Kürt halkının direnişinin Rojava’ya yönelik planları bozduğunu dile getiren DEM Parti Okulu Eşsözcüsü Doğan Erbaş, ‘Her şey bitmiş değil, yeni bir dönem başlıyor ama mücadele bazı yönleriyle yeniden şekilleniyor. Rojava yeni bir sınavla karşı karşıya’ dedi
DSG ile Şam yönetimi arasında 30 Ocak’ta imzalanan anlaşma ile Kürtler, kimlik, ana dilde eğitim ve kültürel haklarının yanı sıra savunma haklarını da güvence altına aldı. Şam’a bağlı bir heyetin 1 Şubat’ta Kobanê’de İç Güvenlik Güçleri ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından anlaşma 2 Şubat itibarıyla yürürlüğe girdi.
Anlaşmayı değerlendiren Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Okulu Eşsözcüsü ve hukukçu Doğan Erbaş, Türkiye ve Şam yönetiminin geri adım atmak zorunda kaldığını ifade etti. Anlaşmanın en kritik maddesinin Kürtlerin kendi güvenliklerini sağlaması olduğunu belirten Doğan Erbaş, asıl hedefin bu kazanımların anayasal güvenceye kavuşturulması olduğunu söyledi.
‘Anlaşma bir süreç’
Anlaşmanın bir süreç ve önemli bir başlangıç olduğunu kaydeden Doğan Erbaş, şu değerlendirmeyi yaptı: “Anlaşma bir direnişin sonucudur, müzakere, mücadelenin üzerinde şekillendi. Kürtler gerek ana vatanlarında gerekse diasporada ideolojik farklılıklarını bir kenara bırakarak tam bir seferberlik haline geçti. Bu durum tarihte bir ilktir. Kürt halkının bu duruşu, başta Şam yönetimi olmak üzere Türkiye, ABD ve uluslararası güçleri bu anlaşmayı imzalamaya mecbur bıraktı.”
Anlaşmanın bir diğer önemli maddesinin yerinden edilmiş Kürtlerin topraklarına geri dönmesi olduğunu vurgulayan Doğan Erbaş, devletlerin Kürtlerin demografik yapısıyla oynama girişimlerine dikkat çekti. İnsanların yurtlarından koparılmasının büyük bir trajedi olduğunu belirten Doğan Erbaş, bu maddeyle birlikte yaşanan büyük bir acının son bulacağını ifade etti.
‘Saldırı aynı zamanda bir özel savaş’
Doğan Erbaş, Rojava’nın Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın paradigması doğrultusunda ekolojik, demokratik ve özgürlükçü bir modelle yönetildiği için hedef alındığını söyledi. Hegemonik güçlerin bu alternatif modeli hazmedemediğini belirten Doğan Erbaş, “Fiziki saldırıların yanı sıra son günlerde Sayın Öcalan’ın şahsına ve fikirlerine yönelik bir saldırı dalgası başladı. Bu bir özel ve psikolojik savaştır. Ancak Kürt halkı ve dostlarının direnişi bu saldırıları boşa çıkartacaktır” dedi.
‘İkinci bir 15 Şubat’
Rojava’da kurgulanan Kürt-Arap savaşı tehlikesinin boşa çıkarıldığını ifade eden Doğan Erbaş, bölgesel tablonun değiştiğini şu sözlerle aktardı: “Büyük bir kaos ve kuşatmayla karşı karşıyaydık. Sayın Öcalan bu durumu ‘ikinci bir 15 Şubat’ olarak tanımladı. Tıpkı 1999’daki uluslararası komplo gibi, Rojava yönetimini tamamen yok etmeyi, belki de Güney Kürdistan’a kadar uzanabilecek bir saldırıyı amaçlayan bir plan vardı. Masada kurulan buydu. Türkiye’den bazı güçler de önemli oranda bunun içindeydi. ABD’nin onay verdiği, İsrail’in bile Şam yönetime karşıtlığına rağmen sessiz kaldığı bu plan, Kürtlerin direnişiyle bozuldu. Dünya kamuoyunda oluşan duyarlılık, ABD senatosundaki tartışmalar ve sahadaki direnç, uluslararası güçleri kontrol ettikleri Şam yönetimine geri adım atmaya itti.”
Dolayısıyla her şey bitmiş değil
Anlaşmanın Türkiye’deki süreçleri de etkileyeceğini belirten Doğan Erbaş, anlaşma için temkinli olunması gerektiğini vurgulayarak, “Bir tarafta şeriat temelli bir yönetim anlayışı, diğer tarafta kadın özgürlüğünü esas alan seküler bir yaşam modeli var. Dolayısıyla bir arada yaşamaları çok kolay olmayacak. Tehlike şimdilik savuşturulmuş görünse de anlaşma anayasal güvenceye kavuşana kadar mücadele sokakta ve her alanda devam etmelidir. DEM Parti olarak planlamalarımızı yapıyoruz, 8 Mart ve Newroz’a giderken gözümüz Rojava’da olacak. Kobanê’deki insani kriz ve yardım koridoru meseleleri henüz tamamen çözülmüş değil. Dolayısıyla her şey bitmiş değil, yeni bir dönem ama mücadele belki de bazı yönleriyle yeniden başlıyor. Rojava yeni bir sınavla karşı karşıya” diye konuştu.
‘Öcalan sürecin önünü bir kez daha açtı’
Abdullah Öcalan’ın bölgedeki öngörüsüne değinen Doğan Erbaş, “Sayın Öcalan, bölgeyi ve dinamikleri çok iyi biliyor. Sayın Öcalan onu ortaya koydu. Oradaki tehlikeyi ve bu tehlikenin Türkiye’deki süreci de etkileyebileceğini görünce; devreye girerek anlaşmaya giden yolun taşlarını döşedi, anlaşmanın şartlarını da düzenledi. Sayın Öcalan böylelikle hem Rojava’da Kürt halkının güvenliğini sağlayacak bir anlaşmaya katkı sunmuş oldu. Bunu yaparken de aynı zamanda Türkiye’deki sürecin akamete uğramasına engel oldu. Sürecin önünü bir kez daha açtı” dedi.
Haber: Deniz Karabudak / MA









