• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
21 Temmuz 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Duran Kalkan: Önder Apo’nun özgürlüğüne dayanmayan süreç ilerleyemez

21 Temmuz 2026 Salı - 09:46
Kategori: Güncel, Manşet

Duran Kalkan, ‘Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşmasını öngörmeyen, önünü açmayan, Önder Apo’nun öncülüğüne dayanmayan bir çözüm sürecinin ilerlemesi söz konusu olamaz. Başka türlü kimse ne umut etsin ne beklesin’ dedi

Abdullah Öcalan’ın özgür yaşar, çalışır ve demokratik siyaset yürütür koşullara kavuşmasını içermeyen bir yasal düzenlemenin karşılık bulmayacağını söyledi

Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademisi üyesi Duran Kalkan, Medya Haber’de yayınlanan özel programda Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin geldiği aşamayı değerlendirdi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile iki ay görüşme yapılmamasını eleştiren ve bu durumun sürece nasıl yaklaşıldığını gösterdiğini ifade eden Duran Kalkan, “İki ay görüşmenin olmaması sürecin oldukça geriye çekildiğini, yeterince ciddiyetin gösterilmediğini ortaya koyuyor. Fakat ben böyle yaklaşmanın da doğru olmayacağı kanaati ve görüşündeyim. Böyle görüşmeler olsa ne olur? İmralı’da bu tarz görüşmeler sürecin ruhu, içeriği, anlamı açısından çok geri bir durum.

Süreçte atılan adımların karşılığı yok

Ekim başı ele alınırsa iki yıla yaklaşan bir süreç oluyor. Bu kadar adım atıldı Önderliğimiz ve hareketimiz tarafından. Bunu herkes biliyor, herkes tartışıyor. Herkes gerçekten de ne kadar önemli ve anlamlı bir yaklaşım olduğunu takdir ediyor. Bazı bakımlardan karşı olanlar bile siyasi, askeri durum, bölgede yaşananlar açısından Kürtlerin tutumunun oldukça önemli ve anlamlı olduğunu söylüyorlar. Durum böyleyken iki yıl sonra hâlâ Önder Apo İmralı’daki koşullarda, o koşulların adına ne denirse densin. Tutukluluk koşulları densin, bilmem hükümlülük koşulları densin, esaret koşulları diyelim, rehin koşulları diyelim. Aynı koşullarda hiçbir şey değişmemiştir. Ve iki yıldır gelişen süreçte atılan adımların karşılığı yok. Bu bakımdan bu bile başlı başına bir sorun, bir problem.

Başmüzakereciye böyle yaklaşım olur mu?

Böyle olmaz, bu iş böyle yürümez. İşte birçok çevre diyor, görüşmeler olacaksa eşit koşullarda olmalı. Önder Apo, hareketimiz tarafından da baş müzakereci ilan edildi, ifade edildi. Bütün Kürt çevreleri bunu kabul ediyorlar. Halkımız her gün söylüyor. Bu konuda herhangi bir tereddüt yok, farklı bir görüş de yok. Başmüzakereciye böyle yaklaşım olur mu? Baş müzakereciye bu biçimde yaklaşılırsa, bu koşullarda tutulursa süreç için insanlar ne diyebilir, nasıl değerlendirebilir? Nasıl umutlu olabilir, güvenli olabilir? Olamıyorlar ve zaten durmadan kaygılar belirtiliyor. Bu da rahatsızlık yaratıyor. Herkeste rahatsızlık yaratıyor. Ama buna yol açan neden ortada: Önder Apo’nun içinde tutulduğu koşullar” dedi.

