• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
27 Ocak 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Sinan Cudi

ABD’nin güç kaybı ve yeni sistemin kodları

10 Aralık 2025 Çarşamba - 00:00
Kategori: Manşet, Sinan Cudi, Yazarlar

Washington, Erdoğan yönetimini ne öngörülebilir buluyor ne de bölgesel istikrar için faydalı görüyor. Suriye’de kendi çıkarlarını korumak için Türkiye’nin hareket alanını sınırlamayı stratejik bir gereklilik olarak benimsiyor. Bu, belgede ‘Bölgesel aktörlerin kontrol dışı hamlelerini dengeleme’ olarak formüle edilmiş.

Sinan Cudi 

ABD’nin yayınladığı son dış politika belgesi, Washington’un artık dünyayı tek merkezden yönetemediğini kabul eden ilk resmi metinlerden biri. Metin boyunca tekrar eden tema şu: Dünya çok kutuplu hale geldi, ABD mutlak üstünlük dönemini kapattı, bundan sonra küresel düzeni kurmak değil krizi yönetmek mümkün olacak.

Belgenin satır aralarına bakıldığında öne çıkan eğilimler şunlar;

ABD, Çin’i ana rakip olarak konumlarken Rusya’yı daha sınırlı bir tehdit olarak görüyor. Ortadoğu’da kalıcı bir hegemonya iddiasından vazgeçiliyor, doğrudan yönetme yerine uzaktan dengeleme modeli benimsiyor. Askeri müdahaleler nihai araç haline getiriliyor, bölgesel aktörlere daha fazla rol açılıyor, Türkiye gibi kontrolsüz davranan devletler sınırlanmaya çalışılıyor. Demokratik özerklik biçimleri veya yerel yönetim modelleri istikrar üretebildiği ölçüde desteklenecek düşük maliyetli seçenekler olarak görülüyor. ABD’nin genel amacı artık küresel hakimiyetin sürdürülmesi değil, sistemin çözüldüğü yerlerde daha büyük bir çöküşü engellemek.

Bu yeni çerçeve, Önder Abdullah Öcalan’ın uzun yıllardır tarif ettiği tarihsel-siyasal dönüşümle kesişiyor. Kapitalist modernitenin içsel krizleri üzerine yaptığı analizler, bu belgenin ortaya koyduğu tabloyu önceden tarif eden bir mantığa sahip. Öcalan’ın belirttiği gibi ulus-devlet, endüstriyalizm ve sermaye merkezli büyüme modeli artık dünyayı yönetebilecek bir kapasite göstermiyor. Bu sistemin merkezindeki devletlerin bile iktisadi ve siyasal anlamda tıkanması ABD belgesinin ana fikrinde açıkça hissediliyor.

ABD dünyayı yönetemediğini söylemiyor ama artık yönetmeyi denemiyor. Küresel düzen üretmek yerine krizleri sınırlayan ve maliyeti düşüren bir politika çizgisine kayıyor. Bu, hegemonya kapasitesinin daraldığının en net göstergesi.

Belge, ABD’nin artık yayılmak değil daralmak zorunda olduğunu kabul eden bir mantıkla hazırlanmış. Bu daralmanın Ortadoğu politikalarına etkisi de önemli.

ABD artık Ortadoğu’da düzen kurma iddiası taşımıyor çünkü düzenin kurulacağı bir zemin kalmamış durumda. Irak’ın devlet kapasitesi düşük, Suriye zaten parçalı, Türkiye agresif ve öngörülemez bir aktör, İran bölgeyi milis ağlarıyla yöneten bağımsız bir güç, Körfez kendi güvenlik mimarisini çeşitlendiriyor. ABD tüm bu karmaşayı yönetmeye çalışmaktan vazgeçip, krizleri sınırlamaya odaklanan bir stratejiye kayıyor. Ya da bu göreve İsrail görüntüsüyle revize ediyor.

Öcalan’ın “ulus devletlerin tarihsel tıkanması” olarak tanımladığı durum tam da bu coğrafyada çıplak şekilde ortaya çıkıyor. ABD belgesi bir anlamda şu gerçeği teslim ediyor: ulus devlet, özellikle Ortadoğu tipi merkezi devlet, artık sistemin taşıyıcısı değil sistemin krizi.

Belgenin politik kısmının en sert sonuçlarından biri de şu: ABD artık müttefiklerine eskisi kadar güvenmiyor ve onların kriz üretmesini maliyetli buluyor.

Türkiye bu nedenle belgede doğrudan adı geçmese bile hedef alınan devletlerden biri. Washington, Erdoğan yönetimini ne öngörülebilir buluyor ne de bölgesel istikrar için faydalı görüyor. Suriye’de kendi çıkarlarını korumak için Türkiye’nin hareket alanını sınırlamayı stratejik bir gereklilik olarak benimsiyor. Bu, belgede “bölgesel aktörlerin kontrol dışı hamlelerini dengeleme” olarak formüle edilmiş.

Bu hamle neden?

Çünkü ABD şunu biliyor: Türkiye’nin Suriye’de yapacağı büyük bir askeri operasyon, yalnızca Rojava’yı değil Irak’ı, Ürdün’ü, Körfez ticaret yollarını ve İran’ın milis ağlarını hareketlendirecek zincirleme bir krizi tetikler. ABD buna artık katlanmak istemiyor.

İşte bu nokta bizi Öcalan’ın çizgisine geri getiriyor. Öcalan yıllardır merkezi devletlerin kriz mantığıyla işlediğini, kendi iç çözülmelerini bölgesel şiddet üzerinden telafi etmeye çalıştığını anlatıyor. ABD belgesi tam da bu nedenle Türkiye gibi aktörleri frenleme ihtiyacı hissediyor. Çünkü ulus devletlerin kendi krizlerini dışa ihraç ederek ayakta kalma modeli artık küresel sistem için taşınması imkansız bir yük.

ABD belgesi aslında tek bir şeyi söylüyor: Küresel sistem kırılıyor ve merkez artık her cepheyi yönetemez! Bu kırılmayı Öcalan yıllardır analiz ediyordu: ulus devlet çözülüyor, hegemonik güçler tıkanıyor, demokratik toplum pratikleri çözülme dönemlerinde yükseliyor, bölgesel krizler merkez devletleri yoruyor ve ABD bugün bütün bunları pratikte görüyor ve buna göre davranıyor.

Bu yeni politik resimde: Rojava ABD için teknik bir istikrar aracı, Türkiye sınırlanması gereken bir risk aktörü, İran kontrol edilmesi zor bir yayılmacı güç, Rusya maliyeti artmış bir bölgesel oyuncu, Çin asıl rekabet alanı, Ortadoğu artık tek merkezli yönetilemeyen bir sahne…

Bu çerçevede Rojava aynı zamanda ulus devlet dışı siyasal deneyimlerin güç kazandığı bir döneme girildiğinin de göstergesi. Öcalan’ın analizlerinin bu tablonun neden ortaya çıktığını anlamada ciddi bir açıklayıcı gücü var çünkü yaşanan şey yalnızca ABD’nin güç kaybı değil, kapitalist modernitenin genel krizidir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Konuşanlar ve kekeleyenler

Sonraki Haber

Toplumsal katılım ve müzakere

Sonraki Haber

Toplumsal katılım ve müzakere

SON HABERLER

Pervin Buldan: Abdullah Öcalan Suriye için ‘3’üncü Yol’u önerdi

Yazar: Heval Elçi
27 Ocak 2026

Enternasyonalistler: Rojava’da şimdi devrim için savaşmalıyız

Yazar: Yeni
27 Ocak 2026

Gazeteci Karataş: HTŞ kullanışlı bir aparat, saldırılar yeniden dizaynın parçası

Yazar: Heval Elçi
27 Ocak 2026

Aydın ve sanatçılardan Rojava için uluslararası çağrı

Yazar: Yeni
27 Ocak 2026

Die Linke Milletvekili’nden Avrupa’ya çağrı: Rojava’nın yanında durmak zorundasınız

Yazar: Heval Elçi
27 Ocak 2026

Dünya basınında Türkiye’nin rolüne dikkat çekildi: SİHA’larla destekliyor

Yazar: Yeni
27 Ocak 2026

Ferhat Kurtay’ın kardeşi: Kürtler sürecin sahibidir, birlik olmalı

Yazar: Heval Elçi
27 Ocak 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır