• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
17 Haziran 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Süreç Türkiye’ye de iyi gelecek

17 Haziran 2026 Çarşamba - 00:00
Kategori: Güncel, Manşet

Kimse kimseyi aşağılamasın kimliğinden ötürü ve herhangi bir kimlik, kültürel referans grubu ya da etnik, dinsel ne varsa bütün bunlar dışlanmasınlar. Yani bu çoğunluğu sağlayan bir demokrasi Cumhuriyet’in dönüşümü için en temel usul gibi gözüküyor

Ben ortalama Türk olarak, asimile olmuş bir Türk olarak; kendi halkımı da zenginleştirmek için Kürtlüğün, Kürt kimliğinin, özgürleştirmenin hepimize çok şey sağlayacağını düşünüyorum. Bu sadece Kürtlere verilen bir hak değil. Senin de vatandaşlığını yüceltir

Bence en önemli şey burada bu konferans çıktılarını genişletmek ve yaymak. Konferans bitti ne güzel konuştuk, mutlu olduk, tatmin olduk. Bu yeterli değil. Bence bu dili çoğaltarak, o sözü güçlendirerek yaymaya devam etmek lazım

Hüseyin Kalkan

İstanbul’da düzenlenen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” yoğun bir katılıma sahne olurken, hem Kürt meselesi hem de ülkenin başat meseleleri üzerine tartışmalar yürütüldü. Sosyolog Ferhat Kentel de konferansın çağrıcılarından ve oturumlarında sunum yapan isimlerden biriydi. Biz de konferans sürerken konferansın amacına ve kapsamına dair sorularımızı yönelttik Ferhat Kentel’e. Kentel, dönüşmesi gereken en önemli meselenin demokrasinin kendisi olduğunu belirtti ve demokratik dönüşümle ilgili şunları söyledi: “Demokrasi dediğimiz zaman en genel, en özet kısmından başlayacak olursak ‘temsilliktir’, yani bütün farklılıkların, farklı aktörlerin, farklı seslerin kendilerini anlatabilecekleri bir platformun olması gerek. Bunu hem siyasal düzende, hem siyasal prosedürler bakımından hem de gündelik hayatta, böyle olması gerek. Yani kimse kimseyi sokakta aşağılamasın, kimliğinden ötürü ve herhangi bir kimlik, kültürel referans grubu ya da etnik, dinsel ne varsa bütün bunlar siyasal atmosferde dışlanmasınlar. Yani demokrasi, bu çoğunluğu sağlayan bir demokrasi, Cumhuriyet’in dönüşümü için en temel usul gibi gözüküyor.”

Çoğul halimizle var olmak

1980 darbesinden sonra Türkiye’de toplumun hızla örgütsüzleştiğini ve mevcut örgütlerin etkisizleştiğini belirten Kentel, bunun demokratiksizleşmeye etkilerine dair de şunları belirtti: “İnsanlar bu toplumda kendilerini nasıl anlatıyorlar ya da nasıl anlatamıyorlar? Mesela anlatılamayan bir usul sınıf aidiyeti. Özellikle 1980 darbesinden sonra bütün dünyadaki liberal, kapitalist, adına liberal, neoliberal falan denen usullerle sendikasızlaştırma, sınıfsal hareketlere vurulan büyük darbelerle insanlar, toplumun içinde durdukları piramitte, hiyerarşide, sosyal adalet bakımından anlatamaz hale geldiler. Örgütlenme imkanları ortadan kalktı. Demek ki benim demokrasiye ihtiyacım varsa kendimi sınıf olarak ifade edebilmem, bunun müzakere edebiliyor olmam lazım. Birinci mesele bu. Bu çok önemli çünkü diğer, kendilerini Kürt olarak, Arap olarak veya başka etnik ya da dinsel kimlikler anlatamayan insanların da buluşabileceği bir zemin olabilir bu sınıf meselesi. Sen de, ben de, ikimiz de etnik kimliklerimizden örtüp dışlanıyoruz ama kendi derdimizi biz anlıyoruz. Çok ortak bir derdimiz var. Bu sınıfsallık örneğin bizim o kendimizi ifade etmemizi de sağlayacak bir zemin olabilir. Tek başına yetmez mi? Çünkü ben bir yandan Kürt’üm hâlâ ya da Alevi’yim ya da bir şeyim. Roman’ım, Çerkez’im. Benim bu özelliklerimle birlikte toplum içinde var olduğum sınıfsallık açısından da kendimi anlatabilmem lazım. Burada bir kavram kullanacak olursak, kesişimsellik gibi bir laf uygun olur herhalde. Çünkü ben sadece bir şey değilim. Aynı zamanda birden çok bir şeyim. Ben bu bütün çoğunluğum içinde kendimi anlatabileceğim bir şeyim. Dolayısıyla bunun tezahürü nasıl oluyor? Kürt, kadın, cinsiyet tercihi, doğa, ekoloji, saygı bekleyen o kadar çok varoluş hali var ki bu kesişimsellik halimiz içinde. Bütün varoluş hallerinin hepsinin ayrı ayrı konuşabilmesi lazım. En kaba özetleyecek olursam etnik, dinsel, sınıfsal, kültürel, ekolojik vesaire bütün bunları galiba anlatabilecek, taşıyabilecek, temsil edebilecek bir demokrasi demek mümkün.”

Türk sıfatı

Kürt meselesi ile ilgi cumhuriyetin dönüşümünün önemine değinen Kentel, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: “Bugünkü konuşmalarda cumhuriyetin kuruluşuyla ilgili anlatılanlarda sık sık dile geldiği gibi baştan bu topraklarda cumhuriyet kurulurken zaten Türk-Kürt kardeşliği, birlikteliği en azından Kürtlerini kuruculuğu diye bir şeyin lafları ediliyordu. Bu kuruculuğun gerekleri yerine getirilmedi. En basitten bu. Ama tabi sadece bu yetmez. Sadece bu topraklardaki Türkler, Kürtler söz konusu değil. Asimile olmuş dünya kadar insan var. Bunlar şimdi Türk sıfatını kullanıyorlar. İşte Boşnağından Çerkezine kadar. Aslında o tür bir potansiyeli de belki taşıyacak bir şey olması lazım. Ama en somutu tabi ki Kürt meselesi. Çünkü Kürt meselesi güçlü bir halk hareketinden kaynaklanan bir mesele olduğu için, kendisini unutmayan, asimile olmayı reddeden, direnen bir toplumsal kesimi bastırmakla, bunu bir asayiş meselesine indiren bir devlet karşısında Kürt kimliği direniyor hala. Yani ‘Beni asimile edemiyorsun’ diyor. ‘Edemezsin’ diyor. Aslında Kürtlüğün yarısı asimile edildi işte. Göç ettirilerek, yerinden edilerek falan. Ama demek ki en başta bir defa şu artık sen yoksun demekten vazgeçen, ona bütün haklarını verecek bir meseleyi demokrasiyle bağlaştırmak lazım. Yani ben bu devleti, bu oluşacak cumhuriyetin, dönüşümün, demokratikleşme derken kastetmesi gereken şu; ‘Evet kardeşim ben şimdiye kadar seni asimile etmeye çalıştım, yok edemedim, artık vazgeçiyoruz bu işten. Artık birlikte gerçekten yeniden bir kardeşlik politikası kuracağız. Bu topraklarda beraber yaşamak için Kürtleri ve diğerlerini dahil ederek her ne kadar 50 bin kalmıştıysa, Ermeni’ye de saygı duyarak, tanıyarak Süryani’yi, Rum’u, Çerkez’i tanıyarak yeniden bir birliktelik, yeni bir sözleşme yapabiliriz.’ Bu sözleşme sadece kağıt üzeri olması gereken bir şey değil. Benim ruhen kabul etmem lazım. Çünkü bu topraklarda ben niye üstün birisi olmak zorundayım? Niye ben Türk olarak diğerlerine göre daha üstün olayım? Sırf anayasada eşitliktir demekle olmuyor. Sen çünkü bir dili empoze ediyorsun başkasına, ötekisinin anadili başka bir şey. Bugün işte Burhan Sönmez yurt dışından bağlandığı bir açılış konuşması yaptı. Yani hayran olmamak mümkün değil. Öyle bir anlatıyor ki işte Kürtçe dilinin bize bütün inceliklerini veriyor. Ben bunu bilmiyordum. Ben bunu Türk olarak dinlediğim zaman Burhan Sönmez’in konuşması zihnimi açıyor. Benim Kürtçe’ye ihtiyacım var. Bu sadece basit bir ihtiyaç olma meselesi değil. O hakkın verilmesi beni de zenginleştirecek olan bir şey. Ben ortalama Türk olarak, asimile olmuş bir Türk olarak, Balkan mesela, Arnavut neyse işte. Ben kendi halkımı da zenginleştirmek için Kürtlüğün, Kürt kimliğinin, Kürt konusundaki yapılan açılımın, özgürleştirmenin hepimize çok şey sağlayacağını düşünüyorum.”

Güvenlik mi özgürlük mü?

Sürece toplumsal desteğin henüz yeterli olmadığını belirten Kentel, bunu devletin sorunu bir güvenlik sorunu olarak sunmasından kaynaklandığını vurguluyor ve şunları söylüyor: “Devletin bu işi güvenlik meselesine indirmiş olması, terörizm sıfatıyla tanımlamış olması, basit bir ihanet ve sadakat iklimine sıkıştırmış olması, tabi ki asimilasyon ya da manipülasyon ya da işte endokrinasyon ne derseniz deyin bir takım tekniklerle yapılmış olan bir şey var. Tabi ki ortalama sıradan vatandaş, alternatif bir bilgi kaynağına sahibi olmadığı zaman, bu merkezi enformasyon dünyasında başa çıkamadığı zaman tabi kendisine söylenene inanıyor. Yani mecburen çünkü kendini de güvene almak zorunda. Biraz ben kendi konuşmamda bunu anlatmaya çalıştım. Yani kendinize güvensiz hissederseniz en güçlü olanın kuytusuna giriyorsunuz. Yani koltuğun altına girip beni de koru abi diyorsunuz. Dolayısıyla bu koru hali bir tür o zayıflamanın imkanı, benim aktör olarak kendimi güçlü hissedebildiğim bir zamanda ben muhtemelen böyle bir sürece destek verebilirim. Çünkü benim de ihtiyacım olan barış zaten. Benim savaştan kazandığım hiçbir şey olmadı şimdiye kadar. Ama o kadar çok korkuyorum ki, o kadar korktuğum için beni bir cemaatin içinde, devletin oluşturduğu bir cemaatin içine sokuyorlar ki kendimi konuşabilme imkanlarımı kaybediyorum. Dolayısıyla benim bir tür sözün çoğalması, konuşma imkanlarımın artmasıyla Kürt meselesindeki bu demokratikleşme ve Kürt meselesinin aynı anda çok daha güçlü bir dil oluşturabileceğine inanıyorum. Örnek vereyim, 2010’lardaki çözüm süreci, barış süreci derken o zaman yapılan kamuoyu araştırmalarında barış sürecine destek %60’larda, %70’lerdeydi. Devlet o zaman çıkıyor, merak etme diyor, güvenebilirsin. Yanlış bir şey söylemiyoruz, ben de zayıf bir vatandaş olarak devlet böyle bir şey söylüyorsa korkmaktan çıkıyorum artık. Artık korkmaz hale geliyorum. Bunun da kendi başına çok önemli bir fırsat olabileceğini düşünüyorum.”

Süreç nasıl toplumsallaşmalı?

Sürecin toplumsallaşmasının önemine vurgu yapan Kentel, bazı spesifik önerilerde de bulunuyor. Sürecin sadece Kürtlere yarayacak bir süreç olarak algılanmasının doğru olmadığını belirten Kentel, şöyle devam ediyor: “En temelde galiba bu kadar çok korkan, cemaatleşen, kutuplaşan, zayıflamış olan bir sivil toplumun parçalarına ilk önce şunu anlatmak lazım. Bu sadece Kürtlere verilen bir hak değildir. Senin de vatandaşlığını yüceltmek istiyoruz. Sen daha iyi bir vatandaş olabilirsin, daha saygın bir vatandaş olabilirsin. Çünkü senin de acın var. Seni de saygıyla karşılıyorum, dinliyorum. Ama en fazla bu din meselesini unuttuk, unutturduk. Bunu yeniden hatırlayabilirsek, kendimizi de yeniden hatırlayabiliriz gibi. Yani biraz bir ilişkilendirmek, ilişkisel bir şey kurmak. Sırf Kürtlere hak vermek meselesi olmaktan çıkarmak lazım. Bu senin demokrasi için de faydalıdır, önemli bir şeydir. Demek ki bana sanki daha böyle siyaseten de, toplumsal olarak da, toplumsal kabuller açısından da daha kabul edilebilir bir yol olduğunu düşünüyorum.”

Konferans ve siyaset

Ferhat Kentel, son olarak çağrıcısı ve konuşmacısı olduğu konferansı değerlendiriyor: “Ben bu konferansın çok önemli, çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Bir de her şeyden evvel şu; biz genellikle siyasi ortamlarla doğrudan muhatap olan insanlarız. Dolayısıyla bu şimdiki zamanda çok kötü şeyler olması dolayısıyla bize sanki başka bir dünya yokmuş gibi geliyor. Şu an yaşamış olduğumuz çok sıkıntılı dönem. Eski dönemlerden bağımsız değil. Bu konferansın getirmiş olduğu şey, anti-AKP’cilik gibi bir şey yapılmıyor bu konferansta. Bu konferansta AKP’nin de içinde bulunduğu, 100 yıllık bir devlet geleneğinin ne tür şeyler, ne tür yollar açtığını, bizim başımızda ne tür bir şeyler, nasıl kalıplaşmış bir takım ezberler ürettiğini, nasıl bir yüzleşememe halini getirdiğini söylediğimiz zaman, sanki bu konferansın anlamı şu; kendimizi sıkıştırmayalım diyor, yok AKP dönemi, yok bu önemli. Uzun bir dönem içinde oluşmuş olan bir cumhuriyeti biz yeniden düşünürsek, o zaman hem AKP tabanına hem CHP tabanına hem başka bir takım tabanlarda bulunan insanların da, aaa evet ben de bunu yaşamıştım, atam bunu yaşamıştı, dedem bunu yaşamıştı deme imkanı var. Yok sadece bugüne dair konuştuğu zaman işte başörtü konusunda mesela, CHP gelirse yarın bizi başörtümüzü yasaklayacak mı acaba diyor. O zaman demek ki bu insanların CHP kökeniyle ilgili, CHP’deki işte o tek devlet, tek parti bilmem ne dönemleriyle yüzleşilmesi lazım ki o başörtüsünden endişe duyan insan, aaa evet onunla da yüzleşiyorlar demesi lazım. Bu devletin tek partilerle yapmış olduklarıyla da yüzleşiyoruz diyebilirsek ancak böyle bir karşılıklı güveni tesis edebiliriz. Yoksa ben oralara dokunma, konuşma oralara, o ayrı mesele dersem, o zaman senden benden başka, kendimizden başka kimseyi duyamayız. Bence en önemli şey ya burada bu konferans bitti ne güzel konuştuk, güzel mutlu olduk, tatmin olduk. Bu yeterli değil. Bence bu dili çoğaltarak, o sözü güçlendirerek anlatmaya devam etmek lazım.”

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Ağrıyan yere dokunmak

Sonraki Haber

Demokratik bütünsel hukuka çağrı

Sonraki Haber

Demokratik bütünsel hukuka çağrı

SON HABERLER

Demokratik bütünsel hukuka çağrı

Yazar: Yeni Yaşam
17 Haziran 2026

Süreç Türkiye’ye de iyi gelecek

Yazar: Yeni Yaşam
17 Haziran 2026

Ağrıyan yere dokunmak

Yazar: Yeni Yaşam
17 Haziran 2026

Cumhuriyet ve çoklukların dönüşü

Yazar: Yeni Yaşam
17 Haziran 2026

Önder Apo bir hedef belirlediğinde…

Yazar: Yeni Yaşam
17 Haziran 2026

Suudi Arabistan basını ABD-İran mutabakatın taslak metnini paylaştı

Yazar: Yeni Yaşam
16 Haziran 2026

Rojhilat Efrîn: Barrack ile görüşmede YPJ’nin Asayiş’te yer alması gündeme geldi

Yazar: Yeni Yaşam
16 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır