Kürtlerle Türkiye Cumhuriyeti arasında ciddi bir kopukluğun olduğunu en iyi devlet bilir. Demokratik entegrasyon bu kopukluğu ortadan kaldıracaktır
Dr. Hayri Hazargöl
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 5 Ağustos’tan bu yana yürüttüğü çalışmaları bir rapor hazırlayarak kamuoyuna sunmuştur. Bu raporda meclisin yapması gerekenler konusunda bazı önerilerde de bulunmuştur.
Raporda sorunların güvenlikçi politikalarla çözülemeyeceği, bu açıdan da demokratikleşmenin sorunların çözümü için önemli olduğu belirtilmiş. Bu doğru! Ama genel geçer bir demokratikleşme ifade edildiği için bu demokratikleşme ile hangi sorunların çözüleceği ortaya konulmamıştır. Böyle olunca rapordaki iddiaya denk bir raporlaştırma, dolayısıyla sorunların çözümünü sağlayacak somut öneriler yapılmamış. Bazı yasal değişikliklerden söz edilse de bu değişikliklerin neleri içereceği belirtilmemiş. Özcesi, temel sorun olan Kürt sorununun adı konulmadığı gibi, bu sorununun çözümünü gerektirecek adımları dile getirmekten de kaçınılmış.
Kürt sorunu şu bu yasada yamalama yapılarak çözülemez. Kürt varlığını kabul eden, bu varlığın kendini her bakımdan örgütlenmesini, toplumsal ve siyasal bedene kavuşturmasını sağlayan adımlara ihtiyaç var. Kimlik, dil ve kültür özgürlüğü temelinde kendini bedenleştiren bir Kürt gerçekliği olursa; bunun Türkiye Cumhuriyeti ile entegrasyonu kolayca sağlanır. Kürtlerle Türkiye Cumhuriyeti arasında ciddi bir kopukluğun olduğunu en iyi devlet bilir. Demokratik entegrasyon bu kopukluğu ortadan kaldıracaktır. O zaman raporda belirtilen toplumsal bütünleşme de sağlanmış olacaktır. Bu açıdan bu demokratik entegrasyonun gerçekleşmesi için gereken adımların atılması esas konu olmaktadır. Rapordan sonra üzerinde durulması gereken konu budur. Yoksa demagoji yapmak ve havanda su dövmekten başka bir iş yapılmış olmaz.
Bu rapor doğrudan Kürtleri ve demokratik güçleri ilgilendirmektedir. Kürtler ve demokratik güçler de raporu eleştirmektedir. Rapordan daha açık bir değerlendirme ve öneri beklenmekteydi. Bu olmayınca eleştirel bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Bu eleştiri komisyonun tarihi sorumluluğuna denk bir rapor sunmadığına yönelik eleştiridir. Ancak yine de rapor sonrası siyaset kurumunun ve meclisin atacağı adımlar önemsenmektedir. Rapor sonrası gözler ve kulaklar meclise çevrilmiştir.
Rapor bir yönüyle de AKP-MHP iktidarının özellikle son 10 yıldaki yanlış politika ve uygulamalarının itirafı olmaktadır. Zaten birçok kişi ve çevre iktidarın keyfi olarak engellediği şeyleri bırakırsa bazı şeylerin hemen gerçekleşeceğini söylüyor. AKP iktidarı geçmişte yaptığı engelleme ve olumsuz tutumlardan vazgeçerse bu tabi ki yanlışlıklarını kabul eden bir özeleştiri olur. Bu rapordan sonra AKP iktidarı belirtilenleri yerine getirmezse hukuk dışı bir iktidar olur ve meşruiyetini yitirir. Bu açıdan hiçbir gerekçe ileri sürülmeden AİHM ve Anayasa kararlarının derhal uygulanması gerekir. Bunu yapmayan iktidar da hukukçular da idare de suç işlemiş olur.
Hem demokratikleşmeden söz edilecek, hak, hukuk, adalet denilecek, özgürlükler, farklılıkların özgürlüğü ve çoğulculuktan söz edilecek hem de bunların yapılması koşullara bağlanacak! Doğuştan gelen haklardan söz ediliyor. Anadilde eğitim başta olmak üzere böyle tanınmayan ve çiğnenen haklar var. Bunları koşula bağlamak özrü kabahatinden büyük olmaktır. Raporda özrü kabahatinden büyük böyle başka şeyler de var. Zaten bunlar hukukçular başta olmak üzere birçok çevre tarafından eleştirilmektedir.
Bu sürecin anahtar kavramı ‘demokratik entegrasyon’dur. Kürt halkının baş müzakerecisi Abdullah Öcalan, demokratik entegrasyonu sağlayacak adımların atılmasını istiyor. İmralı’ya giden Dem Parti heyeti Pervin Buldan, Abdullah Öcalan’ın demokratik entegrasyondan ne kastettiğini basına açıklamıştır. Yerel demokratik özyönetim, ana dilde eğitim, Kürt varlığının tanınması, vatandaşlık tanımının doğru yapılması gibi başlıklar temelinde demokratik entegrasyonun gerçekleşebileceği belirtilmiştir. Zaten entegrasyonun demokratik olması Kürtlerin temel demokratik haklarının tanınmasını ifade eder. Bazılarının saptırdığı gibi inkar ve asimilasyon temelinde özyönetimin reddine dayalı bir entegrasyondan söz edilmiyor.
Demokratik entegrasyon Kürt sorunu gibi sorunların çağdaş ve demokratik çözümünü ifade ediyor. Sorunların köklü çözümü de ancak böyle sağlanır. Bu açıdan tarafların demokratik entegrasyon temelinde bir çözüme gitmeleri sadece tüm sorunları çözmez, tüm kaygıları da giderir.









