensuplarıyla dolmuştu. Program saygı duruşuyla başladı ve ardından Önder Apo’nun 77. doğum günü için hazırlanan slayt gösterisi izlendi. Son manifestosunda “Sık sık kendime hatırlattığım bir şey var, kendi köyüme gitsem, bulutlara özgürce bakacağım” dizeleriyle başlayan anlam ve özlem yüklü şiirinin sinevizyonda davudi bir sesle okunmasıyla meydandaki kalabalıkta duygusal ve öfkeli bir atmosfer oluştu. Herkes yeniden ne kadar eksik bir buluşma olduğunu hissedercesine “Bijî serok Apo” sloganlarıyla meydanı inletti.
Günün anlam ve önemine dair gerçekleşen konuşmalarda Çetin Arkaş’ın konuşması sık sık sloganlarla desteklense de hem Önder Apo’nun yaptığı kadın devrimini saygıyla selamlayan konuşması hem Amara’yı Göbeklitepe gibi tarihin sıfır noktası olarak tanımlaması hem de kitleden bir gencin öfkeyle attığı bir slogana “Biz savaşmaya olduğu kadar barışmaya da cesaret eden cesur bir hareketiz.” müdahalesi kitlenin yüksek ilgisi ve alkışına mazhar oldu. Tüm konuşmalarda ortak bir vurgu öne çıkıyordu; Önder Apo artık özgür olmalıydı. Bu 4 Nisan’da Önder Apo fizik olarak aramızda bulunamadığı son doğum günü olmalıydı. Sloganlar, şarkılar, konuşmaların hepsi bu ortak paydada buluşuyordu.
Kadın folklor grubunun sergilediği etkileyici gösteriyle program sona erdi. Bu festivalde Önder Apo’nun kaldığı evin yeniden dizayn edilmesi ve güne hazır hale getirilmesi çabası dikkat çekiyordu. Belli ki ev ve çevre düzeni hızlıca dizayn edilmişti. Restorasyon çalışmaları ana hatlarıyla olumluydu. Evin içi Önder Apo’nun çeşitli dönemlere ait fotoğraflarıyla adeta bir sergi yerine çevrilmişti. Annelerin evin içerisine girerken hiçbir uyarıya gerek kalmadan büyük bir saygı ve huşu içerisinde ayakkabılarını çıkarıp bir mabede girer gibi evi ziyaret etmeleri oldukça dikkat çekiciydi. Bazı anneler şehit çocuklarına ait kimi eşyaları o evde sergilenmek üzere getirmişlerdi. Onlara göre bu eşyaların asıl mekânı burasıydı. Bu husus oldukça etkileyiciydi. Anneler bu evi yitirdikleri evlatlarının evi olarak görüyor, konuklarını da bu duyguyla ağlıyorlardı. Program ve sergi gezisi bittikten sonra sıra ayrılma vaktine gelmişti. Öcalan ailesinin fertleriyle tek tek tokalaşıp, ayrılanlar bir yandan kendilerini bu buluşmanın şanslı kişileri olarak görmenin mutluluğunu taşırken, bir yandan da mekanda ayrılmanın duygusallığını yaşıyorlardı.
Oraya gelen herkes hem duygusal anlamda hem de bilinç düzeyinde şunu çok net hissetmişlerdi; oraya bir kişinin doğum gününü kutlamak amacıyla gelmemişlerdi. Kendilerini var eden ve hiçbir karşılık beklemeksizin bunu yapan bir öndere sonsuz bağlılıklarını ve minnetlerini göstermek amacıyla oradaydılar. Bir yanları coşkuyla halaya dururken bir yanlarında ise hüznün duygusallığını hissetmek mümkündü. Bir mahcubiyet katılımcıların tamamına yansıyordu; Önder Apo hâlâ tutsaktı ve esaret devam ediyordu, artık bu son bulmalıydı. Bu, esaret altındaki son doğum günüm olmalıydı. Kararlılık, heyecan, coşku, mahcubiyet hep bunu anlatıyordu. Bir sonraki 4 Nisan’da buluşmak üzere söz verildi. Verilen bir başka söz ise, o 4 Nisan’da Önder Apo’nun da fiziki olarak aralarında olacağına dair kararlılık sözüydü.









