Unutulmayacak. Çünkü o fotoğraf bize şunu hatırlattı: Bu ülkenin en büyük yarası görünmeyen değil, görmezden gelinendir
Ergin Doğru
Bir fotoğraf bazen bin cümleden ağırdır ve bazen bir yüz bir ülkenin tamamını anlatır. Figen Yüksekdağ’ın taziye evinde çekilen o fotoğrafı… Sadece bir acının fotoğrafı değil, bir ülkenin susturulmuş vicdanının fotoğrafı.
Gözlerdeki yorgunluk yalnızca kişisel bir yas değil. O yorgunluk yıllardır ertelenen barışın, ötelenen adaletin, bastırılan özgürlüğün ağırlığıdır. Ve o fotoğraf tek bir soruyu haykırıyor: Barış konuşulurken zindanlar ne olacak? Bu ülkede bazı kelimeler vardır ki ağırdır: eşitlik, özgürlük, adalet… Ama daha da ağır olan şudur. Bu kelimeleri savunmanın bedelinin hâlâ “zindan” olması. Normal bir ülkede bu bir skandaldır. Burada ise bir alışkanlık. “Devlettir, yapar.” İşte en tehlikeli cümle bu. Çünkü bu cümleyle birlikte soru sorma hakkı gömülür, itiraz susar, vicdan susturulur. Oysa gerçek tam da burada başlar: Bir devlet insanı koruduğu kadar devlettir.
Bir hukuk, herkese işlediği kadar hukuktur ve bir barış ancak özgürlükle birlikte varsa barıştır. Zindanlar doluyken barıştan söz etmek, yarası açık bir bedenin “iyiyim” demesine benzer. Kan durmamıştır. Sadece üzeri örtülmüştür. Figen Yüksekdağ’ın taziyedeki fotoğrafı bize şunu söylüyor: Bu ülkede düşünmek hâlâ risk. Konuşmak hâlâ cesaret ve direnmek hâlâ bedel gerektiriyor. Ama daha da acısı şu: Bu bedel artık sıradanlaşmış durumda. Artık kimse “bekleyelim” demiyor. Çünkü beklemek bu ülkede çoğu zaman unutmak demek.
Toplum artık biliyor: Bu mesele ertelenecek bir konu değil. Bu mesele çözülecek. Ve o soru büyüyor: Zindanlardaki insanlar ne olacak? Bu soru bir slogan değil artık. Bir talep. Bir vicdan çağrısı ve giderek büyüyen bir irade. Gerçek şu: Zindanlar kader değildir. Zindanlar bir tercihtir ve her tercih değiştirilebilir. Ama bunun için önce şu gerçekle yüzleşmek gerekir: Adalet olmadan huzur olmaz. Özgürlük olmadan barış olmaz. Bugün ihtiyaç olan şey umut değil yalnızca. Cesaret. Duygulanmak değil sadece. Harekete geçmek. Çünkü bir ülke en çok susturulanların sesi kadar özgürdür ve o fotoğraf… Unutulmayacak. Çünkü o fotoğraf bize şunu hatırlattı: Bu ülkenin en büyük yarası görünmeyen değil, görmezden gelinendir.









