Saldırılara tepki gösteren hukuk ve insan hakları örgütleri, Rojava’nın statüsünün korunması için uluslararası hukuk temelinde etkin adımlar atılması gerektiğini vurguladı
Heyet Tahrir Şam (HTŞ), DAİŞ ve Türkiye’ye bağlı grupların, Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük devam eden saldırılarına tepkiler sürüyor.
Amed
Amed Barosu, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve İnsan Hakları Derneği (İHD), adliye önünde açıklama yaptı. Açıklamaya, çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi ile hukukçu katıldı. Amed Barosu Başkanı Abdulkadir Güleç, Suriye’de 2011 yılından bu yana devam eden iç savaşın, milyonlarca insanın yaşam hakkını ihlal eden ağır insan hakları ihlalleriyle derinleşen çok boyutlu bir kriz yarattığını söyledi. Bu süreçte Rojava’da yaşayan Kürt halkının, DAİŞ ve benzeri radikal silahlı çetelere karşı yürüttüğü mücadeleyle yalnızca kendi varlığını değil, bölgesel ve uluslararası güvenliği de savunduğunu belirten Abdülkadir Güleç, “Alevilere, Dürzilere ve en son Kürt Halkına yönelik saldırılar, toplu infazlar ve zorla yerinden etmeler, işkenceler; Suriye’de yeni bir şiddet ve hukuksuzluk sürecinin inşa edilmek istendiğini açıkça ortaya koymaktadır” dedi.
Rojava’nın statüsüz bırakılmasının Suriye’de birlikte yaşam perspektifini hedef aldığı kadar bölgesel barışa da zarar verdiğini dile getiren Abdülkadir Güleç, halkların kendi geleceğini belirleme, kendilerini özgürce temsil etme ve varlıklarını güvence altına alma haklarının, uluslararası hukukun temel ilkeleri arasında olduğuna dikkat çekti.
Abdülkadir Güleç, şöyle devam etti:
“Bu noktada özellikle vurgulamak isteriz ki; Türkiye’de kalıcı barışın tesis edilmesiyle Suriye’de yaşayan Kürt halkının haklarının güvence altına alınması arasında doğrudan ve kopmaz bir illiyet bağı bulunmaktadır. Türkiye’nin sınırlarının hemen ötesinde yaşayan Kürt halkının statüsüzlük, güvensizlik ve sürekli şiddet tehdidi altında bırakılması; Türkiye’de toplumsal barışı güçlendiren değil, zayıflatan bir etki yaratmaktadır. Kalıcı barış, yalnızca ülke sınırları içinde yürütülen ‘güvenlik’ politikalarıyla değil; komşu coğrafyalarda yaşayan halkların meşru haklarına saygı gösterilmesiyle mümkündür. Suriye’de Kürt halkının kendi varlığını, kimliğini ve demokratik temsil mekanizmalarını güvence altına alacak bir çözüm, Türkiye’de barışın toplumsal ve siyasal zeminini de güçlendirecektir. Bu çerçevede uluslararası kamuoyuna, devletlere ve uluslararası kurumlara çağrımızdır; Suriye’de sivillere yönelik saldırılar ve etnik-dinsel temelli hak ihlalleri karşısında sessiz kalınmamalı; Rojava’nın hukuki ve siyasal statüsünün korunması için uluslararası hukuk temelinde etkin adımlar atılmalıdır.
Kalıcı ve adil bir barış; inkar, şiddet ve statüsüzlük dayatmalarıyla değil, halkların iradesine saygı gösterilmesi, kimliklerin ve inançların eşit yurttaşlık temelinde güvence altına alınmasıyla mümkündür. Rojava’da demokratik çözümün ve hukuki statünün korunması, Türkiye’de ve bölgede barışın güçlendirilmesinin temel koşullarından biridir. Uluslararası insan hakları hukukunun, hukukun üstünlüğünün ve barış hakkının savunucusu olmaya; Suriye’de ve bölgede kalıcı barışın inşası için hukuki ve toplumsal sorumluluğumuzu yerine getirmeye devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”
Êlih
Êlih’te (Batman) İHD ve ÖHD öncülüğünde adliye önünde açıklama gerçekleştirildi. “Saldırıları durdurun. Rojava vicdandır, direniştir, özgürlüktür” pankartının taşındığı açıklamaya, Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri katıldı. Ortak basın metnini ÖHD Êlih Şubesi Eşbaşkanı Şirin Şen okudu.
Riha
Riha (Urfa) Barosu saldırılara ve yaşanan ihlallerine dikkat çekmek amacıyla binalarının önünde açıklama yaptı. Saldırıların devam ettiğine dikkat çeken Baro Başkanı Abdullah Öncel, sivillerin hedef alındığını ifade etti. Abdullah Öncel, “Suriye geçici hükümeti tarafından yayınlanan bildiri ile Kürt halkına soykırım dayatılmakta, ikinci Enfal katliamı yaşatılmak istenmektedir. HTŞ ve bağlı silahlı yapıların DAİŞ mensuplarının tutulduğu hapishanelere yönelik saldırıları, bu suç tablosunu daha da ağırlaştırmaktadır. Bu eylemler, Suriye’de ve bölgede bilinçli bir istikrarsızlaştırma politikası izlendiğini, DAİŞ tehdidinin yeniden sahaya sürülmek istendiğini açıkça göstermektedir” dedi.
Saldırıların Cenevre Sözleşmeleri, Birleşmiş Milletler Şartı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ve uluslararası insancıl hukuk uyarınca savaş suçu ve insanlığa karşı suç niteliği taşıdığını dile getiren Abdullah Öncel, “Buradan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni, BM İnsan Hakları Konseyi’ni, Avrupa Birliği’ni, Avrupa Konseyi’ni, Uluslararası ceza adaleti ve insan hakları mekanizmalarını derhal, gecikmeksizin ve etkili biçimde harekete geçmeye çağırıyoruz” dedi.
Kaynak: MA









