• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
1 Haziran 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Afşin Aybar

Şiddete karşı çözüm komünalizmdir! – 2

1 Haziran 2026 Pazartesi - 23:00
Kategori: Afşin Aybar, Manşet, Yazarlar

Mevcut ilişkiler güç ve iktidara odaklı olduğundan, kişinin değeri de maddi boyutu ön planda olan bir çıkar ilişkisine dönüşür. Bu bağlamda açığa çıkan önemli bir sorun da adalet hissiyatında ortaya çıkan zaaflardır

Afşin Aybar 

Modern yaşamın insan hayatını kolaylaştıran yönleri olduğu gibi bireyi farklı ruh halleri ve düşünce dünyasına götürdüğünü de görmek gerekir. Gelişen teknoloji, her an her şeyden haberdar olabilme, istediği şeye ulaşabilme kapasitesi vs. sistem içerisinde “sunulan imkânlar’’ olmaktadır. Fakat günümüzde yaşanan toplumsal sorunların ulaştığı düzey, bireyi değerlendirme konusu yapmaktadır. Egemen sistem, iktidarlar, bu iktidarların toplum ve doğaya karşı uyguladığı politikalar kadar sorunların çoğunlukla mağduru pozisyonuna hapsedilen bireyin konumu da tahlile tabii tutulmak durumundadır.

Bireysel şiddetin akıl almaz biçimlere büründüğü ve bu durumun dayak, cinayet, fiziki işkence vb. gibi şiddetin salt fiziki biçimleriyle sınırlı olmaktan çoktandır çıktığı bir dönemi yaşıyoruz.

Şiddete bu kadar meylin olması tahlil edildiğinde kimi noktalar tespit edilebilir. Kişilikte yaşanan boşluk ilk dikkati çeken nedenler arasında yer alır. Kişilikteki boşluğu somut bir şekilde gösteren ama şiddetle bağı genellikle kurulamayan pratiklere özellikle odaklanmak gerekir. Örneğin; tüketim kültürü bu bağlamda incelenmesi gereken önemli bir konudur. Modern çağın içinde bulunduğumuz döneminde tüketim kültürü, toplumun ayrıcalıklı kesimlerine has bir olay olmaktan çıkmıştır. Toplumun büyük bir çoğunluğu, arzulanan nesneye ulaştıktan sonra farklı arayışlar ve hep yeni bir şeyin peşinde olma durumundadır. Peşinde olunan; bir nesne, düşünce, bilgi, hatta kişi bile olabilmektedir. Tüketim kültürü dendiğinde; üretim ve yaratım unsuru gözetilmeksizin tüketime saplanma hali anlaşılmalıdır. Üretilen her şey sanki sadece kullanıp-atmak için vardır. Günümüzde gelişen tüketim kültürü insan ilişkilerinden maddi ilişkilere kadar bu düzlemde gelişiyor. İnsanlara pragmatist yaklaşımdan, ihtiyaç duymadığı halde her türlü metaya muhtaç olma haline; bu kültürün neden olduğu psikoloji yaşanan manevi boşluğun göstergesi olmaktadır. İçsel boşluğu meta ile doldurma istemi zamanla o boşluğu derinleştirerek insanı tüketir hale geliyor.

İnsanda yaşanan boşluk mobbing uygulamalarında görüldüğü gibi kıskançlık, haset, otorite ve pozisyonunu, başka bir ifadeyle yetkiyi kötüye kullanma gibi anlayış, tutum ve yaklaşım biçimleriyle de görünürlük kazanmaktadır. Boşluk, anlamsızlığa da dayalı bir şekilde, başkaları hedef alınarak doldurulmak istenir. Anlamsızlık ve amaçsızlıkla beraber rekabetin en kof halleri sergilenir olur. Amaç, yaşam ve toplumla kurulan özlü bağlara dayalı bir şekilde belirlenmekten ziyade, tüketime ve karşıtlığa dayalı sağlıksız bir ilişkiselliğe göre belirlendiğinde içsel boşluk yalnızca bireyle sınırlı negatif bir durum olmanın ötesine geçer. Toplumsal alanı da tahrip etmeye başlar. Görünür olmaya ve dikkatleri üzerine çekmeye duyulan arzu, toplumsallaşmak yerine toplumu istismar etmeyi hedefler. Böyle bir bireyin maneviyatı temsil edebilmesi çok zordur. Böyle bir birey toplumu bozabildiği oranda amacına ulaşıp “başarılı’’ olacaktır. Amacına ulaşamaması ise kesin bir yıkım anlamına gelecektir. İntihara varan öz-yıkım pratiklerinin bir boyutu bu olmaktadır. Özellikle de sistemin piyasaya sunduğu popüler kültürün etkisi ile insanlarda gelişen bu özelliklerin tahripkarlığı kazandığı kapsam ve derinlikle bireyi yalnızlaştırmaktadır. Nüfusun kontrolden çıkmışçasına büyüdüğü bir çağda, toplum kalabalık oluşturan bireyler toplamına dönüşmektedir.

Böyle bir atmosferde ilişki kurmaya çalışan birey üretemez, verimli ve işlevsel olamaz. Bugün özelde iş yerlerinde mobbing olarak ifade edilen bezdirme, baskı, psikolojik şiddet, taciz gibi yaklaşımların yaygın bir şekilde yaşanmasının altında bu psikoloji yatmaktadır. Verimli ve üretken olmayanın, yetkisini kullanarak karşı tarafı işlevsizleştirmesi olarak da ifade edilebilir. Gücü elinde bulunduranların kendilerinden zayıf olan kişilere veya gruplara uyguladıkları psikolojik, uzun süreli ve sistematik baskı esasında komünalizmden uzaklaşmış olduklarını açıkça göstermektedir. Toplumsallığın zayıf olduğu alanlarda gelişen bu durum yaşamın anlamını da tüketmektedir; çünkü bu, verimli ve sağlıklı bir tarz olmayıp insanı tüketen bir tarzdır.

Modernitenin etkisi ile yaşanan ve hemen hemen birçok kesimin pençesinde olduğu bir diğer şiddet etkeni de değer görmeme ve değer vermeme durumudur. Mevcut ilişkiler güç ve iktidara odaklı olduğundan, kişinin değeri de maddi boyutu ön planda olan bir çıkar ilişkisine dönüşür. Bu bağlamda açığa çıkan önemli bir sorun da adalet hissiyatında ortaya çıkan zaaflardır. Yaşam adeta normsuzluğa dayalı yürüyormuş gibi algılanmaya başlanır. Çünkü değer, liyakatten ziyade bireyin iktidar sahipleriyle ilişkisine göre biçilmektedir. Kişiye ve ortama göre ilkeden yoksun davranış sergileyenin tercih edilmesi konuyla bağlantılı sık yaşanan bir durumdur. Halbuki toplumun en değerli varlıkları bireyleridir ve topluma katkıları, işlevsellikleri oranında hakiki anlamda değer kazanırlar, kazanmalıdırlar.

Bu nedenle çözüm üretmeyen sözler ne kadar güzel ifade edilse de güç, imkân, sosyal statüye odaklı olduğunda dile gelen en “güzel’’, en “anlamlı” sözler bile içi boş kabuktan öte anlam ifade edemez hale gelir. Yaşamın anlamı insanda ve onun toplumunda dile gelir. Anlam; tanımlamakla, çözüm gücü olmakla gelişir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

90’lardan bugüne süren cezasızlık 

Sonraki Haber

Nasıl bir demokratik siyasi hareket?

Sonraki Haber

Nasıl bir demokratik siyasi hareket?

SON HABERLER

Trump: Netanyahu ile görüştük, İsrail Beyrut’a asker göndermeyecek

Yazar: Yeni Yaşam
1 Haziran 2026

Nasıl bir demokratik siyasi hareket?

Yazar: Yeni Yaşam
1 Haziran 2026

Şiddete karşı çözüm komünalizmdir! – 2

Yazar: Yeni Yaşam
1 Haziran 2026

90’lardan bugüne süren cezasızlık 

Yazar: Yeni Yaşam
1 Haziran 2026

Üç damar, tek düğüm…

Yazar: Yeni Yaşam
1 Haziran 2026

Kendileri çalıp kendileri söyleyecek

Yazar: Yeni Yaşam
1 Haziran 2026

Valahî: Karın gurultusunun dili mi olur?

Yazar: Yeni Yaşam
1 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır