• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
27 Şubat 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Algı duvarlarına çarpan süreç

27 Şubat 2026 Cuma - 00:00
Kategori: Forum, Manşet

Önder Apo’nun ‘Tekrar eden düşünce hakikat üretmez’ uyarısı, düşüncenin kendi içine kapanarak aynı yargıları yeniden ürettiğine vurgu yapar. Bu noktada tekrarın yalnızca düşünsel bir kısırlık üretmekle kalmadığı, aynı zamanda yanıltıcı bir gerçeklik algısı da oluşturabildiği görülür

Fikirle doğrudan yüzleşmek yerine, fikri ortaya koyan öznenin itibarı üzerinden yürütülen algı operasyonu günümüz siyasal dilinin en işlevsel araçlarından biri olarak öne çıkmaktadır

Öfke, korku ve güvensizlik yoğunlaştıkça algı katılaşır; yeni bilgi içeri girmekte zorlanır. Anlama çabası geri itilirken savunma refleksi öne çıkar. Bu ortamda gerçeklik verilerin ötesinde, yerleşmiş kanaatlerin süzgecinden geçirilerek okunur

Cudi Ayten Amed

‘Gerçeklere karşı en etkili yalanlar, çoğu zaman açıkça uydurulanlar değil, sürekli tekrarlananlardır.’

Algı, insanın dünyayı anlamlandırma araçlarından biridir. İnsan gerçeklikle doğrudan temas kuramaz; onu yorumlayarak kavrar. Aynı olaya tanıklık eden iki kişinin bambaşka sonuçlara ulaşabilmesi bu durumun en yalın göstergelerinden biridir. Ortada tek bir olay bulunur; fakat o olaya yüklenen anlam, kişinin birikimi, duruş noktası ve zihinsel çerçevesi tarafından şekillenir. Bu nedenle algı, gerçeğin kendisi olamaz; belirli bir anda, belirli koşullar içinde yapılan geçici bir okuma niteliği taşır. Ne var ki sorun, bu geçici okumanın değişmez bir hüküm gibi korunmaya başlanmasıyla ortaya çıkar. Algı katılaştıkça olguyu anlamaya açılan bir araç olmaktan uzaklaşır; onu ayıklayan, eleyen ve yeniden biçimlendiren bir süzgece dönüşür. Yerleşmiş kanaatlerle, önceden inşa edilmiş yargılarla ve korunmak istenen siyasal kabullerle uyuşmayan bilgiler dışarıda bırakılır; bu çerçeveyle uyum gösteren veriler ise büyütülür. Yerleşik kabuller ekseninde seçilmiş bir gerçeklik dolaşıma sokulur.

Dijital çağın iletişim iklimi bu katılaşmayı daha da keskinleştiriyor. Sosyal medyanın hız ve tekrar üzerine kurulu yapısı, duyguları tetikleyen anlatıları kısa sürede geniş kitlelere taşıyor. Öfke, korku ve güvensizlik yoğunlaştıkça algı katılaşır; yeni bilgi içeri girmekte zorlanır. Anlama çabası geri itilirken savunma refleksi öne çıkar. Bu ortamda gerçeklik verilerin ötesinde, yerleşmiş kanaatlerin süzgecinden geçirilerek okunur.

Önder Apo’ya dönük dijital dünyada karalama kampanyalarının sürekliliği bu psikolojik ve siyasal zeminle birlikte ele alınmalıdır. Burada hedef alınan yalnızca bir kişiyle sınırlı kalmamakta, temsil ettiği ideolojik ve siyasal çözüm perspektifi de aynı anda tartışma alanının dışına itilmeye çalışılmaktadır. Fikirle doğrudan yüzleşmek yerine, fikri ortaya koyan öznenin itibarı üzerinden yürütülen algı operasyonu günümüz siyasal dilinin en işlevsel araçlarından biri olarak öne çıkmaktadır.

Kim ‘tehdit’, kim ‘meşru’

Toplumsal sorunlar aniden ortaya çıkmaz; uzun bir tarihsel birikimin içinden günümüze taşınır. Halkların demokratik yaşama, yerel demokrasiye, eşit temsile ve siyasal çözüm kanallarına erişim meselesi, Demokratik Toplum Sosyalizmi’nde merkezi bir yer tutar. Bu yaklaşım, sorunu yalnızca belirli bir kimliğin talebi olarak ele almaz; Ortadoğu toplumlarında uzun süredir bastırılmış toplumsal çeşitliliğin görünür ve meşru hale gelmesi ihtiyacına dikkat çeker. Demokratik Toplum perspektifi, tekçi ulus-devlet kalıplarının daralttığı toplumsal alanı genişletmeyi, halkların kendi kimlikleriyle eşit ve gönüllü birlik içinde komünal yaşamasını esas alır. Bu bakışla mesele, Ortadoğu’da uzun süredir yakıcılığı hissedilen demokratikleşme ihtiyacına yanıt arayan kapsamlı bir yönelim olarak anlam kazanır. Demokratik Toplum Sosyalizmi’nin hakikatine rağmen şu an yürütülen tartışmalar meselenin hangi yapısal dinamiklerden beslendiğine maalesef odaklanmıyor. Dikkat hızla aktörlere kaymaktadır. Kim suçlu, kim makbul; kim kabul edilebilir, kim dışlanmalı; kim “tehdit”, kim “meşru”… Tartışma bu eksende kurulmaktadır. Bu kayma rastlantı sonucu ortaya çıkmaz; algı burada belirleyici rol oynar. Olguların çok katmanlı ilişkileri yerine kişilere yapıştırılan etiketler dolaşıma girmektedir. Sorunun kendisi geri planda kalır, sorunu temsil ettiği varsayılan aktörler üzerinden çözüm gündemi sabote edilmektedir.

Türkiye’de Önder Apo’nun geliştirdiği Barış ve Demokratik Toplum yaklaşımına dönük tartışmaların önemli bir bölümü de bu çerçevede yürütülmektedir. Sahadaki gelişmeler, bölgesel dönüşümler ve çözümün somut içeriği yerine odağın doğrudan Önder Apo’ya yönelmesi, algı ile olgu arasındaki mesafenin nasıl üretildiğini gösteren güncel örneklerden biri olarak karşımızdadır.

Algı olgunun önüne geçtiğinde

Demokratik Toplum süreci gibi tarihsel bir eşik söz konusuyken dikkat çoğu zaman meselenin tarihsel ve toplumsal içeriğinden uzaklaştırılarak kişilere yöneltilir. Bu yönelim güç kazandıkça sürecin gerçek kapsamı dar bir çerçeveye sıkışır. Sahada biriken toplumsal ve siyasal talepler ile bunların tarihsel arka planı geri plana itilirken, belirli aktörler etrafında üretilmiş imgeler belirleyici hale getirilir. Böyle bir bakış gerçekliğin çok katmanlı yapısını açığa çıkarmak yerine onu indirgenmiş kalıplar içinde okumaya yöneltir; nedenler, ilişkiler ve süreçler arka planda kalır.

Algı bu noktada hakikate yaklaşmayı kolaylaştıran esnek bir araç olma özelliğini yitirir ve peşin hükümler üreten katı bir çerçeveye dönüşür. Filozof Karl Popper’ın işaret ettiği gibi, “Bilimsel tutum, yanılabileceğini kabul etmekle başlar.” Bu açıklık zayıfladığında Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin çok katmanlı yapısını kavrama imkânı daralır, zihinsel dönüşümün ufku bulanıklaşır.

Demokratik Toplum paradigması, bu daraltıcı algı rejimine karşı düşünsel bir açıklık ölçüsü sunar. Önder Apo’nun geliştirdiği yaklaşım, hakikatin kapalı yargılar içinde kurulmadığını; olgularla kurulan canlı ve süreklilik taşıyan ilişki içinde görünür hale geldiğini vurgular. Nitekim Önder Apo, düşüncenin hakikatle bağını “Hakikat ilişki halinde oluşur” analiziyle açıklar. Bu ilişki zayıfladığında düşünce üretkenliğini kaybeder. Üretkenliği azalan düşünce, kendini koruma refleksiyle algıyı tahkim etmeye yönelir. Bu eşiğin ardından siyasal dil çözüm üretme kapasitesini zayıflatır; sınıflandıran, etiketleyen ve dışlayan bir hatta yoğunlaşır.

Önder Apo’nun “Tekrar eden düşünce hakikat üretmez” uyarısı, düşüncenin kendi içine kapanarak aynı yargıları yeniden ürettiğine vurgu yapar. Bu noktada tekrarın yalnızca düşünsel bir kısırlık üretmekle kalmadığı, aynı zamanda yanıltıcı bir gerçeklik algısı da oluşturabildiği görülür. Nitekim Hannah Arendt’in dikkat çektiği gibi, “Gerçeklere karşı en etkili yalanlar, çoğu zaman açıkça uydurulanlar değil, sürekli tekrarlananlardır.” Arendt’in bu saptaması, tekrarın zamanla kanaati pekiştiren ve algıyı katılaştıran bir mekanizmaya dönüşebileceğini gösterir.

Sosyal medyada Önder Apo’ya yönelik sistematik karalama dalgası, bu çerçevede ele alındığında ortaya çıkan tablo, polemik yaratma çabalarının sınırlarını aşar. Burada işleyen mekanizma, uzun süredir etkisini sürdüren inkâr ve imha politikasının dijital iletişim ortamında yeniden üretilmesidir. Çözüm perspektifinin içeriği yerine odağın sürekli Önder Apo hakkında yıllar içinde oluşturulmuş asılsız algıların dayattığı etiketlere yöneltilmesi, düşünsel zemindeki daralmanın güncel göstergelerinden biri haline gelmektedir.

Barış ve Demokratik Toplum yaklaşımının somut içeriği geri itildikçe demokrasi tartışması derinleşmez; kendi içinde dönüp duran bir tekrar üretir. Demokratik Toplum Sosyalizmi perspektifinin dikkat çektiği temel risk bu noktada nettir: Gerçeklik sürekli değişip hareket ederken, onu sabit ve değişmez imgeler içine hapsetme eğilimi güçlenir. Bu eğilim, toplumsal ve siyasal olguları canlı süreçler olarak kavramak yerine, önceden kurulmuş yargılar ve kalıplaşmış güvenlik okumaları içinde dondurma yaklaşımını temsil eder. Bu eğilim sürdüğü sürece ulusal, toplumsal ve siyasal sorunlar çözüm zeminine yaklaşamaz; yalnızca biçim değiştirerek varlığını sürdürür.

Hakikat, algıya sadakatle değil, olguyla kurulan canlı ilişki içinde görünür

Algı sabitleştiğinde mesele yalnızca bir görüşü savunmak olmaktan çıkar; bir aidiyet alanını koruma refleksine dönüşür. Oluşturulmuş bir kanaat yanlışlanabilir nitelikte olsa bile savunulmaya devam eder. Çünkü geri adım atmak, yalnızca bir düşünceyi değil, bağlı hissedilen konumu da sarsar. Bu nedenle tartışma zemini giderek akıl yürütmeden çok konum muhafazasına kayar.

Kamuoyuna sürekli empoze edilen anlatılarda sıkça görülen tablo tam olarak budur. Aynı olay anlatılır, farklı anlatılar dolaşıma girer. Hangi anlatının olgularla daha fazla örtüştüğüne bakılmaz; hangi anlatının hangi duyguyu beslediği belirleyici hale gelir. Öfke yükseldikçe algı katılaşır. Katılaşan algı ise değişim ve yenilik zeminini bir imkân olarak görmek yerine doğrudan tehdit olarak algılar. Bu aşamadan sonra algının yönünü rasyonel tartı değil, duygusal bağlılıklar belirler.

Sürecin içeriğini anlama çabasını vermek yerine, ona dair yerleşmiş algıları koruma refleksi ağır bastığında ortak tartışma zemini ötelenir. Aynı başlık konuşulur, aynı şey konuşulmaz. Önder Apo’nun dikkat çektiği nokta burada belirginleşir. Hakikat, algıya sadakatle değil, olguyla kurulan canlı ilişki içinde görünür. Bu ilişki zayıfladığında düşünce dışa açılma imkânını yitirir ve giderek kendi içine kapanır. Algı savunuldukça olgu geri itilir; olgu geri itildikçe düşünce kendi etrafında dönen bir yapıya sürüklenir. Bu katılaşma derinleştikçe düşünce hareket kabiliyetini kaybeder. Gerçeklik ise yerinde durmaz; birikerek görünmez bir basınç üretir. Görmezden gelinen olgular zamanla algının taşıyamayacağı bir ağırlığa dönüşür. Biriken bu yük belirli bir eşiğe ulaştığında çatlaklar görünür hale gelir. Çatlaklar görünür hale geldiğinde bunun etkisi hem halklar hem de devlet açısından hissedilir. Halklar düzeyinde yaşanan ile anlatılan arasındaki farkın giderek hissedilmesi güvensizlik, gerilim ve yön arayışı üretir; mevcut anlatılar ve yerleşik kabuller ikna gücünü kaybetmeye başlar. Devlet cephesinde ise aynı basınç çoğu zaman savunma refleksini keskinleştirir. Algı ile olgu arasındaki mesafe büyüdükçe söylem ile yaşanan gerçeklik arasındaki uyumsuzluk daha belirgin hale gelir. Bu eşikte ya gerçeklikle yeni bir temas kurulur ve düşünce kendini yeniler ya da algıyı koruma çabası katılaşarak oluşan gerilimi derinleştirir.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin sağlıklı değerlendirilebilmesi, bu döngünün fark edilmesine bağlıdır. Süreci yerleşik algıların ya da sabitlenmiş imgelerin merceğinden okumak, çözüm zeminini görünmez kılar ve meseleyi olduğundan daha katı bir çerçeveye hapseder. Ulusal, toplumsal, siyasal sorunlar, kişisel etiketlerle açıklanabilecek kadar basit yapılardan oluşmaz; çok katmanlı dinamikler içinde şekillenir ve ancak bu bütünlük gözetildiğinde rasyonel bir kavrayışa ulaşılabilir.

Olguyla kurulan her temas algının yeniden sınanmasını gerektirir

Gerçekliğe yaklaşmak, algıyı bütünüyle dışlamak anlamına gelmez. Algı gereklidir; insan dünyayı anlamlandırma süreçleri üzerinden kavrar. Kritik eşik, algıyı değişmez bir doğru gibi sabitlemek yerine, geçici bir okuma olarak görebilmektir. Olguyla kurulan her temas algının yeniden sınanmasını gerektirir. Bu sınama ihmal edildiğinde düşünce, bumerang gibi dönüp yeniden kendi üzerine kapanmaya başlar.

Bir toplum algılarını korumayı, yaşanan olgularla yüzleşmenin önüne koyduğunda yalnızca hatalı değerlendirmelerde ısrar etmez; düşünsel esnekliğini de aşındırır. Algı kendi içine kapandıkça insanlar ortak gerçeklikten kopuk okumalar geliştirmeye başlar; toplumsal meseleleri birlikte ve sağlıklı biçimde anlama yetisi körelir. Bu körelme, şu anda Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin sağlıklı kavranmasını zorlaştırmaktadır. Bugün ihtiyaç duyulan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne kişisel imgelerin ya da yerleşmiş algı kalıplarının içinden bakmak yerine, sürecin somut içeriğiyle temas kurabilmektir. Kalıcı toplumsal sistem arayışları ancak gerçeklikle kurulan açık ve cesur temaslarda ilerleme imkânı bulur.

Hakikat, korunmaya alınmış kanaatlerin içinde ortaya çıkmaz; olguyla kurulan ilişki açık kaldıkça görünür hale gelir. Bu açıklık zayıfladığında algı mutlaklaştırılır ve çözüm ufku giderek belirsizleşir. Demokratik Toplumu inşa etmenin yolu, algının ördüğü duvarları aşma cesaretinde düğümlenir. Hannah Arendt’in şu uyarısı bu kırılgan noktaya işaret eder: “İdeolojik düşünmenin özü, olguların zorbalığına karşı duyulan öfkedir.” Arendt burada ideolojiyi bütünüyle değersizleştirmez; dikkat çektiği temel nokta, algı mutlaklaştığında olguyla kurulan temasın yerini savunma refleksinin alabilmesidir. Bu eşik aşılabildiğinde, Demokratik Toplumun çoğulcu ve gerçeklikle temas halindeki inşa süreci kendi esas rotasında ilerlemeye başlar.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Xızır: Hakikatin direniş aklı ve demokratik toplumun cevheri

Sonraki Haber

Söz hakkı kime ait?

Sonraki Haber

Söz hakkı kime ait?

SON HABERLER

Diplomalar savaşı

Yazar: Yeni Yaşam
27 Şubat 2026

Suyla kopacak fırtına

Yazar: Yeni Yaşam
27 Şubat 2026

Sûr’da arkeolojik sit alanına GES projesi

Yazar: Yeni Yaşam
27 Şubat 2026

Söz hakkı kime ait?

Yazar: Yeni Yaşam
27 Şubat 2026

Algı duvarlarına çarpan süreç

Yazar: Yeni Yaşam
27 Şubat 2026

Xızır: Hakikatin direniş aklı ve demokratik toplumun cevheri

Yazar: Yeni Yaşam
27 Şubat 2026

8 Mart etkinlikleri: Silopiya’da dengbêj gecesi, Colemêrg’de kadın atölyesi

Yazar: Yeni Yaşam
26 Şubat 2026

Kategoriler

  • Abdullah Aysu
  • Afşin Aybar
  • Ahmet Güneş
  • Ali Adalı
  • Ali Sinemilli
  • Arif Mostarlı
  • Asrın Hukuk Bürosu
  • Asrın Keleş
  • Ayşe Düzkan
  • Ayşe Gökkan
  • Ayşegül Devecioğlu
  • Azad Barış
  • Aziz Ferman
  • Aziz Tunç
  • Bahadır Altan
  • Beyza Üstün
  • Birinci sayfa
  • Bülent Felekoğlu
  • Cahit Kırkazak
  • Cengiz Çiçek
  • Cengizhan Kaptan
  • Çeviri
  • Çiğdem Doğa
  • Deniz Aras
  • Dicle Anter
  • Doğan Durgun
  • Doğan Kılıçkaya
  • Dr. Hayri Hazargöl
  • Dr. Hayri Hazargöl
  • Dünya
  • Editörün Seçtikleri
  • Ehmed Pelda
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Emine Ilgaz
  • Ender İmrek
  • Eren Keskin
  • Erol Katırcıoğlu
  • Ertuğrul Kürkçü
  • Eski Yazarlar
  • Ezgi Koman
  • Ferda Koç
  • Fikret Başkaya
  • Forum
  • Gençliğin Sözü
  • Genel
  • Güncel
  • Gündem
  • Güner Yanlıç
  • Güner Yanlıç
  • Haber-Analiz
  • Hakan Öztürk
  • Hasan Durkal
  • Hasan Kılıç
  • Haydar Ergül
  • Hicri İzgören
  • Hüseyin Ali
  • Hüseyin Aykol
  • Hüseyin Bul
  • Hüseyin Deniz
  • Hüseyin Kalkan
  • Hüseyin Ozan
  • İçeriden
  • İlham Bakır
  • İsa Taşçı
  • Jineolojî'nin Sözü
  • Kadın
  • Kadınların Sözü
  • Kadriye Doğan
  • Karikatür
  • Kenan Kırkaya
  • Kezban Konukçu
  • Koray Türkay
  • Kültür
  • M. Ender Öndeş
  • Manşet
  • Mehmet Nuri Özdemir
  • Mehmet Yılmazer
  • Menekşe Kızıldere
  • Mervan Özdemir
  • Metin Yeğin
  • Miheme Zebeşoğlu
  • Muhammed İnal
  • Murat Çakır
  • Murat Çepni
  • Mürüvet Küçük
  • Musa Anter yazıları – Arşiv
  • Musa Piroğlu
  • Mustafa Durmuş
  • Mustafa Mesut Tekik
  • Naci Sönmez
  • Nazan Üstündağ
  • Necati Sönmez
  • Nesrin Akgül
  • Nihat Demir
  • Oğuzhan Kayserilioğlu
  • Online Gazete
  • Ortadoğu
  • Özel
  • Özge Yurttaş
  • Özgür Amed
  • Özgür Müftüoğlu
  • Özlem Gümüştaş
  • Öztürk Türkdoğan
  • Pakrat Estukyan
  • Panorama 2022
  • Panorama 2023
  • Panorama 2024
  • Panorama 2025
  • Perihan Koca
  • Politika
  • Ragıp Zarakolu
  • Şahin Tümüklü
  • Salih Yılmaz
  • Sami Evren
  • Savunmanın Sözü
  • Sebahat Tuncel
  • Seçim 2019
  • Seçim 2023
  • Sedat Ulugana
  • Seydi Fırat
  • Sezai Temelli
  • Sinan Çiftyürek
  • Sinan Cudi
  • Söyleşi
  • Tevfik Kalkan
  • Tugay Karakuzu
  • Tüm Haberler
  • Vahap Işıklı
  • Veli Saçılık
  • Veysi Sarısözen
  • Volkan Yaraşır
  • Yaşam
  • Yazarlar
  • Yerel Seçimler 2024
  • Yusuf Gürsucu
  • Zafer Yörük
  • Zeynel Kete
  • Ziya Güler

Kategoriler

  • Abdullah Aysu
  • Afşin Aybar
  • Ahmet Güneş
  • Ali Adalı
  • Ali Sinemilli
  • Arif Mostarlı
  • Asrın Hukuk Bürosu
  • Asrın Keleş
  • Ayşe Düzkan
  • Ayşe Gökkan
  • Ayşegül Devecioğlu
  • Azad Barış
  • Aziz Ferman
  • Aziz Tunç
  • Bahadır Altan
  • Beyza Üstün
  • Birinci sayfa
  • Bülent Felekoğlu
  • Cahit Kırkazak
  • Cengiz Çiçek
  • Cengizhan Kaptan
  • Çeviri
  • Çiğdem Doğa
  • Deniz Aras
  • Dicle Anter
  • Doğan Durgun
  • Doğan Kılıçkaya
  • Dr. Hayri Hazargöl
  • Dr. Hayri Hazargöl
  • Dünya
  • Editörün Seçtikleri
  • Ehmed Pelda
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Emine Ilgaz
  • Ender İmrek
  • Eren Keskin
  • Erol Katırcıoğlu
  • Ertuğrul Kürkçü
  • Eski Yazarlar
  • Ezgi Koman
  • Ferda Koç
  • Fikret Başkaya
  • Forum
  • Gençliğin Sözü
  • Genel
  • Güncel
  • Gündem
  • Güner Yanlıç
  • Güner Yanlıç
  • Haber-Analiz
  • Hakan Öztürk
  • Hasan Durkal
  • Hasan Kılıç
  • Haydar Ergül
  • Hicri İzgören
  • Hüseyin Ali
  • Hüseyin Aykol
  • Hüseyin Bul
  • Hüseyin Deniz
  • Hüseyin Kalkan
  • Hüseyin Ozan
  • İçeriden
  • İlham Bakır
  • İsa Taşçı
  • Jineolojî'nin Sözü
  • Kadın
  • Kadınların Sözü
  • Kadriye Doğan
  • Karikatür
  • Kenan Kırkaya
  • Kezban Konukçu
  • Koray Türkay
  • Kültür
  • M. Ender Öndeş
  • Manşet
  • Mehmet Nuri Özdemir
  • Mehmet Yılmazer
  • Menekşe Kızıldere
  • Mervan Özdemir
  • Metin Yeğin
  • Miheme Zebeşoğlu
  • Muhammed İnal
  • Murat Çakır
  • Murat Çepni
  • Mürüvet Küçük
  • Musa Anter yazıları – Arşiv
  • Musa Piroğlu
  • Mustafa Durmuş
  • Mustafa Mesut Tekik
  • Naci Sönmez
  • Nazan Üstündağ
  • Necati Sönmez
  • Nesrin Akgül
  • Nihat Demir
  • Oğuzhan Kayserilioğlu
  • Online Gazete
  • Ortadoğu
  • Özel
  • Özge Yurttaş
  • Özgür Amed
  • Özgür Müftüoğlu
  • Özlem Gümüştaş
  • Öztürk Türkdoğan
  • Pakrat Estukyan
  • Panorama 2022
  • Panorama 2023
  • Panorama 2024
  • Panorama 2025
  • Perihan Koca
  • Politika
  • Ragıp Zarakolu
  • Şahin Tümüklü
  • Salih Yılmaz
  • Sami Evren
  • Savunmanın Sözü
  • Sebahat Tuncel
  • Seçim 2019
  • Seçim 2023
  • Sedat Ulugana
  • Seydi Fırat
  • Sezai Temelli
  • Sinan Çiftyürek
  • Sinan Cudi
  • Söyleşi
  • Tevfik Kalkan
  • Tugay Karakuzu
  • Tüm Haberler
  • Vahap Işıklı
  • Veli Saçılık
  • Veysi Sarısözen
  • Volkan Yaraşır
  • Yaşam
  • Yazarlar
  • Yerel Seçimler 2024
  • Yusuf Gürsucu
  • Zafer Yörük
  • Zeynel Kete
  • Ziya Güler
  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır