• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
29 Mart 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Özgür Amed

Yoksul olduğum için mi sesim size gelmiyor?

29 Mart 2026 Pazar - 00:00
Kategori: Özgür Amed, Yazarlar

Edebiyatın başyapıtlarından John Steinbeck’in “Gazap Üzümleri” romanı, yoksullar için her daim canlı her daim günceldir. Romanda kapitalist sistemin vahşeti altında ezilen Joad ailesinin trajedisi klasik bir açlık ve çaresizlik hikâyesi olarak değil; sistematik bir yok sayılma, kurumsal bir sağırlaşma ve ahlaki bir tecridi de anlatır. Anlatıda bankalar ve büyük şirketler, kimsenin şahsen sorumlu olmadığı, yüzü olmayan “canavarlar” olarak tasvir edilirken; yoksul Joadlar dertlerini kime anlatacaklarını, hesabı kimden soracaklarını bilemezler. Benzer bir çaresizliği, Yılmaz Güney’in “Umut” filminde de derin bir sızıyla hissederiz. Lüks bir otomobilin çarpması sonucu atı ölen faytoncu Cabbar, karakola gidip hakkını aramak istediğinde, komiserin zengine hürmet edip Cabbar’ı azarlaması ve dışlaması, yoksulun devlet ve hukuk kapısındaki görünmezliğinin akılda kalan acı bir tasviridir. Cabbar’ın karakoldaki o çaresizliği, bugün Van Gölü kıyısında yaşanan ve uzun zamandır hepimizin içinde yankılanan bir ailenin feryadının, elli yıl önce sinemaya yansımış halidir.

Şunu kabul ederek başlayalım. Acı, evrensel bir insan deneyimi gibi görünse de bu acının kamusal alanda nasıl yankı bulduğu, devlet aygıtları tarafından nasıl işlendiği ve karşılık bulduğu bütünüyle sınıfsal bir meseledir. Van’da kaldığı üniversite yurdundan ayrıldıktan sonra kaybolan ve 19 gün süren arama çalışmalarının ardından Van Gölü kenarında cansız bedeni bulunan üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in ölümü, önemli bir sınıfsal hikâye de veriyor bizlere. Olayın üzerinden yaklaşık iki yıl geçmesine rağmen adalet arayışının bir türlü sonuca ulaşamaması, otopsi raporlarındaki gecikmeler ve belirsizlikler, bu kaybı sıradan bir adli vaka olmaktan çıkarıp devasa bir sosyolojik krize dönüştürmüş durumda.

Baba Nizamettin Kabaiş pes etmiyor. Geçtiğimiz günlerde bir basın toplantısı düzenledi ve orada son derece dikkate değer şeyler ifade etti. Bunlara kayıtsız kalmak mümkün değil. Baba Kabaiş, şöyle bir soru sordu: “Ben fakir olduğum için mi sesim size gelmiyor? Neden, yaklaşık 2 senedir niye araştırmıyorsunuz?”
Sınıfsal deme nedenim bu sorudur. Açık, net, yoruma gerek duymayan bir soru bu…

Bu sözler, evladını yitirmiş bir babanın gözyaşları olarak görmek yeterli değil. Cebinde parası ve arkasında dayısı olmayanların adalet çarkları arasında nasıl değersizleştirildiğinin de açık bir ilanı olarak görülmeli. Resmî kurumlar, kendi elitist dillerini konuşmayan, ekonomik gücü bulunmayan vatandaşları hak sahibi bireyler olarak görmekten ziyade, bir an evvel savuşturulması gereken “baş ağrıları” olarak kodluyor. Bu gerçeklikle karşılaşanlarımız çoktur.

Sıradan, yoksul bir vatandaş devlet dairelerine adım attığında genellikle karşılaştığı ilk muamele bitmek bilmeyen bir “bekle” talimatıdır. “Evrak gelmedi”, “Sistem arızalı”, “Dışarıda oturun” gibi gündelik hayatın içine sızmış bu oyalama pratikleri, aslında dar gelirlilere kendi değersizliklerini hissettiren görünmez birer cezalandırma mekanizmasıdır. O bekleme odaları, modern devletin yoksullara kendi önemsizliklerini kanıtladığı sivil hapishaneler gibidir. Aileye aylardır söylenen “Süreci takip ediyoruz, elimizden geleni yapıyoruz” şeklindeki yuvarlak laflar, acılı bir aileyi avutmaktan çok, onun zamanını gasp eden ve isyan etmesini engelleyen bürokratik bir şiddettir. Çoğu zaman alt sınıflar, mekanizmanın bu ağır işleyişini “devletin doğal düzeni” veya kendi “kara talihleri” olarak kabullenip boyun eğmeye itilirler. Ancak Nizamettin Kabaiş, “Fakir olabilirim ama adalet benim de hakkım” minvalindeki çıkışlarıyla kendisine biçilen o sessiz kurban rolünü yırtıp atıyor. Bu açıdan çok kıymetli bir mücadele yürütüyor.

İstanbullu varlıklı bir ailenin avukatları aracılığıyla yaptığı basın açıklaması ile yoksul bir Kürt babanın savcılık önündeki ifadesi arasındaki o devasa uçurum, söylenen sözün içeriğinden değil, onu “kimin” söylediğinden kaynaklanır. Nizamettin Kabaiş bu acı gerçeği, İstanbul’da tehdit edilen bu aileye sağlanan çakarlı araç ve güvenlik önlemlerini hatırlatarak “İstanbul ile Diyarbakır’ın ne farkı var?” sorusuyla soruyor. (Baba Kabaiş Minguzzi ailesinin adını vererek kıyas yaptı. Sözler ona ait)

Bir diğer önemli durum, açıktır ki adalet arayışı, aynı zamanda yoksul için ikinci bir yoksullaşma sürecidir. Nizamettin Kabaiş, “ekonomik olarak işimizden olduk, yaklaşık iki yıldır neredeyse hiç çalışmadım” diyerek, adaletin yoksullar için nasıl ödenmesi imkânsız bir bedele dönüştüğünü de kanıtlamıyor mu?
Medya da bu eşitsizliği görünmez kılmak için elinden geleni yapıyor; yoksullar ekranda ya suça meyilli figürler olarak şeytanlaştırılıyor ya da sadece “zavallı” kalıbına sokularak içindeki sınıfsal çelişkilerin tartışılması engelleniyor, böylece toplumun hafızasından yavaşça siliniyorlar.

Nizamettin Kabaiş, her defasında hüsranla bitebileceğini bile bile Van yollarına düşmekten vazgeçmiyor; çünkü iyi biliyor ki eğer o da susarsa, kızı Rojin sadece tozlu raflarda unutulan isimsiz bir dosya olarak kalacak. Sınıf dediğimiz şey, doğduğumuz yeri belirlediği gibi, öldükten sonra arkamızdan kimlerin ne kadar koşturacağını, yasımızın ne kadar ciddiye alınacağını da belirliyor. Eğer yoksulsanız, ancak kendi hayatınızı feda etme pahasına bağırırsanız birileri dönüp size bakıyor. Çünkü adalet, yoksullar/tanınmayanlar/sesi duyulmayanlar için doğuştan gelen bir hak değil, bedel ödenerek kazanılması gereken bir ayrıcalıktır.

“Ben fakir olduğum için mi sesim size gelmiyor?” cümlesi gerçekten çok can yakıcı. Devasa bir soru olarak ortada can yakıyor. Bu, aslında cevabı aranmayan, içindeki isyanla kendi cevabını çoktan vermiş bir sorudur. Evet, fakir olduğun için. Evet, yoksul bir Kürt olduğun için. Evet, arkanda avukat orduların, siyasi sermayen ve medya patronlarıyla tanışıklığın olmadığı için o kalın duvarlar aşılamıyor. Meşhurdur hani “Madun konuşabilir mi?” sorusu. Burada ise ilginç bir cevap çıkıyor. Madun baba konuşuyor. Bedel ödeyerek konuşuyor. Ama duyan yok.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Savaş su hâkimiyeti üzerinden genişleyebilir

SON HABERLER

Yoksul olduğum için mi sesim size gelmiyor?

Yazar: Yeni Yaşam
29 Mart 2026

Savaş su hâkimiyeti üzerinden genişleyebilir

Yazar: Yeni Yaşam
29 Mart 2026

Direnişimize hep dokundunuz

Yazar: Yeni Yaşam
29 Mart 2026

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Yeni Yaşam
29 Mart 2026

Newroz ve çözümün yolu

Yazar: Yeni Yaşam
29 Mart 2026

Dêrsim’in kalbi yok edilecek

Yazar: Yeni Yaşam
29 Mart 2026

Hatimoğulları Almanya’da konuştu: Masada müzakere, sokakta mücadele ediyoruz

Yazar: Yeni Yaşam
28 Mart 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır