• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
19 Ocak 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Özgür Amed

Zıtların ‘devlet’ buluşması… 

18 Ocak 2026 Pazar - 23:00
Kategori: Özgür Amed, Yazarlar

Yine zıtların “devlet” buluşmasına tanıklık ettiğimiz günlerden geçiyoruz.

Türkiye siyasetinde 2015 sonrası daha alenileşen, bazen örtük bazen de şevkle önümüze gelen ve artık bir paradoks olmaktan çıkan durum; kültürel kodları itibariyle birbirine düşman gibi görünen Ulusalcı/Kemalist ve hatta ırkçı grupların, “Kemalizm karşıtı” köklerden kendini yaşatan siyasal İslamcı iktidar tabanı ve eliti ile Kürt karşıtlığında girişilen ortaklıktır.

Dışarıdan baktığımızda İslamcıların Kemalistleşmesi ya da Kemalistlerin AKP’lileşmesi gibi basit açıklamalarla geçiştirilen bu durum, aslında son derece ideolojik bir zeminde aynı ruhtan üflenen iki kanala dönüşüyor. Aynı mekanizmanın farklı renkleri olan bu yaklaşımlar, en fazla kendini egemenlik refleksinde gösteriyor. Dolayısıyla, basit bir konjonktürel ittifak mıdır, yoksa daha derin bir devlet refleksinin sonucu mudur sorusu bizi ikinci şıkka götürür.

Bu bağlamda, bu uzlaşının adını koymak gerekirse, karşımızdaki yapı “Neo-İttihatçı Güvenlik Bloku” diyebileceğimiz bir yapıdır.

Bu yapının nasıl bir şey olduğuna bakalım.

Bu blokun veya daha nokta atışı bir ifade ile “yakınsamanın” temelinde tarihsel süreklilik refleksi yatıyor. Kemalizm, güvenlik konularında İttihatçı devlet kurma refleksini hep gösterdi. Haliyle kendine atfettiği “demokratik/modern yüzü” hep geri çekti. Mevcut iktidarın ürettiği yeni muhafazakâr sınıf, yönetim gücünü tahkim etmek için bu devletçi zırhı kuşandığında, Kemalist-ulusalcı kesimler kendi “fabrika ayarlarını” bu yeni iktidarın pratiğinde sürekli buldular ve destek vermekte asla beis görmediler.

Barış sürecinin devam ettiği bugünlerde, bu iki zıt kutbu birleştiren harç, pozitif bir gelecek hayali değil, “Negatif Entegrasyon” diyeceğimiz şeydir. Bu aynı zamanda sürecin ruhunu ve Kürt meselesinin çözümünü de ifade eden “Pozitif Entegrasyon”a karşı bir girişimdir. En azından öyle okuyorum. Yani bugün karşıt ve düşman siyasetlerin Kürtler/Kürt kazanımları karşısında kenetlenmesi bir negatif entegrasyon inşa çabasıdır.

Farklı kutsalların, “beka mutabakatı” ile aynı disipline geçiş hızı çok ilginçtir. Bilindiği üzere Kürt meselesinin güvenlikleştirilmesi, siyaseti bir “varlık-yokluk” meselesine dönüştürüyor. Buradan üretilen “kaygı” ortak tehdit ve karşıtlık yaratma hikayesinin yakıtına dönüşüyor. Yani konu ve bağlam ne olursa olsun medyada, sahada düzenli olarak “kaygı” üretildiğini ve bunun ortaya salındığında insan beynini felç eden gazlar misali işlevsel olduğunu görüyoruz. Bu üretilen kaygılar ile bir haz ekonomisi büyütülüp, psikanalist deyim ile ‘müstehcen keyif’ alınıyor. Şöyle ki; devletin sertliği, cezalandırması, sınır ötesindeki “temizlik” harekatları ve çıplak şiddeti hem siyasal İslamcı hem de ulusalcı tabanında ortak bir aidiyet hazzına evriliyor. Keyif kısmı burasıdır.

Kürtlerin her söylemine istisna hukuku ile yaklaşma, taleplerine bir “hak” değil de bünyeden atılması gereken bir “atık” olarak kodlama, her iki tarafın da “saf ve bütünlüklü ulus” hayalini besliyor. Şam rejimine veya otoriter liderlere alkış tutulması, tam da o “kirli” olanın sınırın ötesinde tutulması arzusunun tezahürüdür diyebiliriz.

İşin özü, tüm inkarlarına rağmen nettir: İki tarafta da aidiyetlerin eridiği, devletin maddi-manevi her alanı kapladığı ve herkesin kendi cephesindeki kutsalı askıya alarak egemenliğin bölünmezliği gibi üst fenomenlere sarıldığı bir Kürt karşıtlığı var. Türkiye’nin demokratikleşme sancılarının önündeki en kalın duvar halen budur.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Hrant Dink: Bitmeyen bir cinayet, bitmeyen bir inkâr

Sonraki Haber

Avrupa kentlerinde Kürtler Rojava için sokağa çıktı

Sonraki Haber

Avrupa kentlerinde Kürtler Rojava için sokağa çıktı

SON HABERLER

Mazlum Ebdî: Sonuna kadar kazanımlarımızı koruyacağız

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ocak 2026

Avrupa kentlerinde Kürtler Rojava için sokağa çıktı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ocak 2026

Zıtların ‘devlet’ buluşması… 

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
18 Ocak 2026

Hrant Dink: Bitmeyen bir cinayet, bitmeyen bir inkâr

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
18 Ocak 2026

İmajları imajlarla düşünmek: Harun Farocki

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
18 Ocak 2026

Remzi Kartal: Süreç için alarm zilleri çalıyor

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
18 Ocak 2026

Milyonlarca yıllık geçmişi olanı anlamak

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
18 Ocak 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır