Özgür yaşam ideali güçlü olan kadınlar, komünün taşıyıcı ve oluşturucu gücüdür. Öcalan’ın ‘Demokratik Komünler Birliği’ tahayyülü, toplumun ve kadınların dünyasını özgürleştirme, eşit ve özgür yaşamı yaratma tutkusunu ve heyecanını; ayrıca yeni yaşam ütopyasının daha canlı ve güçlü olması gerektiğini ortaya koyuyor
Rojda Bedia Akkaya
Yaşamları kasıp kavuran Üçüncü Dünya Savaşı tüm zalimliğiyle sürerken ve henüz sona ermemişken, savaşın ortasında İmralı Hapishanesi’nde baş müzakereci olarak Sayın Abdullah Öcalan’ın bal kıvamında süzülmüş manifestosunun halkla buluşması, bizler açısından tarihi bir şans niteliği taşımaktadır. Peki, nedir bu Üçüncü Dünya Savaşı?
Üçüncü Dünya Savaşı, Ortadoğu’da yarım kalan hegemonya savaşını tamamlama savaşıdır. Birinci Dünya Savaşı’nda ortaya çıkan Ekim Devrimi sonrası ara verilen Ortadoğu dizaynına, Sovyetler’in yıkılmasıyla birlikte yeniden devam edilmektedir. Bu savaşta açığa çıkan temel durumlardan biri, tüm yapıları ve direniş güçlerini ya tasfiye ederek ya da değiştirerek finans-kapital ve sermaye ile uyumlu, hegemon güçlerin sömürüsüne tümden açık hale getirmektir. Egemenler, bu duruma engel olan güçleri ortadan kaldırmaya ve Ortadoğu’nun direniş damarlarını kesmeye çalışmaktadır. Gelişen özgürlük mücadelesini de ya kendi çizgileriyle uzlaştırma ya da tasfiye etme politikaları her zaman devrede tutulan bir plan olarak işletilmiştir. Bugün de bu plan sürmektedir.
Sistemin tüm amacı, kapitalist moderniteye alternatif bir sistemin ortaya çıkmamasını sağlamak ve tekeller ile uluslararası sermayenin çıkarlarını sağlam temellere oturtmaktır. Savaşlarda insanların, çocukların, kadınların acıları ve ölümleri egemenlerin umurunda değildir. Tek istekleri, hiç doymadıkları bir açgözlülükle sahip olmak istedikleri Ortadoğu’daki zenginliklerdir.
Bu zenginlikleri daha rahat sömürüye açmak için mevcut ulus-devlet yapılarını dönüştürmeyi, kültürü, ahlaki yapıyı ve direnen güçleri ortadan kaldırmayı hedefliyorlar. Bu anlamda toplumlar üzerinde çok ciddi bir kültürel ve ideolojik saldırı söz konusudur. Sistemin kaos ve krizlerinden kaynaklı olarak Ortadoğu ne kadar yıpranmış ve yorulmuş olsa da kapitalist moderniteye teslim olmayı kabul etmemektedir.
Ortadoğu’nun köklü toplum gerçeği ve on binlerce yıla dayanan kültürü, mevcut direnişi sürekli kılmaktadır. Ortadoğu direniş kültürü karşısında gelişen hegemonik sistem ile çatışmalı bir direniş hali ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda, kökeni tarihin başlangıcına dayanan kadın eksenli kültürün temsili olarak açığa çıkardığımız gelişmelerin hızla Ortadoğu’da ve dünyada yankı bulması, bu kültürün gücü ile bağlantılıdır. Dolayısıyla, her zaman ifade ettiğimiz gibi, kadın özgürlükçü paradigma ile erkek egemen paradigma arasındaki savaş en üst düzeyde yaşanmaktadır. Ortadoğu kadın direniş kültürü, bugün Sayın Öcalan’ın ortaya koyduğu paradigma ekseniyle daha da yapısal bir boyut kazanmıştır.
Öcalan’ın geliştirdiği kadın özgürlükçü paradigma, yeni bir sistemi inşa perspektifleri temelinde Ortadoğu’da yürüttüğümüz kadın özgürlük hareketiyle birlikte temel bir direniş aktörü haline gelmiştir. Kapitalist sistemin Ortadoğu’ya dönük plan ve projelerine alternatif olarak ortaya çıkan demokratik ulus sistemi ve kadın devrimi, erkek egemen sistemin açığa çıkardığı tüm sorunların çözümünü de sunmaktadır. Bu direniş hattı ile özgürlüğe akış sağlanmaya, toplumsal özgürlük alanı inşa edilmeye çalışılmaktadır.
Sayın Öcalan, geliştirmiş olduğu direniş hattı ve paradigmasıyla Üçüncü Dünya Savaşı’nın gidişatına ve paylaşım pazarlıklarına çözüm odaklı bir müdahale geliştirmektedir. Ortadoğu halklarına özgür ve demokratik bir gelecek kurmanın imkanlarını yaratmada, sosyalist bir kimlik ve paradigma ile müdahalede bulunmaktadır. Bu aynı zamanda Öcalan’ın, halkların özgür, eşit ve birlikte yaşamı için ortaya koyduğu ilkesel tutumu ifade etmektedir. Çünkü Üçüncü Dünya Savaşı, esasen kapitalist modernist sistemin krizden çıkmak için Ortadoğu’yu daha fazla parçalama ve kendi hegemonyası çerçevesinde dizayn etme savaşıdır. Buna karşılık Öcalan’ın paradigması, ortak yaşamı ve konfederal örgütlülük sistemini kurmayı ve Ortadoğu Rönesansı’nı gerçekleştirmeyi hedeflemektedir.
Bu nedenle, Üçüncü Dünya Savaşı’nın sonunda gelişecek sonucu halklar lehine çevirmek adına yapılan “demokratik toplum ve barış çağrısı”, artık toplumsal barışın da inşa edileceği bir dönemin başlangıcı olacaktır. Yeni zaman, halkların özgürleşme zamanı olacaktır.
Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu, ideolojik, politik, felsefi ve tarihsel yol göstericiliğiyle yeni bir süreç geliştiriyor. Bu süreç, aynı zamanda kolektif akılla sürdürülecek ve erkek aklının yerine kadının da özneleştiği, eşitlikçi bir zihniyete dayalı yeni bir zihinsel yapılanmaya işaret ediyor.
Her çağda, toplumun niteliksel değişimini sağlayacak mayalanmalara öncülük edecek yapısal ve anlamsal formlara ihtiyaç duyulmuştur. Yeni dönemin anlamsal formu komündür. Komün, toplumun tarihsel olarak direniş ve varoluş formu olarak güncellenerek, yeni döneminde örgütlenme sistemi olacaktır.
Komün yaşamayı bir kültür ve anlayış olarak ele almak gerekiyor. Bu yüzden düşünsel dünyamızı orada tutmak, öncelikli olarak komünü zihinde inşa etmek ve zihnimizi üretime sevk etmek önemlidir. Bu, her şeyden önce iktidarcı ve merkeziyetçi zihniyetten uzaklaşmayı gerektirir. Toplum için, toplumla birlikte, toplumsal ihtiyaçlara göre yol almak anlamlıdır.
Darbelenmiş yaşamı yeniden kazanmak ve anlamına kavuşturmak için komünleşmek önemlidir. Toplum çalışması yürütüyoruz. Toplumun iyiye, doğruya ve güzele ulaşma özlemi ve ihtiyacı vardır. Bu yüzden toplumsallıkta etik ve estetik forma kavuşmak için çabalamak, her zamankinden daha önemli bir yerde durmaktadır. Komün toplum demek, o toplumun adı ve kimliği demektir. Bu yüzden adına ve kimliğine kavuşmak için örgütlü toplum komünleri önemlidir. Toplumla sıkı bağlar içinde örülen kadın kimliği ve geliştirdiği özgürlük mücadelesi düzeyi, yeni bir toplum sosyolojisi için değişim ve dönüşümde kadınlara önemli bir misyon yüklemektedir.
Komün sistemi, özgür yaşam sistemini ve onun mücadelesini örgütlemektir. Özgür yaşam ideali güçlü olan kadınlar, komünün taşıyıcı ve oluşturucu gücüdür. Öcalan’ın “Demokratik Komünler Birliği” tahayyülü, toplumun ve kadınların dünyasını özgürleştirme, eşit ve özgür yaşamı yaratma tutkusunu ve heyecanını; ayrıca yeni yaşam ütopyasının daha canlı ve güçlü olması gerektiğini ortaya koyuyor. Özgürlük bilincine ve felsefesine, yani ideolojik derinliğe davet ediyor.
Demokratik toplum anlayışını ve zihniyetini büyütürken, ekolojik yaşamı esas almayı, emeğin özgürlüğüne odaklanmayı ve kadın-erkek ilişkilerinin özgür eşyaşam temelinde biçim kazanmasını sağlamayı hedeflemek gerekmektedir.
Kadınların özgürlüğü meselesi, toplumsal dönüşümün kalbidir. Bu yüzden kadınlar olarak yeni bir akışın sevincindeyiz. Toplumsalın yeniden inşası için temel dayanak kadınlardır. Kadın eksenli yaşamı yaratma ve savunma görevi ile karşı karşıyayız. Zamanın ruhu, demokratik toplum ve barış sürecinin öncülüğünü yapma onurunu ve sorumluluğunu biz kadınlara vermiştir. Bu ruhu doğru okumak ve bir arada yaşamak arzusunu büyütmek önemli bir noktadır.
Barışın teminatı da, barışı isteyen de halktır. Halkların özgürlüğü ancak kadın özgürlüğü ile mümkündür. Bu bağlamda sürecin başarısı, kadın öncülüğünde örgütlü halk gerçekliğine bağlıdır.
Yeni dönemde, Üçüncü Dünya Savaşı’nın sonucunu halkların barışıyla tayin edecek bir süreçle ilerleme şansı doğmaktadır. Bu süreç, baş müzakereci Öcalan’ın başlattığı barış ve demokratik toplum çağrısıyla halklar lehine bir sonuca ulaşırsa, yeni bir dönemin başlangıcına yol açacaktır.