Dünya oldukça farklı bir atmosfere doğru hızla sürükleniyor. ABD’nin Venezuela darbesi dünyada ‘yeni’ bir süreç yaratmış oldu. ABD tarafından Venezuela’nın başkenti Caracas ve birçok şehrin elektrikleri kesildi, gece boyunca şehirler bombandı. Yüzlerce savaş uçağı ve ABD askeri ile yapılan baskında onlarca Venezuelalı öldürüldü; devlet başkanı Mudaro ile eşi Cilia Flores korsanca bir girişimle kaçırıldı.
Yeni dünya düzensizliği yayılıyor
Bu hunharca girişimle Trump, başta Amerika kıtası olmak üzere dünyayı zapturapt altına alma hesabı içinde olduğunu gizlemiyor. Petrole, kıymetli madenlere ve stratejik bölgelere el koyacağını söyleyip duruyor. Bu yönlü planların hızla işleyeceği görünüyor. ‘Yeni dönem’ adeta ‘gangsterler çağı’ olacak gibi görünüyor.
Maduro’nun ya da bir başkasının durumu, söz konusu ülkedeki demokrasiyle bağdaşmayan uygulamalar ABD darbesini hiçbir biçimde haklı kılmaz. Maduro’nun, ambargo, kuşatma ve emperyalist dayatmaların içerideki kışkırtma ve kukla yönetim yaratma hesaplarını, halka dayanarak aşmak yerine giderek halktan kopan bir baskıcı rejimi uygulayıcısına dönmesi gibi tüm eleştiriler konuşulabilir, değerlendirilebilir. Ancak hiçbir şey ABD’nin caniliğini, bu darbeyi, Trump’ın haydutluğunu, Maduro ve eşine yapılanı haklı kılmaz.
Çin ve Rusya
Rusya ve Çin’in etkisiz kaldığı konuşuluyor. Esad’ın devrilmesi sonrasında da bu tartışma yapılmıştı. Bu etkisizlik ve sessizliğin emperyalist güçler arasında bir kıtalararası hegemonya paylaşımı mı karşılıklı zımni bir “tolerans mı” olduğu tartışılabilir. Rusya’nın Ukrayna, Çin’in Tayvan konusunda “rahata” erişip erişmediğini zaman gösterecek.
Ancak Çin’in Venezuela ile hızla gelişen ticari ilişkileri, Latinlerde ve dünyada giderek artan ekonomik etkisi ve yayılan siyasi nüfuzunun ABD çıkarları için bir “tehdit’ kabul edildiği sır değil. Trump’ın Çin’le özellikle ticaret, yatırım ve ekonomi alanında rekabet önlemlerinden onun “limanlarını bombalama” aşamasına geçtiği görülüyor.
ABD gemi azıya aldı
Ancak belli ki ABD daha da çok bastıracak ve bu dönemi adeta ‘büyük vurgun dönemi’ olarak değerlendirecek. Monroe Doktrini’ne dönen haydut Trump’ın, tek kıtayla yetinmeyerek, Kolombiya’dan Yemen’e Meksika’dan Panama’ya, Küba’dan İran’a, Grönland’dan, Kanada’ya, Panama’ya kadar birçok ülkeye parmak sallayıp tehdit ettiği düşünüldüğünde önümüzdeki sürecin kan, şiddet, darbeler ve savaşlara açık bir hale getirildiği rahatlıkla söylenebilir.
Takviye edilmiş İsrail çağı
Savaş, kan ve şiddetle sarsılan Ortadoğu ise bu sürecin hedef bölgelerinden biri olarak seçilmiştir. Gazze’deki insanlık suçlarından dolayı uluslararası mahkeme tarafından yakalama kararı bulunan Netanyahu’nun son Trump görüşmesinde Ortadoğu için yeni ‘güvenceler’ aldığı ve İran’ın, İsrail’in önüne atıldığı görülüyor. Paris’teki Şam-İsrail-ABD toplantısında da İsrail önemli kazanımlar elde etmiş oldu.
Gazze’de ‘sarı çizgi’yi genişleterek saldırılarını sürdüren İsrail, “ateşkes” kararlarını hiçe sayarak Lübnan’ı bombalamaya devam ederken, bu saldırganlıkla İran’ın çevresini iyice boşaltmakta kararlı.
İran ise içeride zor günler yaşıyor. Onlarca vilayet ve yüzlerce noktada büyük eylem ve direnişlere sahne olan Molla rejimine yönelik yeni bir İsrail saldırısı olasıdır. Önceki ABD ve İsrail saldırısında büyük darbe alan İran’a son darbeyi vurmak için çırpınan bir İsrail var.
Suriye ve süren çözümsüzlük
Bu gelişmeler içinde Suriye’de çözümsüzlük devam ediyor. ABD tarafından İsrail’e şimdilik işgal ettiği alanlarla yetinmesi, sindirmesi için ara bölgede ticari bir merkez için hazırlık yapması önerilmiş görünüyor.
Ancak Colani tam bir çıkmaz içine sürüklenmiş görünüyor. İçerideki IŞİD saldırıları ve aynı zamanda destekçi cihatçı koalisyon ile başı dertte görünen Colani cephesinde iç kavgalar büyüyecek gibi.
Paris’te İsrail ve ABD görüşmesinde İsrail’in karşısında boyun eğen, işgal topraklarına onay veren Şam’ın Kürtlere yönelik yeni saldırısı ise adeta tepkileri boşaltma hesabı gibi.
Diğer yanda içerideki çözüm sürecini ağırdan alan Ankara, SDG yönetimi ile Şam yönetiminin anlaşmasını öngörmek yerine, Kürtlerin etkin olduğu bölgeleri tasfiye ısrarını sürdürüyor. Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik saldırı kaygı verici. Rojava hedeften indirilmiyor ve Halep’teki çatışma süreci karmaşayı daha da arttıracak görünüyor.
AKP ve MHP’nin okuma farkı
ABD’ye sert tepki gösteren ve bu gelişmenin bölge için taşıdığı risklere de dikkat çekerek, “İç cephe”nin tahkimine bir kez daha vurgu yapan MHP lideri aynı zamanda SDG’yi tehdit etti. Arap aşiretlerini SDG’ye karşı tavır almaya da çağıran Bahçeli, “Öcalan’a umut hakkı”, “Gelip TBMM’de konuşsun” çağrılarını unutmuş, HTŞ’ye kayıtsız destek sunan bir düzeye gelmiş görünüyor.
AKP ise, darbeci Trump’ı kızdırmama yolunu seçerek ‘taraflara ‘itidal çağrısı’nda bulundu! İktidar, Venezuela’daki darbe ve Maduro’nun kaçırılmasıyla tehlikenin boyutunu görüyor, kaygıları var ancak konu Kürtler olunca ayarlarına dönerek gerçeği unutuyor. Gelişmelerin, dünyadaki karmaşayı ve Ortadoğu’daki şiddet sarmalını büyüteceği ve bunun giderek Türkiye’yi içine çekecek potansiyeli güçlendireceği görülmüyor, görülmek istenmiyor.









