Suriye’deki son gelişmeler, Kürtlerin, Kuzey ve Doğu Suriye’de kurmaya çalıştığı çok dilli ve çok kültürlü, demokratik modelin kökünden kazınma girişimini gözler önüne seriyor.
Rojava’da inşa edilen sistem, ‘ulus-devlet’ paradigmasına karşı bir alternatif model olarak önerildi. “Halkların eşit ve özgür yaşamı” kapsamlı, demokratik model emperyal güçler ile bölgenin inkarcı ve despot yönetimleri tarafından kabul görmedi.
Halep’in iki Kürt mahallesinden sonra Rojava’nın önemli bir kısmının Şam kontrolüne geçmesine karşın saldırlar dinmiyor. Savaş, elektrik kesintisi, gıda, su, ilaç yokluğu, açlık ve ölümlerle devam ediyor.
Kobanê önlerine kadar dayanmış savaş güçleri, şimdi Kürtleri ve SDG’yi “ayrılıkçılık” ve daha ötesi kavramlarla damgalayarak kazanımları kökünden kazımayı hedefliyor. Colani liderliğindeki Şam geçiş hükümeti üzerinden, ‘ulus-devlet’ modeli pekiştiriyor. Türkiye’de Türk, Suriye’de Arap egemenliğine dayanan, Kürtleri ve farklı halkları, inançları yok sayan zihniyet bölgeye uyarlanmak isteniyor.
Şara üzerinden süren ortak proje
Bu süreç, tıpkı birinci emperyalist paylaşım savaşı sürecindeki Sykes-Picot Anlaşması gibi Kürtlere statü yoksunluğu dayatıyor. Aktörler değişse de zihniyet yüz yıl öncekinden farksız. Ancak bugün bu o kadar kolay değil. “Birleşik Suriye” söylemiyle Kürtlere karşı vahşi ve kuralsız bir savaş sürdürülerek statü yoksunluğu kabul ettirilemez.
Colani ve arkasındaki güçlerin Türkiye’de olduğu gibi Kürtlere ulusal hak eşitliği ve muhataplığı yerine dillerini ve kültürlerini unutmamayı reva gördüğü anlaşılıyor. 16 Ocak 2026’daki kararnamesi, Kürtçeyi “ulusal dil” olarak tanısa da Kürtleri tatmin etmekten çok uzak.
Kayıtsız Kürtlere, vatandaşlık ve Newroz’un resmi tatil ilan edilmesi bir lütuf değil. Ancak Kuzey ve Doğu Suriye’deki özerk bölgede ilkokuldan üniversiteye kadar Kürtçe eğitim sistemi sürerken, arkasından yayınlanan yeni kararname ile Kürtlere haftada ‘iki saatlik Kürtçe ders’ bahşedilerek gerçek niyetlerini açıklamış oldular. Aynı zihniyet kapsamında SDG de bireysel olarak Suriye ordusuna entegre edilmek isteniyor.
Ateşkes mi, savaşın tahkimi mi?
20 Ocak’ta 4 günlük, ardından 15 günlük uzatmalarla 9 Şubat’a kadar ateşkes sağlanmış olsa da HTŞ güçleri ve içindeki çetelerin ihlalleri devam ediyor. Kobanê’de elektrik kesintisi sürüyor. Zorunlu yaşam ihtiyaçları engelleniyor. Çocuklar soğuktan, açlıktan ve ilaçsızlıktan ölüyor. İnsani yardımların ulaştırılması, sınır kapılarının açılması gibi çağrılara kulak vermek yerine, Ankara, Şam’ın askeri ve her türlü tahkimini sürdürerek dünyanın tepkisini çekiyor.
Dayanışma ve öfkenin yükselişi
Şam’ın insanlık dışı saldırganlığı demokratik tepkileri arttırırken, Kürt direnişini ve küresel öfkeyi tetikledi. Çığ gibi büyüyen, yayılan bir dayanışma ve mücadele var. Sarsıcı gelişmeler, Kürtleri dört parçada tarihsel bir ruh birliğine itti. Farklı parti ve örgütleri arasında diyalog arttı. Uluslararası düzeyde öfke ise birleşerek büyüyor. Avrupa’da Kürt protestoları artıyor. Avrupa ve dünyadan Kürtleri koruma ve dayanışma çağrıları yapılıyor. AP’de de hükümetlerin içinden ve muhalefet partilerinden hükümetlere baskılar artıyor, demokratik sesler yükseliyor. Ayrıca Fransa muhalefetinden Mélenchon devlet hakkı vurgusuyla öne çıktı.
Yirmi iki Arap devleti gerçeğine karşın, Ortadoğu’da milyonlarla ifade edilen Kürtlerin Kuzey Doğu Suriye’de özgün, küçük özerk yönetimine bile tahammül edilmiyor. AKP ve MHP’nin son günlerde bu kapsamlı had bildirme, sınır çizme içerikli ve aynı zamanda DEM Parti’ye tehditler savuran söylemleri de dikkat çekiyor.
Kırk yıllık çatışma sürecini bitirmek üzere başlatılan “Barış ve Demokratik Toplum” sürecinin muhatabı olan Ankara’nın bu konuda en katı tutumu sergilediği sır değil. Ancak bu politikayla bir yere varılamaz. Milyonlarca Kürt halkının tepkisini büyüterek sağlanan “çözüm” kalıcı olmaz. Ayrıca halkların barış ve demokratikleşme arzularını bastırarak kazanım elde ettiğini düşünenlerin yanılgıları tarihsel deneyimlerle sabittir.
Barış ve çözüm dili
DEM Parti Kürt sorununda demokratik çözüm istiyor. Muhalefet ve tüm demokratik güçler ısrarla barış ve demokratik çözüm diyor. İçeride ve bölgede barış politikaları önemli. Ankara’nın, savaş karşısında biriken tepkileri görmesi, içerideki çözüm sürecine ve bölgedeki hassasiyete uygun davranması isteniyor.
Ancak iktidar mensuplarından ortaklarına, oradan yandaş medyaya uzanan zehirli dil ve dayatmalar tahribatı büyütüyor. Kürt siyasi hareketi tarafından önerilen, “Demokratik entegrasyon” yerine Şam üzerinden Kürtlere dayatılan savaş politikasının ve “tam entegrasyon” ısrarının tahrip edici olmakla birlikte karşı tepkiyi daha da büyüttüğü görülmeli ve bu dilden vazgeçilmelidir.
Sonuç olarak; Suriye’de savaşa ve Rojava’da ihlallere bir an önce son verilmelidir. Sınır kapıları hemen açılmalı; insani yardımlar hızla ulaşmalıdır. Ayrıca SDG’nin önerdiği entegrasyon kapsamlı bir çözüm için teşvik edici olmak, sadece Suriye halklarına değil, Türkiye’ye ve bölgenin tüm halklarına kazandıracaktır.









