• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
24 Şubat 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Hiç uyumamış bir halk ‘uyanır’ mı?

24 Şubat 2026 Salı - 00:00
Kategori: Manşet, Savunmanın Sözü, Yazarlar

Kürtler ne zaman uyudu da tekrar uyansın? Osmanlı’da bir isyandan diğerine sürüklenirken mi? Cumhuriyet’te inkar edilirken mi? Bu yüzden mesele bir ‘ilk uyanış’ değil zaten süren uyanıklığın, yeni bir saldırı momentinde yeniden görünür olmasıdır

Esra Bilen*

Rojava’da yaşanan katliam girişiminin ardından dünyanın her tarafındaki Kürtlerin birlik olarak ayağa kalkmasıyla birlikte, sıkça “Kürtler uyandı” türünden değerlendirmeler yapıldı. “Uyanmak” dediğimiz şey gerçekten yeni mi yoksa zaten sürmekte olan bir tarihsel teyakkuzun, yeni bir momentte yeniden görünür olması mı? Bu tür düşünceler aklıma kadın siyasi tutsakların cezaevinden yazdıkları Çîrokên Jinên di Zindanan de kitabından bir hikâyeyi getirdi.

Hikayede bir anne, tarladaki işleri yapmaya gitmeden önce beşikteki bebeğin duyması için Kürtçe şarkılar açar.  Malum 90’ların Kürtçe şarkıları dönemin ruhuna uygun bir şekilde hep direniş ve mücadele çağrısı içerir. Örneğin: “Hewar, nalîn û gazî, gel azadî dixwazî. Gelek şerm e tu razî, gelê Kurd ranazê / Çığlıklar, ağıtlar ve yakarışlar yükseliyor; halk özgürlük istiyor. Senin uykuya dalman büyük bir utançtır; Kürt halkı uyumaz.” ya da “Îro va ye ferman hat, Kurdno rabin cengê ev…/ “Karar verildi bugün; savaş başladı. Ey Kürtler uyanın” der. Hikayemizin kahramanı bu çağrılarla büyüyen bir kız çocuğu. Çocuk bu çağrıyı mecazi olarak algılamıyor, aksine çok ciddiye alıyor ve bir daha uyumuyor. “Rabe keça min serxwe, keleşt bigire destê xwe, bigihêje hevalên xwe…/“Uyan kızım, tüfeğini kavra, yoldaşlarına ulaş” çağrısını duyunca da kalkıp gerillaya katılıyor. Gerillada da bu uyumama hali devam ediyor ve yoldaşları şaşırıyor. “Bu bir hastalık” diyorlar. O ise bunu kabul etmeyip “Hiçbir Kürt uyumamalı.” diyor. Yine de onun bir doktora görünmesini isteyen yoldaşlarını kırmıyor ve şehre iniyor. Ancak şehre indiğinde yakalanıyor, ağır işkence görüyor ve ardından cezaevine konuluyor ve yine uyumuyor. Bu sefer cezaevindeki arkadaşları çareler arıyorlar. Bir yoldaşı ona kalın teori kitapları okumayı öneriyor; böyle yaparsan hemen uykun gelir diye. Bir başkası “Zaten eğitimlerde uykun gelecek, kaçarın yok” diyor. Başka başka öneriler… Ama hiçbiri işe yaramıyor. Ta ki dışarı çıktığında görüştüğü bir terapist sonunda şunu söyleyene kadar: “Hiç uyumayan biri uyanık değildir. Uykunun ne olduğunu bilmeyen, uyanıklığın ne demek olduğunu da bilemez.”

Bu uyku metaforunu kolektif bir tarih düşüncesi olarak Kürt halkı için kullanılabileceğini düşünüyorum. Buradan geriye dönüp “Kürtler uyandı” cümlesine baktığımızda sanki Kürtler uzun süre uyumuş da, şimdi bir olayla birlikte gözlerini açmış gibi konuşuluyor. Oysa böyle bir cümle, özellikle son yarım yüzyılda örülen “diriliş” tarihini silikleştiriyor. Çünkü Kürt varlığının kanıtlanmasının ve özgürlüğe kapı aralanmasının örgütlü bir tarihi vardır. Bu tarih inkarcılığa karşı diriltme ve kesinleştirme tarihidir. Bu nedenle bugün “Kürtler uyandı” demek çoğu zaman “Kürtler yeni uyandı” gibi bir yanlış anlamı da taşır. Yani sanki direnç yeni başlamış, sanki bilinç yeni doğmuş gibi.  Kürtler ne zaman uyudu da tekrar uyansın? Osmanlı’da bir isyandan diğerine sürüklenirken mi? Cumhuriyet’te inkar edilirken mi? Zindanlarda varlığını savunurken mi? Dağda, şehirde, sürgünde, Avrupa sokaklarında kimlik ararken mi? Bu yüzden mesele bir “ilk uyanış” değil zaten süren uyanıklığın, yeni bir saldırı momentinde yeniden görünür olmasıdır. Sürekli mücadele ve direniş hali kuşkusuz ahlaki direnci güçlendirdi, bizi yıllar yılı uyanık tuttu. Fakat otomatik olarak güvence üretmedi. Ahlaki-politik direnç varlığı taşır ama varlığı kalıcılaştıracak kurumsallık ve güvence sorusu ayrı bir eşiğe işaret eder. Tam da burada hukuk tartışması devreye giriyor.

Abdullah Öcalan’ın kavramsal çerçevesinde hukuk, çoğu kez devletli iktidarın toplum alanını daraltan, toplumu “üstten tek taraflı” kurallarla kuşatan bir mekanizma olarak eleştirilir; ayrıntılı hukuk düzenlemeleri çoğu zaman adaletin değil, baskı ve sömürünün kodlanmış çıkarlarını taşır. Bu eleştiri, hukuku “adalet” sanma kolaycılığına karşı bir uyarıdır aynı zamanda çünkü modern sistem, çoğu kez hukuku meşruiyet kılığına sokarak tahakkümü görünmezleştirir. Fakat aynı çerçevede başka bir kapı da aralar; hukukun içindeki ahlaki boyutu görmek, ‘’hukuka yedirilmiş ahlak’’ı, toplumun korunması ve sürdürülmesi için yeniden toplumsal lehine işletmek. Yani mesele hukuk alanını toplumun ahlaki-politik normlarıyla yeniden ilişkilendirmek; hukuku, toplumun kurucu hafızasına kapalı bir iktidar tekeli olmaktan çıkarıp, mücadele edilen bir sınır haline getirmektir. Bu nedenle Öcalan’ın son manifestosunda “bütünsel hukuk” vurgusunu sürecin ruhuna uygun bir derinleşme ve hukuk alanını demokratik siyasetin eylemsel zemini olarak yeniden tanımlama hamlesi gibi okunabilir.

Bütünsel hukuk, kimlik ve kültür haklarını yasal ve anayasal düzlemde birbirini tamamlayan bir bütün olarak ele alan; varlığın somutlaşıp güvenceye kavuşmasını hedefleyen bir çerçevedir. Fakat burada güvence sadece hukuk değildir. Çünkü hukuk egemenlerin elindedir ve egemenlerin bunu her zaman halklar aleyhine kullanma riski vardır. İşte tam da burada özsavunma devreye girer. Özsavunma tıpkı dünyanın her yerinde Kürtler’in ayağa kalkıp varlıklarını savunması gibi varlığın fiili güvence boyutunu hatırlatır. Bu yüzden hukuk, örgütlü toplumun elinde bir mücadele alanıdır; özsavunma ise örgütlü toplumun kendisini koruma kapasitesidir. Biri diğerinin yerine geçmez; fakat birlikte düşünüldüğünde “kalıcılık” fikri anlam kazanır.  Yani hukukun dönüşümü, çoğu kez “yukarıdan” bir lütuf değil, aşağıdan örgütlü ısrarın ürünüdür.  Bu yüzden kalıcılık, yalnız tanınma arayışıyla değil, örgütlü toplumun kendi kurumlarını kurmasıyla, bu kurumların hukuki alana basınç yapmasıyla; ve gerekli olduğunda da kendi özsavunma sistemini inşa etmesiyle mümkündür. Bu çerçevede mesele bir halkın, artık sadece tetikte kalmak zorunda olmadığı bir güven zemini yaratabilmesidir. Bu zemin de; ahlaki-politik toplumun örgütlülüğünden, bu örgütlülüğün hukuku dönüştürme basıncından ve özsavunma kapasitesinden doğar. Yıllardır kesintisiz direniş halinde olan bir halk, yalnız direnerek değil; örgütlenerek, kurumlaştırarak, hukuku toplumun ahlaki normlarıyla yeniden ilişkilendirerek ve özsavunma gücünü güvenceye alarak “uyku”yu mümkün kılabilir mi? Gerçek tarihsel eşik, belki de tam bu sorudadır.

*Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Üyesi

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

‘Habere ulaşmak için her tehlikeyi göze aldı’

Sonraki Haber

YK Enerji’ye kurban edilen yaşam

Sonraki Haber

YK Enerji’ye kurban edilen yaşam

SON HABERLER

Ramazan’ı karşılarken

Yazar: Yeni Yaşam
24 Şubat 2026

YK Enerji’ye kurban edilen yaşam

Yazar: Yeni Yaşam
24 Şubat 2026

Hiç uyumamış bir halk ‘uyanır’ mı?

Yazar: Yeni Yaşam
24 Şubat 2026

‘Habere ulaşmak için her tehlikeyi göze aldı’

Yazar: Yeni Yaşam
24 Şubat 2026

Kimlikten ‘Gökkuşağı’na: Jesse Jackson’ın onurlu mücadelesi

Yazar: Yeni Yaşam
24 Şubat 2026

Çözüm demokratik entegrasyonda

Yazar: Yeni Yaşam
24 Şubat 2026

Amedspor’dan 90+4’te kritik gol

Yazar: Yeni Yaşam
23 Şubat 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır