Rêya Heq Alevi inancında Xızır, yalnızca zor zamanda yetişen bir kurtarıcı figürü değildir. O, hakikatin aklı, ahlaki-politik toplumun vicdanı ve tarihsel direnişin sürekliliğidir. Gulbanklarda adı anılırken sadece bir kutsal şahsiyet çağrılmaz; Ortadoğu ve Mezopotamya’da hakikat ve özgürlük arayışında yürüyen bütün yol erenlerinin aklı ve gayreti dile gelir. Bu nedenle Xızır, bir mitolojik figürden öte, bir bilinç, bir yön, bir duruştur.
Xızır: Hak deryasının akli ilkesi
Alevi öğretisinde Xızır, aklı olmadan hiçbir peygamberin hakikat deryasında var olamayacağı ifade edilir. Bu yaklaşım, hakikati tarih üstü bir dogma olarak değil, ahlaki bir arayış ve bilinç sıçraması olarak görür. Xızır aklı; zor zamanda doğruyu görebilme, zulüm karşısında dik durabilme, darda olana yetişebilme, en zor anda uçurumun kenarında kanatsız uçabilme iradesidir.
Bu anlamıyla Xızır, farklı kültürlerde farklı isimlerle anılsa da özü değişmeyen bir hakikat ilkesidir. Dêrsim coğrafyasında “hazır ve nazır” olan, çark-ı pervaz halinde evrenin devinimini temsil eden bir bilinçtir. Durağan değildir; sürekli hareket, yenilenme ve diriliştir. Bütün evren semah dönüyorsa, bu devinimin ahlaki anlamı Xızır’dır.
Xızır inancı, iktidar aklına karşı hakikat aklının direncidir. Devletçi uygarlığın hile, zor, yalan, arsız, hırsız ve tahakküm üzerine kurulu zihniyetine karşı; rızalığı, ikrarı ve toplumsal vicdanı, komünaliteyi esas alan bir yaşam anlayışını temsil eder. “Rızkımı veren Xweda’dır, kula mihnet eylemem” diyen Alevi bilinci, Xızır’ın tarihsel direnişini ifade eder.
Bu direniş silahlı bir kalkışma değil; ahlaki bir karşı duruştur. Nahak zihniyete boyun eğmemek, muhannetin kapısına gitmemek, zulme rıza göstermemek, direnmek Xızır ahlakının gereğidir. Xızır’da ısrar, özgürlükte ısrardır. Bu da insanlıkta ısrar etmektir.
Rêya Heq öğretisinde “Rıza Toplumu” kavramı, demokratik toplum fikrinin inançsal karşılığıdır. Burada temel ilke rızalık ve ikrardır. İnsan, doğa ve evren arasında hiyerarşik değil; eşitlikçi ve empatik bir ilişki esastır. Gulbank verilirken önce kuşun, kurdun, yılanın, komşunun rızkının istenmesi; insan merkezli değil, can merkezli bir ahlakın göstergesidir.
Bu anlayış günümüz demokratik toplum tartışmalarına güçlü bir zemin sunar. Ekolojik duyarlılık, toplumsal adalet, vicdani sorumluluk ve özgürlük arayışı; Alevi inancında yüzyıllardır Xızır ahlakı olarak yaşamaktadır. Toplumsal hakikat, Xızır cevheridir.
Xızır orucu: Doğayla ikrar
Xızır ayı, şubat ayında yılın en çetin zamanında tutulur. Kıtlığın, darlığın yaşandığı günlerde doğayla yeniden ikrarlaşma, şükran ve diriliş bilincidir. Bu oruç; yalnızca bireysel arınma değil, doğayla ahlaki bağ kurmadır. Ardından gelen bahar ve Newroz, yeniden doğuşun habercisidir.
Dolayısıyla Xızır ayı; direnişin, dayanışmanın ve yenilenmenin zamanıdır.
Tam da bu noktada önemli bir çelişki ortaya çıkmaktadır. Xızır ayında, kimi cemevlerinde Ramazan iftarları düzenleyen Alevi “dedeleri” farkında olarak bilinçli bir şekilde inançsal bir bulanıklığa yol açmaktadır. Xızır orucu, doğayla ve toplumsal rızalıkla kurulan kadim bir ikrarın ifadesiyken; başka bir inanç sisteminin ibadet pratiğini aynı zaman diliminde cemevine taşımak, inanç özgünlüğünü zedelemektedir. Yolun erkanında bunun adı “yoldan düşmektir.” Analarının hatıralarını ihanet etmektir.
Bu eleştiri, başka bir inanca karşıtlık değildir. Mesele; Aleviliğin kendi tarihsel direniş hafızasını, ahlaki-politik özünü ve özgün erkânını koruma meselesidir. Xızır ayı, hakikat bilincinin tazelendiği bir zaman dilimiyken; onu görünmez kılan ya da ikincilleştiren pratikler, uzun vadede Rıza Toplumu fikrini zayıflatmaktır. Küfe ruhunun cem evlerinde devriye edilmesidir.
Alevi pirlerinin görevi, iktidarların ya da çoğunluk kültürünün ritüellerine eklemlenmek değil; Xızır ahlakını, rızalığı ve demokratik toplum bilincini, direnişi diri tutmaktır. Xızır’da ısrar, asimilasyona karşı ısrardır.
Alevi inancında kadın “mürşidi kâmilullah” olarak tanımlanır. Yolun sahibi Ana’dır. Bu yaklaşım, erkek egemen dini yapılardan köklü bir kopuşu ifade eder. Kadının sezgisi, doğurganlığı, sorun çözme ve toplumsal barışı kurma kapasitesi; Xızır aklı ile özdeş görülür.
Bugün Alevi kurumlarında kadın iradesinin geri plana itilmesi, Xızır ahlakının zayıflaması anlamına gelir. Demokratik toplum ancak kadın aklı ve vicdanı ile mümkündür. Anasız erkân yürütülemez; yürütülürse içi boşalır.
Alevi nüfusunun büyük kısmı artık kentlerde yaşıyor. O halde Xızır bilinci, yalnızca kırsal hafızada değil; kentte darda olana el uzatmakta görünür olmalıdır. Emek, barış, demokrasi ve insan hakları mücadelesinde yer almak; birbirinin Xızır’ı olmaktır.
Cemevi yalnızca bir ibadet mekânı değil; hakikat inşa merkezidir. Eğer bu merkezler toplumsal adalet ve özgürlük mücadelesinden koparsa, Xızır’ın çarkı durur.
Xızır, tarihsel bir figürden çok; bir direniş ahlakıdır. Hakikati görünür kılma iradesidir. Zulme karşı özgürlüğün beden bulma halidir. Rıza Toplumu’nun ahlaki-politik cevheridir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; Xızır’ı folklorik bir anlatı olmaktan çıkarıp, demokratik toplumun kurucu bilinci haline getirmektir. Xızır’da ısrar, insanlıkta ısrardır.
Ve insanlıkta ısrar edenler, mutlaka birbirinin Xızır’ı olacaktır.









