Görmenin acı verdiği yerden dünyaya sesleniyorum; hayat acılar biriktiriyor ve usanmadan ve utanmadan yolar gösteriyor. Ölüler yaşayanlara karışırken, yaşayanlar da ölülere karışıyor. Büyütülen ve küçülen her şey bir gün geliyor ve başa geliyor. Çünkü hırpalanmış hayat başka bir yaşamak tanımıyor.
Günler bazen asırlar gibi geçerken, mekânın zamana hükmü hesaplanamıyor. Günler geliyor, günler geçiyor ve insan yine bir başına kendine dönüp bakakalıyor. Kader deniliyor, keder sayılıyor, kandırmak biliniyor, kanmak diye kaydediliyor; oysa insan zaten dünyaya kanarak ve dünyada kanayarak kendini var ediyor.
Keşmekeşi buraların ve keşkeleri yaşamanın birbirine karışıyor. İnsan durup dururken kendine masal arıyor ve gün geliyor masalara da masallara da karışıyor. Kendini yaratan insanın dünyada yeri mazilerde kayboluyor. Bulan insan kaybetmeyi de kaybolmayı da kendinde buluyor. Aramak bazen çok güzel bir yok olmanın eşiğini gösteriyor ve insan oralarda aynı akıbeti yaşıyor.
Sessizliğin hükmü eşiğini yitirdi, seslerin mesafesi yankısını unuttu. Bihaber aykırılıklar, birdenbire ayrılıklar, birbirinden habersiz düşenler peş peşe gelebiliyor ve insanı bir uçurumun kenarına getirebiliyor. İnsan zaten durmadan kendine duraklar ve pusulalar arıyor.
Yağmur damlaları havada nasıl donuyorsa, gözyaşları da insanın içinde çukurlar açıyor. Gelmeyenler, gelenlerin götürdükleri, gidenlerin bıraktığı oyuklar ve yokluklar; unutmalar haritası çiziyor ve insan dönüp dolaşıp başkasını aradığı yerde kendini aramaya başlıyor. Sonra her şey yeniden başlıyor, sonların ne getireceği hiç mi hiç umursanmıyor. Dünya zaten böyle de dönüyor.
Şarkılar, ağıtlar, danslar, halaylar, rakslar bir yerden sonra insanı üzüntü yamaçlarına götürüyor ve kimse yerinden kımıldamak istemiyor. Zaten istenmeyen ne varsa bir gün insanın hayatının karşısına dikiliyor ve yıkılmak kendini gösteriyor. Sonrası enkazlar ve hatıraların bıraktığı rüyalar.
Çok güzel kaybettiğimiz yarınların engebelerinde dolaşarak sürprizler arıyoruz. Kader mi keder mi demeden hayaller kurarak bekleme duraklarında yer arıyoruz. Dünya ve hayat affetsin, bu hayatsızlığın buluşacağı yaşamı gözlerimizle arıyoruz.
Maruz kalmak, mağdur olmak, mağrur durmak ve hepsini bir anda yok saymak bir marifet sanılırken, madalyonun diğer yüzüne yüzümüzü dönüyoruz. Mazimiz bir üzünç teyit noktası, bakiyesi her devirde geçerli bir ömür sefaleti.
Bize hayat bırakmadıkları yerlerde kendimize yeni adresler arıyoruz. Çabalara güveniyoruz, çevrenin merkezden kaçmasına da güveniyoruz ve hayatın makamını dinliyoruz ve sonrasını. Zaten her şeyin sonrası olduğu için bu keder ve kader çemberinde dolaşıp duruyoruz.
İmtihanlara kendimizi amade ederken, intiharlara rast geliyoruz. Sürprizler, silinip iz bırakanlar, imkânsızlıklar döşeyenler ve zamansız darbeler aniden insanın üstüne üstüne geliyor. Gitmek bir yerden sonra hiçbir yere götürmüyor, dönmek bir yere vardırmıyor, kaçmak için yollar kapanıyor.
İnsan ve hayat aynı cümlede yazılınca büyük bir cürüm işleniyor artık. Suç ve ceza çemberinde yargılamak da yadırgamak da sıradan bir mubah sayılıyor. Zaten insan artık birer sayı ve sayılıyor, sonra da sanılıyor. İnsan şüphedir ve dünya bir zanlı.
Haftanın kitap önerisi: Dino Buzatti, Dağların Adamı Barnabo / Çeviren: Elçin Kumru, Timaş Yayınları