Kaç görüşme yapıldı bilmiyoruz

Abdullah Öcalan’ın iki ay önceki görüşmede yasa çerçevesine ilişkin görüşlerini sunduğunu ve bayramdan sonra da kendisine geri dönüşün yapılmasını istediğini söyleyen Duran Kalkan,  “Bayramdan sonra üç gün içerisinde halledelim, bana dönüş olsun, ben gerekenleri yaparım demişti. Fakat kaç üç gün geçti, hâlâ bir sonuca gidilemedi. Ne oluyor bu? Gerçekten sürece ciddi yaklaşılmıyor mu? Fakat bir boyutu da öyle anlaşılıyor ki içeride dönüp tartışmalar var. Bu süreç içerisinde Önder Apo ile kaç görüşme yaptı devlet heyeti, bilmiyoruz. Ne tür tartışmalar yürüttü, bilmiyoruz. Eğer hiç yapmamış, boş durmuşsa zaten bu bir faciadır. Kabul edilir yanı olmaz. Ama görüşmeler olmuşsa bu da ortaya çıkarıyor ki anlaşılamayan noktalar var. Biraz daha kamuoyuna açık olunabilirdi.

Basında bir sürü şey çıkıyor, yalan yanlış

Örneğin Önder Apo, sonucun bize de iletileceği, bizim de bilgilendirileceğimiz, belli görüşler ileteceğimiz biçimde önceki görüşmede değerlendirmeler yapmıştı. Mesela bu konuda bizim de herhangi bir bilgimiz olmadı. Ama basında bir sürü şey çıkıyor, yalan yanlış. Her gün yazılıyor, söyleniyor, değerlendiriliyor. Nereden alınıyor bu bilgiler, kim yayıyor, nasıl oluyor? Biz bilgilerin yayılmasına karşı değiliz. Açık olsun her şey. Eğer karşı taraf da istiyorsa biz açıklıktan yanayız. Fakat gerçeklere kapalılık, bilinmeyen yalan yanlış şeylere de açıklık, tartışma, dedikodu; bir sürü şey söyleniyor, toplumda daha fazla kafa karışıklığı yaratıyor. Ondan sonra da toplumun tutumu şöyle, toplumun tutumu böyle, deniliyor ki Türkiye kamuoyu buna açık değil. Bu yöntem izlenirse kamuoyu hazır hâle gelmez. Kürt kamuoyunu biz hazırlıyoruz, bu yöntem bizim hazırlıklarımızı bozuyor. Türkiye kamuoyuysa bu biçimde hiç hazır hâle gelmez.

Sürece doğru yaklaşılmalı

Biraz gerçekçi olmamız lazım, doğru yaklaşmamız gerekli. Ne kadar doğru, gerçekçi çalışma yapılıyor? Milliyetçi, şoven düşünceleri, duyguları kıran hangi çalışmalar var? Gerçekten de Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’te yaptığı çağrı ve sonraki bütün konuşmalarının gerekleri ne kadar yerine geldi? Bırakalım devlet bunu yasal olarak yerine getirmez de bu yönlü kamuoyuna dönük hangi çalışmaları hangi parti yaptı? Kürt kardeşliğini geliştirmek üzere, Kürt düşmanlığını ortadan kaldırmak üzere ne tür çalışmalar yapıldı? Dikkat edilirse çok fazla yoktur, hiç yoktur. Tersi oluyor, tersini geliştiren partilerin önü açılıyor. Ondan sonra da bak, o parti böyle söylüyor, öbürü böyle söylüyor. Toplumun bu tepkileri var denerek aslında süreç engelleniyor. O partilerin, o ırkçı, milliyetçi partilerin söylemlerine sığınılıyor. Demek ki onların böyle olmasından fayda umuluyor. İnsan bunu görüyor, bunlar olmaz. Bu yaklaşımlar kesinlikle ortadan kalkmalı.

İnşallah dağ fare doğurmaz

Bu çerçevede hazırlanacak yasaya ilişkin tartışmalar da oluyor. Resmi açıklamalar da oldu. Temmuz sonuna kadar çıkacak deniliyor. Aslında Nisan’da, Mayıs’a kadar çıkacaktı, Mayıs sonunda çıkacaktı. Şimdi Haziran olacaktı, Temmuz oluyor. Çıkabilir, bir yasa çıkartılacağı anlaşılıyor. Mevcut gelişmelerden devlet ve iktidar gücü böyle bir yasa çıkarmaya karar vermiş görünüyor. Ne diyelim, inşallah dağ fare doğurmaz. Önder Apo’nun görüşleri dikkate alınır. Hareketimizin ve halkımızın açıklamaları dikkate alınır. Hassasiyetleri görülür. Herkesi içine alan bir uzlaşma yasası olur. Böyle olmaz da sadece kendi görüşlerini içeren bir yasa olursa, ‘Terörsüz Türkiye yaratıyoruz’ sözüyle ilerleyen, sonuçlanan bir yasa olursa, bu geçen hafta Helin arkadaşın söylemiyle zaman kaybından başka bir şeye yol açmaz. Hiçbir karşılığı olmaz nihayetinde.

Bu yasa bizim için çıkarılıyor

Bu yasa bizim için çıkarılıyor. Biz bu yasanın bir tarafı olarak konuşuyoruz. Boş konuşmuyoruz. Herhangi birinin yaptığı değerlendirmeler gibi değildir bizim değerlendirmelerimiz. Biz değerlendireceğiz ve bu yasanın içeriğine göre hareket edeceğiz. Dolayısıyla gerçekten de hassasiyetleri gözetmeli. Bu noktada yönetimimizin açıklaması da nettir. Şimdiye kadar ilk günden itibaren tutumumuzu net koyduk ortaya. Kimseye farklı bir şey söylemedik. Hatta en baştan şunu da söyledik. Biz tutumumuzu, görüşlerimizi net olarak ifade ediyoruz. Sonuna kadar da bunu söyleyeceğiz. Kimse sonunda bize, ‘İşte bizi aldattınız. Önce şöyle söylemiştiniz. Şunu sanmıştık. Sizden şu eğilimi görmüştük demesin’ dedik ve bu açıklıkla da hareket ettik. Şimdiye kadar da öyle. Son yönetimimizin açıklaması da son derece net” diye ifade etti.

Ancak Önder Apo yapabilir

Örgütü kategorize eden, parçalayan bir önermeyi kabul etmeyeceklerini söyleyen Duran Kalkan, “Böyle örgütü dağıtmayı, parçalamayı hedefleyen, işin içine sadece silahsızlanma, terörü önleme olarak koyan, geçmişin pişmanlık ya da eve dönüş yasalarının bir benzeri olan yasanın hiçbir karşılığı olmaz. Örgütü parçalayan, kategorize eden, yönetimi şöyle, kadrosu şöyle diyen bir yasanın hiçbir karşılığı olmaz. Dahası Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşmasını öngörmeyen bir yasanın bizim cephemizde hiçbir karşılığı olmaz.  Bu kongre kararıydı. Arkadaşlarımızla defalarca açıkladık. Kimseyi kandırmıyoruz da bu konuda. Var olanı söylüyoruz. Biz yönetimiz, bizden ikna etmemiz isteniyor. Biz dedik ki yapabileceklerimiz var, yapamayacaklarımız var. Bu anlamda hiçbir şey yapamayız. Kongre karar aldı, ancak Önder Apo yapabilir. O kararı, fesih kararını, silahlı mücadele stratejisini sona erdirdik. Silahları bırakma kararını ancak Önder Apo uygulayabilir, uygulatabilir. Başka kimse bunu yapamaz.

Örgütümüzü yok etmiyoruz, dönüştüreceğiz

Şunu net ifade edeyim; Önder Apo özgür yaşar, çalışır koşullara kavuşmadan, Önder Apo demokratik siyaset yapar hâle gelmeden bir gerilla bile bu dağdan gitmez. Eve gidecek. Kimsenin eve gideceği falan yok. Eve geri dönmek için dağa çıkmadılar, açıkladık. Eve dönmeye öyle hevesli olanlar yok. Kimse evini özlemiş falan da değil. Diyoruz ki demokratik siyasetin önü açılacak. Biz evet, PKK’yi feshettik ama özgürlük mücadelesinden vazgeçmedik. Demokrasi mücadelesinden vazgeçmedik. Bu mücadele örgütlü yürüyor. Örgütten de vazgeçmedik. Örgütümüzü yok etmiyoruz. Dönüştüreceğiz. Demokratik siyasi mücadele stratejisiyle çalışır, yaşar bir örgüt hâline getireceğiz. Böylece demokratik siyasete katılacağız. Bunun önü açılsın diyoruz. Bu temelde örgütlenelim diyoruz. Bu anlamda da herkes demokratik siyasi mücadeleye katılır. Ama herkes Önder Apo’ya katılmış.

Önder Apo böyle bir mücadele yürütürse, demokratik siyaseti özgürce yaparsa, demokratik siyasetin gerektirdiği örgütlenmeleri yürütürse, herkes Önder Apo’ya nasıl katıldıysa gidip yine Önder Apo’nun partisine, çalışmasına katılır. Önder Apo’nun yanına gider ama hiç kimse evine gitmez. Yeni katılmış en genç arkadaşımız bile gitmez. Buna inanmayan varsa araştırma yapabilir, gelip sorabilir. İstiyorlarsa basının önünü açsınlar. Açıklamalar yapılsın. Biz serbest bırakalım, arkadaşlar açıklama yapsınlar. Bu konuda zaten başka türlü hareket etmek isteyen varsa önü açık zaten. Eden ediyor. Yoksa diğeri etmez. Bu bakımdan kilit nettir. Bu yasa, Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşmasını öngörmeyen, önünü açmayan, Önder Apo’nun öncülüğüne dayanmayan bir çözüm sürecinin ilerlemesi söz konusu olamaz. Bunu bir kere daha net ifade ediyorum. Başka türlü kimse ne umut etsin ne beklesin.

Gecikme olmasın

Gerçekleşmeyince de sonra hiç kimse bu nedenle bizi eleştirmesin. Tutumumuz bu kadar net ve açık. Bu çerçevede biz stratejimizde değişikliği yaptık. Demokratik siyasi mücadeleye güç vermeye çalışıyoruz. Düşünüyoruz, tartışıyoruz, okuyoruz, inceliyoruz. Yapabildiğimiz kadar istiyoruz ki yasal çerçeve önümüzü açsın. Daha aktif katılalım, daha çok hizmet edelim. Hem Kürtler hem Türkiye çalışmalarımızdan yarar görsün, kazansın. Talebimiz bu. Önü açılsın, isteğimiz böyle. Zaten kendi mücadelemizi yürütüyoruz. Böyle olmazsa başka şey olur demiyoruz. Gecikme oluyor, zamana yayılıyor. İstiyoruz ki böyle gecikme olmasın. Zaman altın değerinde. Gelişmeler ortada, kıyamet kopuyor neredeyse her tarafta. İnsanlar zorla ayakta kalıyorlar bu süreçte. İyi değerlendirelim. Zaman kaybına yol açmasın. İsteğimiz bu, söylemimiz bu anlama geliyor. Kimse yanlış anlamasın” diye konuştu.

Ergin Atabey’in yazıları

Sürece ilişkin tartışma yürüttüklerini söyleyen Duran Kalkan şöyle devam etti: “Süreç üzerine tartışıyoruz. Siz de birçok defa dile getirdiniz. Sürece dönük yanlış, eksik yaklaşımlar var. Buna dönük Ergin Atabey adına yazılar yazıldı. Hem eleştiri hem de perspektif babında. Bizler de burada isterseniz biraz bu tartışmaya katkıda bulunalım.

Sürecin muhatabı sadece PKK ve devlet değil

Evet, biz de takip ediyoruz o yazıları. Okuyoruz, başka yazarlar da, aydınlar da üzerinde duruyorlar. Değerlendiriyorlar çok yönlü. Sürecin yürütülüşüne dair görüşler var, eleştiriler var, öneriler var. Bunları takip etmeye çalışıyoruz. Değerli, anlamlı da buluyoruz. Onu ifade edelim. Önemli boyut şu oluyor; bu Barış ve Demokratik Toplum süreci için Önder Apo ilk günden söyledi, bir anlaşma süreci değil, dedi. Herkes özgür iradesiyle kendisi için doğru gördüğünü, inandığını uygulamaya çalışıyor. Karşılıklı böyle sürüyor. Bu karşılıklı sürdüğü ölçüde ilerler. Diğeri bir mücadele işi. Böyle bir süreç içerisinde mücadele etmeyi taraflar uygun buluyorlar, kendi çalışmalarını yürütüyorlar. Bu bakımdan Barış ve Demokratik Toplum sürecinin muhatabı sadece PKK ve devlet değil. Süreç, PKK ile devlet arasındaki bir anlaşma, uzlaşma, bir anlaşmalı çözüm süreci değil. Bu konuda yanlış anlama olmamalı.

Süreç herkesi içeren bir süreç

Söz konusu değerlendirmelerde de en çok eleştirilen hususun bu olduğunu görüyoruz. Sanki bir anlaşma var, uzlaşma var. Dolayısıyla devlet bu işi yapmıyor. Devlete güven olmaz denen, işte o umutsuzluk yayan, olmazı öne çıkartan, devlete güvenilmez diyerek zamanı geçiren anlayışlar, tutumlar var. Ergin Atabey de birçok başka yazar da bu anlayışı, tutumu eleştiriyor haklı olarak. Doğru olan da bu. Bunun gerçekten herkes tarafından anlaşılması lazım. Süreç herkesi içeren bir süreç. Bütün toplumsal kesimlere, kadınlara, gençlere, işçilere, emekçilere, aydınlara, orta kesime, tabii zenginlere bile hitap ediyor. Onların da kendiişlerini yürütebilmeleri için uygun ortam sunuyoruz. Savaştan nemalananlar, rant elde edenler dışında herkesi içeriyor aslında. Sadece savaş rantçıları bunun dışındadır, buna karşıdır.

Doğru nasıl yapılır, önünü açsın

Dolayısıyla her kesimin rol oynaması lazım. Mücadele etmesi lazım. İşin içine girmesi lazım. Bu anlamda sürecin toplumsallaşması gerekli. Toplumsal örgütlülüğün gelişmesi lazım. Herkesin kendi tutumunu ortaya koyması gerekiyor. Mücadele etmesi lazım. Denetim uygulaması gerekli. En azından temel aktörler devlet ile PKK ise devlet adına devleti yürüten iktidar ile PKK’nin tutumunu denetlesin. Ne yapıyor, ne yapmıyor, yanlış yaptığı zaman eleştirsin. Doğru nasıl yapılır, önünü açsın. Bu anlamda aktif olsun. Etkili olsun. Şimdi bu konularda yetersizliklerin olduğunu, zayıflıkların olduğunu biz de eleştirdik. Eleştiren çeşitli çevreler de var. Şöyle anlaşılmasın; hiçbir şey yapılmıyor, bir gelişme olmuyor. Öyle değil. Var gelişmeler. Ben önce de değerlendirdim. Bir şeyler çözüldü. Yasakların bir kısmı ortadan kalktı. Türkiye konuşuyor bir düzeyde. Ama hâlâ korku var. Düşündüğünü herkes açıkça söyleyemiyor örneğin.

Kürtlere ilişkin Türkiye toplumunun değişik kesimlerinin, örgütlerinin gerçek düşünceleri nedir? Kürt düşmanlığında, Kürt karşıtlığında, Kürt tasfiyesinde, soykırımında Türkiye toplumunun insanlarının hiçbir faydası yoktur. Yararı yoktur. Ben buna yürekten inanıyorum. Dolayısıyla korku olmasın. Yasak kalksın. Herkes özgürce düşüncelerini söylesin. Göreceğiz ki yüzde seksen, doksan bu sürece destek verecekler. Sürecin Kürt özgürlüğü temelinde, Kürt iradesinin tanınması temelinde ilerlemesini isteyecekler. Fakat bir yasak durumu var. Bir kısmı ancak konuşabiliyor. İnsanlar sansürlü konuşuyorlar. Otosansür uyguluyorlar. Belli eylemlilikler var. Daha fazla eylem olabilir. Daha yaratıcı eylemler olabilir mesela. Bu anlamda zayıflıklar var.

Demokratik entegrasyon çözümünden söz ediyoruz

Şunu belirteyim; biz demokratik entegrasyon çözümünden söz ediyoruz. Sürecin çözüm çizgisi demokratik entegrasyon çizgisi. Entegrasyon nedir? Sözlüklerde kavram şöyle ifade ediliyor; farklı birimlerin yeni bir bütün oluşturmak için aralarında kurdukları ilişki biçimine entegrasyon deniliyor. Birbirlerinin varlığını tanıma temelinde. Demokratik entegrasyon ne olur o zaman? Bu ilişki biçiminin demokratik teamüllere uygun olmasını ifade eder. Kim? Farklı birimler, devlet ile Kürtler, PKK. Kürtler içerisinde örgüt olarak da PKK. Toplum olarak Kürtler. Devletle demokratik entegrasyon yapacaklar. O hâlde bunun için ne gerekli? Defalarca Önder Apo ifade etti. Devletin demokrasiye duyarlı olması gerekli. Demokratik Cumhuriyet gerekiyor. Toplumun örgütlü olması lazım. Kürtlerin örgütlü olması gerekli. Demokratik toplum olması gerekiyor. Örgütlü demokratik toplum olmadan entegrasyon olmaz.

Demokratik Cumhuriyet gerekli

Bireylerin devlete entegrasyonu diye bir şey söz konusu olamaz. Öyle bir şey yok. O saptırmadır. O hâlde ne gerekli? Devletin demokrasiye duyarlı kılınması gerekli. Demokratik Cumhuriyet gerekli. Demokratik toplum gerekli. O hâlde demokratik entegrasyon ne demek? Demokratik Cumhuriyet yaratmak, demokratik toplum inşa etmek için mücadele demek. Demokratik entegrasyon böyle bir mücadele süreci. Öyle masa başında imzalar atma, ben sana şu hakkı veriyorum, ben sana şunu veriyorum ya da vermiyorum alışverişi değil. Bazıları böyle anlıyorlar. Böyle beklenti içine giriyorlar. Bulamayınca da umutsuzluk yayıyorlar. Güvensizlik yayıyorlar. Kaygılar belirtiyorlar. Olmaz teorisi gelişiyor. Bu süreç yürümez diye tellallık yapılıyor. Bu süreç yürümezse ne yürür? Onu söyleyenlere soruyorum ben. Ne yürür? Hangi süreci yürütmek istiyorlar? Söylesinler, ne yapıyorlarsa görelim. Doğrusunu yapıyorlarsa biz de kendilerinden olalım.

Demokratik toplum inşası için seferber olmak lazım

Ama ortada hiçbir şey yok. Sadece biz yapmayız, yapılanı da beğenmeyiz. Vallahi çok iyi o zaman. Ne olursun? Olana mahkûm olursun o durumda. Zaten sonuçta bundan çıkan sonuç mevcut olana mahkûm olmak oluyor. Ona bel bağlamak oluyor. Bu bakımdan bu iş böyle olmaz. Mesela Cumhuriyeti demokratikleştirmek için birçok değerlendirme, tartışma oldu. Nereden çözümler üretilmeli? Bunun mücadelesi gerekli. Mücadele etmek gerekiyor. Dahası ve en fazla insanların, toplumsal kesimlerin yapabileceği demokratik toplum inşası, toplumun demokratik temelde eğitimi ve örgütlenmesi. Demokratik toplumun temelinde ne var? Demokratik komün. Kesinlikle demokratik kurumlar, kuruluşlar tamam ama gerçek demokratik toplum, demokratik komün temelinde örgütlenen, şekillenen, işleyen toplumdur. O hâlde demokratik toplum inşası için seferber olmak lazım.

Yurtseverlik seferberliğe katılmaktır

Demokratik komün çalışmasına seferber olmak gerekli. Şu olur mu, bu olmaz mı? Devlet şunu verir mi, vermez mi? Acaba ne konuşuluyor, ne konuşulmuyor diye böyle hep oradan buradan bilgi toplamaya çalışmak ya da işte bu devletten bir şey olmaz deyip kaygılanmak, bekle-gör yaklaşımı içinde olmak yerine demokratik toplum inşasına seferber olalım. Yurtseverlik bu seferberliğe katılmaktır. Demokratlık bu seferberliğe katılmaktır. Devrimcilik budur. Bu dönemin devrimciliği demokratik toplum inşasına seferber olmak demektir. Kim demokratik toplum inşasına seferber oluyorsa, demokratik komün örgütlülüğünü geliştirmek için toplumun derinliklerine gidiyorsa, köye, mahalleye, halkın içine giriyorsa devrimci odur, yurtsever odur, demokrat odur. O bir komünardır. Bu dönemin devrimcisi komünar olmak zorunda.

Yeni paradigma

Bu temelde halkçı olmak, topluma gitmek zorunda. Ama öyle bir durum yok. Hep devletten bekleniyor. Siyaset, devlet siyasetine endekslenmiş. En ufak gelişme devletten isteniyor. Her şeyi devlet yapsın ama istediğimiz gibi yapsın deniyor. Böyle de olmaz. Eğer her şeyi devlet yapacaksa devlet istediği gibi yapar. Devlet istediği gibi değil de işler benim istediğim gibi olsun diyorsa birisi, o zaman kendisi yapacak. Lütfen elini taşın altına koysun. Lütfen bu çalışma içerisine girsin. Ortada küçük burjuva bireycisi, bürokratı olarak dolaşıp bol bol konuşup, açıklama yapıp ama ondan sonra toplumsallaşmak, toplumsal inşa için çalışmaya dönük en küçük bir adım atmama olmasın. Böyle olmaz. Buna gerçekten artık bir son vermek gerekiyor. Bütün siyasi hareketler, örgütler, partiler bu konuda kendilerini yeniden değerlendirmeliler. Yeni paradigma; kadın özgürlükçü, ekolojik, demokratik toplum paradigması eski anlayışların, örgüt biçimlerinin, yaşam ve çalışma tarzlarının değişmesini gerektiriyor.

Komünalist gençlik hareketimiz nerede?

Yeni manifesto, Demokratik Komünal Toplum Manifestosu, yeni türden örgütlenme ve çalışmaları esas almayı gerektiriyor. Eski anlayışları ve alışkanlıkları kesinlikle yıkmak lazım. Siyasi partiler, geçmişte eski paradigma koşullarında ortaya çıkmış olan kurumlar değişmeli. Yeni paradigma ve yeni manifestoya göre yeniden şekillendirilmesi, yeniden yapılandırılması gerekli. Özellikle de öncü kadın ve gençlik örgüt hareketleri. Kadın ve gençlik hareketlerinin, kendilerini bu süreci doğru örgütleyecek, sürece toplumu doğru çekecek, toplumun eğitim ve örgütlenmesini, dolayısıyla süreci başarıya götürecek eylemini etkin geliştirebilmek için çok yaygın, etkin, örgütlü çalışması lazım. Gençlik örgütlülüğü her şeyin öncüsü. Komünalist gençlik hareketimiz nerede? Nasıl gelişecek? Neye öncülük edecek? Var mı böyle bir yaklaşım, çaba, çalışma? Böyle olması lazım. Sürecin Apocu gençliği kesinlikle demokratik toplum inşasına öncülük eden gençliktir. Bunu da elbette ki kendisini örgütlerse, kendisini demokratik ve komünalist kılarsa bu öncülüğü yapabilir. Bu çalışmaya seferber olabilir.

Alışkanlıkların esiri olma gibi bir durum var

Fakat bu konuda eski alışkanlıklar aşılamıyor. Eski sistem tarzı yıkılamıyor. Böyle bir darlık var, tutuculuk var, kalıpçılık var. Alışkanlıkların esiri olma gibi bir durum var. Mahkûm olunmuş adeta onlara. Yenilenemiyor işte. Eleştiri, öz eleştiri bunun için gerekli. Değişim, dönüşüm bunun için gerekliydi. Süreç bizim açımızdan eleştiri, öz eleştiri temelinde değişim, dönüşüm, kendini yenileme ve yeniden yapılandırma süreci. Yeni manifesto temelinde yeni demokratik siyasi mücadele stratejisinin gereklerine uygun olarak demokratik toplumu inşa etmek ve bunun karşısında demokratik cumhuriyet yaratacak, devleti demokrasiye duyarlı hâle getirecek bir mücadeleyle kendini demokratik entegrasyon gücü yapacak düzeye çıkartmak lazım.

Bekleyecek zaman değil, duracak zaman değil

Böyle olunca dikkat edilirse öyle beklemenin anlamı yok. Bekleyecek zaman değil, duracak zaman değil. Tam tersine 24 saat bile az demek gerekiyor. 24 saat seferberlik düzeyinde çalışmak lazım. Toplumun eğitimi, örgütlenmesi için, demokratik toplum inşasının geliştirilmesi için seferber olmak lazım. Biz o eleştirilerden, değerlendirmelerden bunları anladık. Kendi adımıza eleştirel, öz eleştirel de yaklaşıyoruz. Bizden kaynaklanan engeller, eksiklikler varsa onları gidermeye çalışıyoruz. Sürece daha çok ön açan, katkı sunan olmaya da çalışıyoruz. Fakat işte koşullarımız mevcut hâliyle çok fazla aktif olmaya, çok iş yapmaya el vermiyor, yetmiyor. El verse, yetse gerçekten söylediklerimizi yapacağız. Hiç kimse demesin ki kendileri de konuşuyorlar, söylediklerini yapmazlar. Öyle değil. Hele bir önü açılsın, görelim yapıyor muyuz, yapmıyor muyuz?

Çalışacaksın, başaracaksın

Sanki sanılıyor, biz hiçbir şeyi değiştirmek istemiyoruz. Olduğu gibi devam etmek istiyoruz. Öyle bir şey yok. Ama bu konuda imkânı olanların, fırsatı olanların durmaması lazım. Gerçekten de kendilerini de tartışıp iyi örgütleyerek seferberlik düzeyinde bu çalışmaya katılması lazım. Sürecin başarısı buna bağlı. Böyle yapanlar başarırlar. Böyle yapmayıp da sonunda bak başarılı olmadı diyenlerin sözlerinin hiçbir değeri olmaz. Sen yapmadın ki başarılı olsun. Kendiliğinden olacak değildir. Çalışacaksın, başaracaksın. Çalışmayla başarı elde edilir, başka bir şeyle değil. Herkesi böyle bir yaklaşımla seferberlik düzeyinde çalışmaya davet ediyorum aslında.”

HABER MERKEZİ

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Rusya katliam yaptı havuz basını göz kapattı

Sonraki Haber

Süreci bitirmeye gerekçe yapan olayda gözaltına alınan Yılmaz: En büyük samimiyet testi bu davadır

Sonraki Haber

Süreci bitirmeye gerekçe yapan olayda gözaltına alınan Yılmaz: En büyük samimiyet testi bu davadır

SON HABERLER

Danıştay’ın durdurma kararına rağmen MCL Bentonit çalışıyor

Yazar: Yeni Yaşam
21 Temmuz 2026

Özel’den veda konuşması: Yol ayrımındayız, doğru yolu milletle bulacağız

Yazar: Yeni Yaşam
21 Temmuz 2026

Gazeteci Alican Uludağ gözaltına alındı

Yazar: Yeni Yaşam
21 Temmuz 2026

Tuncer Bakırhan: Çerçeve yasa yeni dönemin başlangıç kapısı olmalı

Yazar: Yeni Yaşam
21 Temmuz 2026

Savcılıktan Gülistan’a dair önemli açıklama: Önemli tespit ve delillere ulaşıldı

Yazar: Yeni Yaşam
21 Temmuz 2026

Numan Kurtulmuş ve DEM Parti görüşmesi sona erdi

Yazar: Yeni Yaşam
21 Temmuz 2026

Narin Güran davası: Bahtiyar’ın oğlu ve kardeşine ceza istemi

Yazar: Yeni Yaşam
21 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır