Cesur adımların atılması gerektiğini belirten ÖHD Eş Genel Başkanı Serhat Çakmak, Abdullah Öcalan’ın demokratik hukuk vurgusu için, ‘Demokratik hukuk, bin bir farklı kimliği barındıran yapıdır’ dedi
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın üzerinden tam bir yıl geçti. Açıklamada Abdullah Öcalan’ın çağrının yıl dönümü dolayısıyla gönderdiği mesaj okundu. Abdullah Öcalan mesajında demokratik hukukun önemine işaret etti.
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Eş Genel Başkanı Serhat Çakmak, Abdullah Öcalan’ın sözünü ettiği demokratik hukuka dair değerlendirmelerde bulundu. Serhat Çakmak, demokratik hukuktan kastın, tekçi bir zihniyetle inşa edilen bir ülkenin, bu toprakların hakikatini yansıtmadığı; bu ülkenin, toprakların hakikatinin bin bir farklı kimliği, etnisiteleri, dini kimlikleri barındıran bir yapının oluşu olduğunu kaydetti.
‘Aslında kastettiği şey bu toprakların kendi hakikatine geri dönmesi’
Reddiyat üzerinden kurulan bir devletin hiçbir zaman bu toprakların hakikatini yansıtmadığına dikkat çeken Serhat Çakmak, “Aslında kastettiği şey bu toprakların kendi hakikatine geri dönmesi için gerekli olan hukuki ve demokratik enstrümanların kullanılmasıydı. Hukuk, öncelikli olarak tanınmayan, yok sayılan ve inkar edilen halkların hukuki bir düzlemde tanınması anlamına gelir. Ve aynı zamanda tekçi bir anayasa zihniyetinin, vatandaşlık tanımı bağlamında tek bir etnisiteyi işaret eden bir anlayışı değil; doğrudan devleti tanımlayan ve aidiyetin bir kimlik üzerinden değil, devlet olgusu üzerinden tanımlanmasına işaret eder. Yeni bir hukuksal metnin, anayasanın da bu çerçevede olması gerektiğine işaret eder. Bu sağlandıktan sonra zor olan bir eşiğin aşılacağını ve artık diğer düzenlemelerin buna bağlı olarak asıl şemsiyenin altındaki alt dalları olarak oluşturulabileceğini belirtti. Şimdi bir etnisiteye vurgu yapmamak demek, bu ülkede, topraklarda yaşayan tüm kimliklerin var olması demek” dedi.
‘Anayasal ve yasal düzlemeyle hukuksal bir tanıma da sağlanmış olur’
Var olan kimliklerin temel haklarının; kimlik, vatandaşlık, kendi kendini yönetme hakkı olduğunu belirten Serhat Çakmak, “Asıl üst şemsiyeyi sağladıktan sonra bu devlete olan bağlılık, aidiyet, az önceki saydığım hakların tamamı da zaten bu şemsiyenin altında birer dallar olarak şekillenir. Anayasal ve yasal düzlemde bir statüye kavuştuğunda hukuksal bir tanıma da sağlanmış olur” diye belirtti.
‘Sayın Öcalan burada ulus devletçi bir mantıkla yaklaşmıyor’
Demokrasi ve hukukun; mevcut dünya, hegemonik düzenin, ulus devletin, tekçi anlayışların karşısında geliştirilen alternatif bir çözüm olduğunu dile getiren Serhat Çakmak, Abdullah Öcalan’ın bu anlamıyla demokratik moderniteyi tasvir ettiğini kaydetti. Serhat Çakmak, “Bunu bu toprakların özgürlüğüne, dokusuna ve hegemonik güçlerin bu kadar saldırgan tutumlarına karşı geliştirilen alternatif bir yaşam modelinin bir tasviri ve tasavvuru olarak tanımlayabiliriz. O yüzden Sayın Öcalan burada ulus devletçi bir mantıkla yaklaşmıyor. Dünya düzeni, Ortadoğu coğrafyası açısından yeteri kadar ulus devlet var zaten ve bunlar bu coğrafyada, dünyada yaşayan halklar açısından bir umut vaat etmiyor. Bir tarafta egemenler, diğer tarafta sömürülen bir halk gerçekliği ile karşı karşıyayız. Bu durumda tekrar yeni bir ulus devlet mantığını bu halklara dayatmak, var olan zulmün bir devamı şeklinde bir zulümde getirecek. İşte karşıt durduğumuz nokta burada başlıyor. Demokratik toplum inşası için, ulus devlet karşıtı bir düzenin tasavvuru gerekmekte” diye konuştu.
Serhat Çakmak, devamla şunları söyledi:
“Bir anayasanın var olduğunu herkes kabul ediyor. Bu noktada cesur adımların atılması lazım. Bu adımlar, cesur adımları atacak siyasal iktidarlara toplumsal baskıyı kurmakla ancak sağlanabilir. Bu toplumsal baskı da, hem sivil toplum örgütleri hem de siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin siyasal iktidarı zorlamasıyla olur. Bu zorlama bir yönüyle cesaretlendirici bir adım atılmasını da sağlar. Diğer yönü de bunun bir zorunluluk olduğunu, tabandan gelen bir talep olduğunu hissettirecek bir sorumluluğun da gelişmesini sağlar. İşte sivil toplum örgütlerinin bu yönlü sorumluluğu da inkar edilemeyecek bir düzlemdedir.”
Haber: Rukiye Payiz Adıgüzel – Fethi Balaman \ MA









