• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
2 Nisan 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Ertuğrul Kürkçü

Yeni bir yol yapmak

2 Nisan 2026 Perşembe - 00:00
Kategori: Ertuğrul Kürkçü, Yazarlar

2026 Newroz’u hem metropollerde hem Kürdistan’da önceki yılları aratmayacak ölçüde yüksek katılımlı ve coşkulu kutlandı. Belki her zamanki disiplin bir ölçüde gevşemiş, tören ikliminin yerini kitlenin kendiliğinden dalgalanması almış olabilirdi, ama toplam katılım her zamankinden daha yüksek ve canlı ve çoğuldu.

Bir laboratuvar olarak Newroz

Rejim elbette Newroz alanlarını kendi haline bırakmayacaktı. Toplanmalarda, giriş ve çıkışlarda fazla zorlanma olmadıysa da, bunun rejimin 2026 Newrozunu Özgürlük Hareketinin evrimini gözetleyeceği bir tahlil laboratuvarı olarak değerlendirme isteğinden kaynaklandığı birkaç gün sonra anlaşılacaktı. 24 Mart’ta İstanbul, Diyarbakır, İzmir, Urfa, Antalya ve Mardin’de 98 kişi gözaltına alındı.

Saldırıların mağdurları, bu kez, ünlüler, aydın ve yazar çizerler değil, çok genç ve militan Kürtlerdi: Ellerinde Öcalan’ın fotoğraflarıyla, “görüntülerden dudaklarının ‘Biji Serok Apo’ diyerek kıpırdadığı anlaşılan” öğrenci ve işçi gençlerdiler. Ağır işkenceler gördüler, ancak çocuk mahkemesine çıkarılacak kadar küçük olmalarına bakılmadan tutuklandılar.

Rejim anlayacağını anlamıştı, süreç yürüyordu ama özgürlük damarı da bütün canlılığı ve gücüyle en alttakilerin, en yoksulların, en içi içine sığmayanların bedenlerinde atmaya devam ediyordu. Özetle, rejim ve Kürt sokağının dip dalgası arasındaki doğrudan, sert ve yırtıcı sürtüşme hızından hiçbir şey kaybetmiş değildi. Ancak kurumsal muhalefet, bu yaygın ve kılcal damarlara yayılan hareketi ve rejimin onları boğma kararlılığını ancak gecikerek takip edebiliyordu.

Savaş ve kriz

Bu Newroz, öte yandan, İran’a karşı ABD-İsrail eksenli saldırının yarattığı sarsıntı, petrol fiyatlarında sıçrama ve bunun dünya ekonomisinde ürettiği yeni enflasyonist dalganın, rejimin zaten kırılgan olan ekonomik ve siyasal dengesini zıvanasından çıkardığı bir zamana denk geldi. Son verilere göre, 2026 Brent petrol fiyat tahminleri bir ayda yaklaşık yüzde 30 yukarı yenilendi. Hürmüz Boğazı hâlâ kapalı. Uluslararası derecelendirme kuruluşları şimdiden Türkiye için 2026 enflasyon tahminini 5 puandan fazla yukarı çekti.

Bu gidişat, yalnızca hayat pahalılığının artmasıyla sınırlı kalmayacak. Kırılgan ekonomide muhalefetin birleşik bir itiraz hattında buluşması rejim için hızla bir iktidar riskine dönüşebilir. Siyasal takvim bir erken seçime sadece bir yıl kaldığını gösterirken, ekonomik zayıflık, rejimi ister istemez kumanda tablosundaki bütün siyasal baskı düğmelerine basmaya sevk edecektir.

Newroz’da “Biji Serok Apo” diye bağırmaya devam eden gençlere işkence edilmesi de, CHP’ye dönük tasfiye hamleleri, İmamoğlu dosyasının on binlerce yıl hapsi gerektiren suçlamalarla doldurulması, protesto ve muhalefet alanının daraltılmasına dönük yeni yasama adımları, başlı başına adli, kriminal konular değil, ekonomik krizin olası siyasal süreçlere yansımasını önleme refleksinin göstergeleri.

Öcalan’ın mesajı: “İfade ve fikir özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve kadın özgürlüğü”

Bu konjonktürde, Öcalan’ın son mesajı, çok fazla şey söylüyor.  Öcalan “Cumhuriyete katılım; kimliğiyle, ifade ve fikir özgürlüğüyle, örgütlenme özgürlüğüyle ve kadın özgürlüğüyle olmalıdır. Bunlar sadece Kürtler için değil, herkes için geçerli özgürlük alanlarıdır.” diyor: “Bu noktada, sürece ilişkin fikirlerimin doğru anlaşılması için uygun yöntemlerle tüm kamuoyuna ulaşmayı önemli görüyorum. Demokratik entegrasyon çözümü, toplum temelli bir yaklaşımı esas almaktadır. Toplum temelli çözüm ise toplumsal yapıların bütünsel ve kolektif demokratikleşmesini gerektirir.”

Ne var ki, bu ileri ve kapsayıcı siyasal çerçeve, fiilen devletin ve istihbarat denetiminin sınırları içinde yürütülen dar bir temas rejiminin kıskacında. Oysa artık, konu “sürecin açılmış olması”yla değil, hangi siyasal zeminde serpileceğiyle ilgili olmak zorunda. Yalnızca İmralı’daki kontrollü görüşmeler ve yürütmenin takdirine bağlı sınırlı jestler toplamı olarak kalması, sürecin gitgide sönmesine ve zayıflamasına varır. Barış ve demokratik toplum fikrini toplumsal ve siyasal bir programa, ancak genel demokratik ve toplumsal muhalefetin omurgasına bağlanması dönüştürebilir. Onun devletin lütfuymuş gibi telaffuzuna son verir.

DEM Parti’nin işi

Buysa, Öcalan’ın değil, DEM Parti’nin ve hareketin işi. DEM Parti’nin son iki yıl içinde çoğu kritik anda yanlış yerde durmadığını teslim etmek gerekir. Ancak sahip olduğu toplumsal mobilizasyon gücünü, arkasına aldığı parlamenter ağırlık ve tarihsel deneyimle harmanlayarak kurucu bir rol oynamakta zorlandığı da bir gerçektir.

Bunun bir nedeni sürecin hassasiyetiydi. Bir başka neden Kürdistani siyasetin kimi damarlarında hâlâ etkili olan ve DEM Parti’nin önünü kesen, demokrasi mücadelesini “Türklerin iç kavgasında rol almak”la özdeşleştiren frenleyici eğilimdi. Sürecin “teknolojisi”nden kaynaklanan bir diğer nedense, muhataplarla teması zedelememe kaygısıyla kamusal siyasette ihtiyatın gitgide asli davranış çizgisi hâlini almaya başlamasıydı. İhtiyat herkese lazım, ama artık CHP’ye yapılan, akıl, ahlak, hukuk tanımaz çöktürme harekâtıyla Kürt sorunun çözümünde olmazsa olmaz demokratik güvencelerin biteviye ertelenmesini iki ayrı dosya olarak görmek imkânsız. Bunlar bir ve aynı otoriter rejim işleyişinin iki muhalefet dinamiğine yönelik iki ayrı görünümünden ibaret.

Bu bakışın DEM Partiyi CHP’yle eklemlenmesi riskini ima ettiği paranoyası bir yana kalsın; asıl, CHP’ye dönük kıyımı Türkiye’de seçilmiş iradeye, hukuk devletine ve demokratik siyaset alanına dönük genel saldırının bir parçası olarak tarif etmemek ve tüm kıyımlarla aynı fasıl içinde ele almamak iktidara istediği her şeyi yapabileceği bir manevra alanına tam olarak hâkim olma fırsatı sunmak olur. Sonuçta, CHP artık bir rezalet hâlini almış olan tertipler karşısında yalnız başına kalır; Kürt siyaseti “süreç” adına düşük profilde seyrederken Kürt gençleri rejimin şiddeti karşısında kimsesizleşir; sol genel siyasetin kıyısından yürürken Saray, rejim krizine evrilme momentinde rol oynayabilecek öznelerin tamamını kendi evrenlerine hapsederek iktisadi krizi yönetmeye devam eder. Oysa bugün barış sürecini korumanın yolu, genel demokratik alanı savunmaktan geçiyor.

Günün görevi

Günün görevi, DEM Partinin de genel demokratik muhalefetin de, “süreç mi, muhalefet mi” ikilemini reddetmesiyle başlar. Barış ve demokrasi, müzakere ile mücadele, Kürt meselesi ile Türkiye’nin genel demokrasi ve hukuk devleti krizi birbirinden ayrılarak değil, ancak birbirlerine bağlanarak savunulabilir.

DEM görevini sürecin gözetmeni olarak değil, onun anlamını Türkiye toplumuna tercüme eden kurucu özne olarak yerine getirebilir. “TBMM raporu” sürecin ilk ciddi kamusallaşma ve hukukileşme denemesi olarak ne kadar ciddiye alınsa da güvenlik eksenli bu metnin kendi başına “1239 Sayılı Kanun”un 2026 versiyonundan fazlasını veremeyeceği çoktan görülmüş olmalı. Kürt meselesini eşit siyasal kuruculuk düzeyine taşımayan, uygulamayı silahsızlanma doğrulamasına ve yürütme denetimine bağlayan ve genel demokratik alanın daraltılmasıyla at başı giden bu metin ancak mücadelenin yeni zemini olarak görülebilir.

Bu süreç ana muhalefet olarak CHP’ye de muazzam bir sorumluluk yüklüyor. CHP yalnızca kendi belediyelerine ve kendi kadrolarına dönük saldırıya itiraz eden bir parti gibi davranamaz. Kürtlerle seçim işbirliğini suç konusu haline getiren devlet aklını açıkça reddetmeden, Kürt meselesinde kendisini, cezalandırıcı olmayan ve gerçekten içerici bir çizgiye bağlayan bir çıkış yapmadan yeni bir demokratik blok inşa edemez. Kürt seçmenin ve Kürt siyasetinin olası bir iktidar değişikliği modelini bir çözüm dinamiği gibi ele alabilmesi, ancak böyle bir içericilik ve güvenilirlik işaretinin ortaya çıkışıyla mümkün olur.

Saraçhane ve Newroz Meydanlarının dayanışması

Bugün söylenmesi gereken sade ama stratejik cümle şudur: Barış sürecinin güvencesi suskunluk değil, birleşik demokratik muhalefettir. DEM’in yapması gereken, sürecin anlamını Türkiye’de hukuk, özgürlük, seçilmiş irade ve ortak yaşam ekseninde genelleştirmektir. Solun yapması gereken, bunu toplumsal muhalefetin ortak dili haline getirmektir. CHP’nin yapması gereken ise Kürtleri oy deposu değil, yeni demokratik cumhuriyetin eşit kurucu ortağı olarak gördüğünü kanıtlamaktır.

Ancak o zaman savaşın kızıştırdığı baskı dalgalarına karşı içeriden de dışarıdan da dayanıklı bir siyasal hat kurulabilir. Bu, iktidar sahiplerinin her görüş ayrılığını savaş suçu olarak damgalamasından başka bir işe yaramayacak olan “iç cephe” kutsamasından bambaşka bir şeydir.

Bu, 19 Mart’ta Saraçhane Meydanı’nda seçimlerine sahip çıkmak için barikatları aşanlarla, 21 Mart’ta Newroz meydanlarında onur ve özgürlüklerine sahip çıkanların yeni bir toplum kurmak üzere uğurlu dayanışmasına giden yolu yapma girişimidir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Sürece ve barışa dair

Sonraki Haber

İran Dış İlişkiler Konseyi Başkanı ağır yaralandı

Sonraki Haber

İran Dış İlişkiler Konseyi Başkanı ağır yaralandı

SON HABERLER

İran Dış İlişkiler Konseyi Başkanı ağır yaralandı

Yazar: Yeni Yaşam
2 Nisan 2026

Yeni bir yol yapmak

Yazar: Yeni Yaşam
2 Nisan 2026

Sürece ve barışa dair

Yazar: Yeni Yaşam
2 Nisan 2026

4 Nisan Abdullah Öcalan’ın doğum günü: Kutlu olsun

Yazar: Yeni Yaşam
2 Nisan 2026

Önder Apo’nun doğuşu, bizim doğuşumuz

Yazar: Yeni Yaşam
2 Nisan 2026

Amara’dan dünyaya açılan bir pencere

Yazar: Yeni Yaşam
2 Nisan 2026

Hakikat ve 4 Nisan: Toplumsal önderlik gerçeği

Yazar: Yeni Yaşam
2 Nisan 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır