• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
31 Mayıs 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Kadına Saygı Okulu

30 Mayıs 2026 Cumartesi - 23:00
Kategori: Forum, Manşet

Cins sömürüsü kadındaki kadınca değerlerle sınırlı değildir. Bugün toplum içinde ‘en namuslu’ kadının dahi fahişeleştirilerek, en olağan eylemleri dahi kadınsı zihniyet ve davranışlarla, kadınsı ses tonuyla yapması beklentisi, kadın varlığının derin sömürüsü anlamına geliyor

Kadına saygısızlık, yaşamın tüm alanlarına sirayet ettirilmiştir. Kadına saygısızlık kadının varlığının farkında olmamaktır. Kadının varlığını yok saymaktır. Kadın karşısında sesini mutlaka en az birkaç volüm yükseltmektir

Komün inşasının gündemimizde olduğu bu günlerde, bu konuda tartışmalar ve yaygın doğal eğitimler yaparak özgürleşme adımlarını atmak, her komünü ‘Kadına Saygı Okulu’ haline getirmek demokratik toplum inşasının temel taşıdır

Dilzar Dîlok

Emeğin azami sömürüleştirildiği bir dönemi yaşıyoruz. Ancak sadece insanın emeği midir sömürülen? İnsanın aklının, insan aklı olmasını sağlayabilecek olan varoluşsal özelliklerin, beğenilerini, sevgilerini, öfkelerini, tepkilerini yaratan beyninin, tüm hücrelerinin varoluşsallığının sömürüldüğü bir çağı yaşıyoruz. Aynı bağlamda söz konusu insanın emeği de sömürü konusu olmakta, görünürleştiğinden de sömürü odaklarının en başına alınmaktadır.

Emek sömürüsü karşısında emeğinin karşılığını (!) hakkını, ücretini, 8 saatlik çalışma bedelini aldığında insan, sömürü ortadan kalkmakta mıdır? Bugün sömürünün sınıfsal olduğunu söylemek, sömürgeleştirmenin ultra düzeye yükseltildiği sistem karşısında yetersiz mi kalmaktadır, yoksa varolan sömürüyü gizleme, masumlaştırma rolü mü oynamaktadır? Sınıfsallık ve sömürü bağlamında kapsamlı tartışılması gereken konulardan biri budur.

Sömürünün bir diğeri de cins sömürüsüdür. Bu da insanın varlığıyla, kendilik dediğimiz varoluşsallığıyla ilgili bir sömürüdür. Kadına yönelik şiddet, kadın emeğinin yok sayılması, sömürülmesi, kadın yoksullaşması üzerinden, yine ailede, sokakta, işyerinde, baba-koca-sevgili vasfındaki erkekler tarafından, sokaktaki herhangi bir erkek tarafından ya da patron-iş arkadaşları tarafından cinsel sömürünün nesnesi haline getirilen kadınlar ve kadınca değerler üzerinden geliştirilen sömürü cins sömürüsünün en görünür yanıdır. Görünür olması, on binlerce yıllık bir geçmişe sahip olması ve bilinçlenmeyle bağlantılı olurken, bir yanı da erkek egemenliğinin dibe vurmuş olması, toplumun kılcal damarlarına zerk edilmiş olmasıyla da bağlantılıdır.

Cins sömürüsü kadındaki kadınca değerlerle sınırlı değildir. Bugün toplum içinde “en namuslu” kadının dahi fahişeleştirilerek, en olağan eylemleri dahi kadınsı zihniyet ve davranışlarla, kadınsı ses tonuyla yapması beklentisi, kadın varlığının derin sömürüsü anlamına geliyor. Kadınlar, sömürünün görünmeyen tarafının derinliği altında kimliksizleştiriliyor, değersizleştiriliyor.

Önder Apo’nun deyimiyle kadın “İhtiyaç duyulduğunda bir aşk, sevgi veya arzu nesnesi; ihtiyaç kalmadığında vahşice katledilen bir varlıktır.” Kadına yönelik sömürü, kadın soykırımından geriye kalanlar üzerinde gerçekleştirilmektedir. Soykırımdan sağ kurtulanların başına gelen-gelecek olan da yine arzu nesnesi ya da maktul olma adaylığıdır. ‘Metaların kraliçesi’nden başka neyle anlatılır bu durum?

Kadının değersizleştirilmesi günlük ve anlık olarak uygulanan bir süreksizliktir. Sürekli uygulandığı halde bir süreksizlik olması toplumsallığın, toplumun ve doğanın bu bitmez uygulamayla bitirilmeye doğru götürülmesinden dolayıdır.

Önder Apo erkek karakterini çözümlerken katillerin bin yıllar öncesindeki kastik katilden ilham aldığını belirtir. Tabii bu katil salt bu ilhamla harekete geçmiyor, o ilhamı günümüze taşıyan sistemden de güç alıyor, ona dayanıyor. Sistem kadar devletlere, iktidarlara, iktidarların kurumlaştığı kurumlara ve kültüre dayanıyor. Erkeğin beyninin kıvrımlarında, kiminde kendisinin bile göremediği bir kuytuda olan kadın düşmanlığı, kadın katliamını gün yüzüne çıkaran ve harekete geçiren günümüz erkek egemenlikli iktidarlarıdır. Doğrusu erkek egemenlikli olmayan iktidar yoktur.

Erkek, kadının bin yıllar önce düşürülmüşlüğünü meşrulaştırarak, sistem-din-bilim ya da başka adlar koyarak günümüze kadar getirmiştir. Kadını katlederken, aşağılarken, değersizleştirirken bir nesne gibi görür. Erkeğin zihninde kadının varoluşsallığına dair bir hücre yoktur. Erkeğin zihninde, en ulaşılmaz kadına dair dahi varolan şey, bir gün mutlaka o kadını ele geçireceği düşüncesi, hayali ve umududur. Ve bu hayale hizmet eden her şeyi yapmaya, her türlü sistemle bütünleşmeye hazır nazırdır. Bunun dışında bir davranış varsa da erkek aklınca taviz sayılır ve bu taviz de ilerde karşılığı misliyle alınacak ödüller vesilesiyle verilir. Özünde erkek, kadına saygı duymaz. Kadını, saygı duyulacak bir birey, varlık olarak görmediğinden saygı duymamasını sorun olarak da görmez.

Kadına yaklaşım her erkekte aynı değildir, ancak kendini en masum-en özgür-en demokrat ya da en anlayışlı addeden erkekte dahi kadına yönelik saygı eksikliği, erkeğin şekillendiği toplumun-sistemin kadın değersizleştirmesini, tecavüzcülüğü, kadına yönelik şiddeti ve kadın katliamını güçlü bir potansiyel olarak barındırdığını gösterir. Bundan dolayı da “kadına saygısızlık” tespiti sıradan bir söylem olmaktan çıkar. Bugün hakim sistemlerdeki kadın öyle düşürülmüştür ki, (özünde egemen erkeklik öyle şişirilmiştir ki) devlet başkanı olsa dahi tacizden-tecavüzden kurtulamamaktadır. Ki bir süre önce kameralar karşısında bunun gerçekleştiğine tanık olduk. Hiçbir varoluşsal değer yaratmayan ve halk deyimiyle beş para etmez bir erkeğin kendini ülkenin başkanının bile sahibi-kocası görmesi ve kameralar önünde taciz etmesi en değersiz erkeğin bile kadını değersiz görmesi, kadına saygı duymaması, bunu bilincinin tüm katmanlarına yerleştirmiş olmasından kaynaklanır.

Yine kısa bir süre önce Amed’de bir kadının tecavüzcü bir erkek tarafından cinsel saldırı girişimine maruz kalması, kendini savununca da o erkeğin şiddetine uğraması ve etraftan tepkiler geldiğinde de erkeğin “karımdır” diye meşrulaştırmaya çalışması örneği de bu durumu açıklıyor. Erkeğin aklı ona “sokaktaki her kadın senindir, yiyip tüketebilirsin, tecavüz edebilirsin, edemezsen, öldürebilirsin” demektedir. Kadına saygısızlık kimi zaman böyle bir tecavüz girişimiyle sonuçlanır. Kiminde Gülistan Doku gibi “beni kızdırdı, sıktım kafasına” diyecek kadar kadının hayatına son vermeyle sonuçlanır. Ancak çoğu zaman da hiçbir şiddetle ya da devlet yasalarının suç saydığı bir durumla sonuçlanmayabilir.

Kadına saygısızlık, yaşamın tüm alanlarına sirayet ettirilmiştir. Kadına saygısızlık kadının varlığının farkında olmamaktır. Kadının varlığını yok saymaktır. Kadın karşısında sesini mutlaka en az birkaç volüm yükseltmektir. Kadın konuştuğunda onu duymamaktır. Kadının düşüncesi olabileceğini aklının ucuna getirmemek, kadın düşüncesini her durumda küçümsemek, anlamsız addetmektir. Kadının bir düşüncesi varsa öfkelenmek, düşüncesi olan kadına tepki ve nefret örgütlemektir.

Konu kapsamlı tartışmayı, derinliğine toplumsal analizler yapmayı ve zihniyet-davranış dönüşümünü başlatmayı gerektirir. Toplumsal her birimin “KADIN SAYGI OKULU” haline getirilmesini şart kılar. Kadına saygının gelişmediği toplumlarda emeğe saygı olmaz. Her kurum, dernek, birim ya da sivil toplum kuruluşu, meslek kuruluşu kadına saygıyı en başa almazsa topluma, kendine ya da değere-emeğe saygıyı inşa edemez.

Tersi kelimeyi şehadet getirmeyene namaz kıldırmak gibi bir absürtlük olur. Bir kişi Müslüman olacaksa en başta Kelime-i Şehadet getirmesi gerekir. Kadına saygı, insan olmanın Kelime-i Şehadeti’dir. Ahlaki ve politik değerleriyle toplum olabilmenin ilk şartı, yine Bismillah ya da Kelime-i Şehadet değerinde olan tek şart kadına saygı göstermektir. Kadın hakikatini kabullenmek ve anlama çabasına girmektir. Bunun için de toplumsal her birimin kendine kadın hakikati temelinde emek vermesi, kendini eğiterek inşa etmesi gerekir.

Toplum, kendini kom-komün şeklinde demokratik temelde örgütleyerek özgürlüğünü sağlayabilir. Toplumun ahlaki olması politik olmasıyla mümkündür. Komün inşalarının ilk adımı da bir araya gelmektir, ancak ilke temelinde bir amaç doğrultusunda bir araya geliş varsa komün oluşturulabilir. Diğer türlü zaten sabah işe giderken aynı toplu taşıma aracına binen, aynı sokakta yürüyen ya da aynı hastanede doktor bekleyen insan toplulukları da birliktelik kapsamındadır. Ancak anlamlı birliktelikler amaçla oluşturulur. Salt fiziksel bir aradalık birliktelik sayılmaz, böyle birliktelikler toplumsallık da inşa etmez. Aynı binada yaşayan insanlar ortak amaçlar, kurallar temelinde bir anlam-amaç çerçevesinde birliktelik yaşarlar. Başkasının özgürlüğüne saygı, gürültü konusundaki duyarlılık, temizlik kuralları, yine yaşamın farklı gereksinimler temelinde gündeme getirdiği davranışları, yaşam parçalarını bir kural, ilke ve amaç temelinde pratikleştirmeyi ifade eder. Bu yoksa toplumun varlığından söz etmek zor olur. Tabii bunu salt kuralla yapmak ile gönüllü severek ve içselleştirerek yapmak arasında da fark vardır.

Demokratik toplum olmanın temeli olarak komünleşme gündemimiz var. Ekonomi, dil, kültür, spor, ekoloji, tarih ya da sanat alanlarında komün inşa edilmesi önemlidir. Komünlerin kuruluş amacı, her bir komün üyesinin toplumsal birey olma amacıyla özdeştir. Demokratik ve özgür birey olmak, demokratik ve özgür toplum olmak komünleşmekle mümkündür. Komünleşmek, yaşadığımız çağ gerçeği itibariyle devlet + demokrasinin temel direğidir.

Komün inşasında tek boyutlu, parçalı, birbirinden kopuk düşünmemek değerlidir ve pratik bir karşılık oluşturur. Her birey, spor komününe üye olurken ekonomi komününe de üye olabilir. Ya da dil komününe üye olurken spor komününe de üye olabilir. Yaşamı çok parçalı ele almak, her bir alanı ayrı bir örgütlenme olarak ele almak ve diğerinden yalıtmak toplumu parçalamaktır. Doğrusu her toplumsallığın mahalle ya da köy gibi temel yerleşim birimlerinden başlamak üzere kendi yaşam habitusunda komün olma anlayışıyla toplumsallığını gerçekleştirmesidir. Bu, toplum olmayı, bir arada yaşamayı ve gereksinimlerini karşılamayı salt devlet kurumlarına bırakmamak anlamına gelir.

Kendi komünleşme amacı çerçevesinde kurallar belirlemek her komünün ahlaki varlığının temel şartıdır. Ahlak dediğimiz özgürlük ilkesinin yaşamsallığıdır. Politik olmadır. Mevcut kurum ve kuruluşların komün felsefesiyle bir araya gelmesi ve örgütlenmesi, o kurum-kuruluşun niteliğini değiştirir, onu politik bir toplum birimi yapar, onu ahlaki yapar, onu özgür kılar. “Ben politika yapmıyorum, her partiye aynı mesafedeyim, işimi yapıyorum” demek, spor ya da sanat ile uğraşan bir birey için “ben özgür yaşamak istemiyorum, sistemin bir nesnesi olmak istiyorum, sistemin ağlarında kaybolmak istiyorum, sistemin insanı kendi dişlilerinden biri haline getirmesi karşısında teslim oluyorum” demekle özdeştir.

Aynı zamanda tüm komünlerin Kürtçe anadilde konuşma, anadilde eğitim görme, anadilde okuma günleri yapma, sokakta, evde, işyerinde anadilde konuşma temelinde bir kararı, kuralı olmalıdır. Kürtçenin Kurmanci ya da Dimilî lehçelerinde konuşmanın geliştirilmesi, yaygınlaştırılması, yaşamın olduğu her alanda toplumun kendi dilini konuşması temel toplumsal ihtiyaçtır. Kürtçenin eğitim dili olmadığı, ticaret ya da pazar dili olmadığı yönündeki söylemler manipülasyondur, soykırım zihniyetinin yansımasıdır, bizde de yer yer karşılık bulmuştur ve bunları aşmak önemlidir. On binlerce yıldır konuşulan bir dil, tüm zenginlikleriyle bugüne kadar gelmiş bir dil nasıl olur da bu yüzyılda konuşulamaz? Elbette bu, egemen ulus dayatmasıdır ve bundan kurtulmak gerekir.

Kişi güzel spor yapabilir, iyi futbol oynayabilir, ödüller alabilir ancak kendi dilinde konuşmuyorsa, anadilinde konuşmayı bir ahlak ilkesi, bir varoluş ilkesi haline getirmiyorsa o kişinin beden olmaktan başka bir meziyeti kalmaz. Kendi toplumunun sporcusu olmak, ahlaki bir ilkedir, özgürlük ilkesidir. Yine kişinin sesi güzel olabilir, kişi beğenilen şarkıları söyleyip alkışlar alabilir ve bunları Kürtçe anadilde yapabilir, bunlar anlamlıdır ve olması gerekendir. Ancak o kişinin kadına saygısı yoksa, kadın değerleriyle oluşturulan mücadeleye, oluşturulan tarihe ve kendisinin şarkı söylemesini mümkün kılan mücadele değerlerine saygısı yoksa o kişi ahlaki ilkeyi yaşamsallaştırmamış demektir. Böyle olursa o kişi ahlaklı olamaz, kendi toplumunun bir üyesi olamaz.

İnsan ancak kendi toplumsallığı içinde birey olabilir. Bir komün tastamam Kürtçe konuşuyorsa önemlidir ama kadına, kadın değerlerine, kadın özgürlük mücadelesinin kazanımlarına, yarattığı anlama, ortaya çıkan kadın gücüne saygı göstermiyorsa orda komün oluşmaz, komün ruhu ölür, milliyetçilik ruhu hortlar. Komün olmak demokratik ulus temelinde bir Kürt toplumsallığı yaşamayı gerektirir. Toplumun varolabilmesi için de toplumu inşa eden, toplumsallaşmayı sağlayan kadın gerçeğine yaşamın her alanında saygı göstermek temel bir özgürleşme şartıdır.

Özcesi amacı ne olursa olsun komün inşalarının ortak amacı, ahlaki ilkesi ve olmazsa olmazı kadına saygıyı yaşamın her alanına yayarak toplumsallığın özgür ilkeler temelinde inşasıdır. Kadına ve kadın emeğine saygı, komün olmanın temelidir. Komün inşasının gündemimizde olduğu bu günlerde, bu konuda tartışmalar ve yaygın doğal eğitimler yaparak özgürleşme adımlarını atmak, her komünü “Kadına Saygı Okulu” haline getirmek demokratik toplum inşasının temel taşıdır. Temeli doğru atılırsa, devamını örmek de doğru inşayı getirecektir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Komün için Mardin pilot bölge olabilir

Sonraki Haber

İran’dan Hürmüz Boğazı’na dair açıklama

Sonraki Haber

İran'dan Hürmüz Boğazı'na dair açıklama

SON HABERLER

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Yeni Yaşam
31 Mayıs 2026

İran’dan Hürmüz Boğazı’na dair açıklama

Yazar: Yeni Yaşam
30 Mayıs 2026

Kadına Saygı Okulu

Yazar: Yeni Yaşam
30 Mayıs 2026

Komün için Mardin pilot bölge olabilir

Yazar: Yeni Yaşam
30 Mayıs 2026

Sürece dair son gelişmeler

Yazar: Yeni Yaşam
30 Mayıs 2026

İçeriden dışarıya

Yazar: Yeni Yaşam
30 Mayıs 2026

Madenler doğayı da işçiyi de öldürüyor

Yazar: Yeni Yaşam
30 Mayıs 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır