• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
30 Kasım 2025 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Aziz Tunç

İmralı ziyareti

30 Kasım 2025 Pazar - 00:00
Kategori: Aziz Tunç, Yazarlar
‘Pazarlık yok’ teranesi

Türk devleti adına, TBMM’den oluşturulan komisyondan bir heyetin Sayın Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmesi, geçen haftanın en önemli gelişmesiydi.

İmralı ziyaretinin öncesinde günlerce süren tartışmalar yaşandı. AKP ile MHP arasında ayrılık olduğu, Bahçeli’nin rest çektiği, Cumhur İttifakı’nın dağılabileceği yorumları yapıldı. Fakat gerçek böyle değildi ve Bahçeli rest çekmemişti.

Çünkü bu süreçte Cumhur İttifakı, her ayrıntıyı birlikte düşünüyor ve ortak hareket ediyorlar. Bunların zaman zaman ortaya çıkan farklı görüşleri, sürece ilişkin belirledikleri “iyi polis, kötü polis” rollerinin sonuçlarından ibarettir.

Belirtilen rollere uygun olarak AKP’nin takındığı şaibeli sessizliğe karşı, Bahçeli’nin, “kimse gitmezse ben üç arkadaşımla gideceğim” diyerek oluşturduğu “sözde” basınçtan sonra İmralı ziyaretinin yolu açıldı.

Sonuçta 3 kişilik bir devlet heyeti İmralı’ya gitti, yaklaşık üç saat boyunca Sayın Öcalan ile görüştüler.

Bu görüşmeye ilişkin de yoğun tartışmalar yapıldı, yapılmaktadır. CHP’nin tavrı, görüşmenin içeriği ve sonuçları belli başlı tartışma konularıydı. CHP’nin son derece apolitik ve zararlı tavrını, fanatik CHP’liler dışında hiç kimse savunmadı.

Bu arada heyetin dönüşünden sonra yapılması planlanan Meclis komisyonunun toplantısı da yapılmadı, ertelendi.

Sürece ilişkin bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, devletin sayın Öcalan’ın barış ve demokrasi konusundaki netliğine ve kararlılığına cevap olamadığı anlaşılmaktadır.  Yoksa devlet istediği mesajı alabilseydi, bütün medya imkânlarını kullanarak, davul zurna ile bu mesajı ilan ederdi.

Ancak devlet istememiş olsa da sayın Öcalan’ın açıklamaları kamuoyuna yansımıştır.

Elbette bu açıklamalar uzun uzun değerlendirilebilir. Fakat işin özü şu ki, sayın Öcalan barış ve çözüm için büyük bir sorumlulukla hareket etmekte, bunun gerektirdiği fedakarlığı göstermektedir.

Buna karşın devlet bu tarihi ve önemli görüşmenin içeriğinin on yıl gizli kalacağını ileri sürerek tartışmaya dahil oldular.

Böylece devlet, hem çözümsüzlüğü dayatmakta hem 86 milyona ve bütün dünyaya sınırsızca yalan söyleyebilmekte hem de Sayın Öcalan’ın görüşlerini topluma yansıtmasına engel olmaktadır. Yapılan görüşmenin gizli tutulmak istenmesinin nedeni budur.

Çünkü devlet, barış için zorunlu olan demokrasinin gelmesini istememekte, demokratikleşmeyi göze alamamakta, demokratikleşmede korkmaktadır.

Türk devleti barıştan, demokrasiden, ulusal demokratik talepler uğruna kitleselleşmiş ve örgütlenmiş mücadeleden korkmaktadır.  Türk devleti, bu nedenlerle ve ayrıca kişisel ikbal beklentileri gerçekleşmeyeceği için barış ve demokratik toplum sürecinden uzak durmaktadır.

Halbuki demokrasi olmadan barış olmayacaktır.

Öte yanda devletin bu sürece yüklediği anlam ile Sayın Öcalan’ın yüklediği anlamın farklılığı da bu görüşmede çok net olarak ortaya çıkmıştır. Sayın Öcalan’ın önderlik ettiği Kürt tarafı hem ülkede hem bölgede barışın ve demokratik toplumun inşasının sağlanacağı bir süreç tasarlarken

Türk devleti, sorunu silahsızlandırmaya indirgemektedir.

Çünkü devlete göre “Kürt sorunu” yoktur, Kürtlerle ilgili “konular” vardır. Ne demekse? Hadi öyle diyelim, ama sonuçta “rahatsız edici” bir şey var işte. Ona hangi ismi verirseniz verin, onun “normal dışı” özelliğini değiştiremezsiniz. Sorun da budur, işte.

Yine devlete göre Kürtler, ayrı bir ulus değil, Türk milletini oluşturan “kümelerden” birisiymiş. Onlar da zamanla asimile edilecekler ve böylece Kürtler yok edilerek “Kürt sorunu” kökten çözülmüş olacaktır.

Aynı şekilde Türkçe, “milli egemenlik ve birlik” diliymiş, Kürtçe ise kendi aramızda konuşmakla yetineceğimiz bir dilden fazlası değilmiş.

Kürtlerin demokratik talebi olan yerel yönetimlerde özerklik sorunu ise, bütün bölgeler için geçerli olan ve merkezîleştirilmiş, herkesin merkeze bağlandığı bir yerel yönetimler yasasıyla çözülecekmiş. Yani yok öyle Kürt partileri kurup belediye başkanlıklarını almak?!

Türk devleti bu safsatalara dayanarak oluşturduğu “tek devlet”, “tek millet” ve “tek inanç” gibi politik dayatmaları, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonrada sürdürmek istemektedir.

Halbuki mevcut koşullarda ve öngörülebilir gelecekte uluslar ve inançlar varlığını sürdürecek ve koruyacaktır. Bu nedenle ulusal sorunlar ve ulusal bir sorun olarak “Kürt sorunu” çözülmediği sürece varlığını sürdürecektir. Hele ki bunca bedel ödendikten, örgüt ve ulus bilinci alındıktan sonra Kürtler, ulusal demokratik haklarını almadıkları sürece, “Kürt sorunu” çözülmüş olmayacaktır.

Dolayısıyla devletin bu yaklaşımı sonuç vermeyecek, devlet, demokratikleşemediği için “Kürt sorunu” çözülmeyecek, kalıcı bir barış gerçekleşmeyecektir.

Sarayın her şeyi bilen danışmanları bunu bilmiyorlar mı?

Devletin bu gerici, ırkçı tutumu, barış ve demokratik toplum sürecinin ilerlemesini engellemektedir.

Bu durumda sürecin selameti ve kazanımlarla sonuçlanması, başta Kürt halkı olmak üzere Alevilerin, emekçilerin, kadınların ve bütün demokrasi güçlerinin örgütlü ve kararlı mücadelesiyle sağlanacaktır.

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Sonraki Haber

Binlerce yıllık bir kadın sanatı: Deq

Sonraki Haber
Binlerce yıllık bir kadın sanatı: Deq

Binlerce yıllık bir kadın sanatı: Deq

SON HABERLER

Bir yüzleşme hikâyesi

Bir yüzleşme hikâyesi

Yazar: Aziz Oruç
30 Kasım 2025

Sanat, siyaset için midir?

Sanat, siyaset için midir?

Yazar: Heval Elçi
30 Kasım 2025

Binlerce yıllık bir kadın sanatı: Deq

Binlerce yıllık bir kadın sanatı: Deq

Yazar: Aziz Oruç
30 Kasım 2025

‘Pazarlık yok’ teranesi

İmralı ziyareti

Yazar: Aziz Oruç
30 Kasım 2025

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Aziz Oruç
30 Kasım 2025

Muhalefet yol ayrımında

Kürtler kimle ittifak kurar, kimi destekler?

Yazar: Heval Elçi
30 Kasım 2025

Arap solunun projesi nedir? – II

Arap solunun projesi nedir? – II

Yazar: Heval Elçi
30 Kasım 2025

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır