• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
5 Haziran 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Şahê Dengbêjan: Şakiro

5 Haziran 2026 Cuma - 00:00
Kategori: Güncel, Manşet, Söyleşi

Dengbêj Şakiro’nun bilinmeyen dünyasını, 1968’den beri yol arkadaşı olan Dengbêj Mihemedê Beyro anlatıyor:

  • Şakiro’nun sesi, yorum gücü ve söyleme tarzı Kürt dengbêjliği açısından çok müstesna bir yere sahip. Şakiro, hiç şüphesiz döneminin şahıydı. Muazzam yeteneğinden dolayı halk arasında ‘Şahê Dengbêjan’ (Dengbêjlerin Şahı) unvanını aldı
  • Bugün sosyal medyada ya da televizyonlarda kilam söyleyen kim varsa, mutlaka ‘Ben Şakiro’nun tarzında söylemek istiyorum’ diyor. Demek ki hafızalarda öyle derin bir iz bırakmış ki, herkes onun ekolünü takip etmek, onun gibi okumak istiyor
  • Şakiro, gazeteciye şöyle der; ‘Ben size ne anlatayım? Türklerin bir Âşık Veysel’i vardı; el üstünde tuttular, heykelini diktiler. Fakat bizim Reso gibi bir dengbêjimiz var, kıymeti bilinmiyor. Reso gibi bir dengbêje sahip çıkmayan bir topluma ne söyleyeyim.’
  • Yanılmıyorsam 1996 yılıydı. Düzenli olarak abone olduğumuz sanırım Özgür Gündem Gazetesi’ydi. Bir sabah gazeteyi elime alıp okumaya başladığımda, acı haberle karşılaştım: Şakiro vefat etmişti. Sanki en büyük hazinemizi kaybetmiştik

Roni Nasır Kaya

Kürt sözlü edebiyatının en görkemli taşıyıcılarından, sesin ve sözün ustası Şahê Dengbêja Şakiro’nun aramızdan ayrılışının üzerinden tam 30 yıl geçti. Ancak onun benzersiz ahengi, zamanı aşarak hâlâ kulaklarımızda yankılanmaya devam ediyor. Şakiro’nun sesi; heybetli dağların doruklarında eriyen karların coşkuyla vadilere akışı gibidir. Serhat’ın uçsuz bucaksız ovalarına sel gibi yayılan o avaz, değdiği her yerde rengârenk çiçekler açtırır. Aradan geçen yıllar, bu efsanevi sesi hafızalardan silmek bir yana, onu her kilamda yeniden ölümsüzleştirdi. İşte o çağlayan avazın sahibini, “Şahê Dengbêjan”ı; onunla aynı divanlarda bulunmuş, aynı meclislerde nefes tüketmiş yol arkadaşı ve kadim dostu Dengbêj Mihemedê Beyro’nun anlatımıyla dinliyoruz. Sözün hafızaya, anıların hüzne dönüştüğü bu söyleşide, Şakiro’nun yaşamına, sanatına ve dostluklarına tanıklık edeceğiz.

  • Öncelikle Dengbêj Şakiro ile tanışma hikâyenizi anlatabilir misiniz? Nasıl bir dostluğunuz vardı?

Dengbêj Şakiro ile 1968 yılının Mayıs ayında tanıştık. O dönem Muş’tan Karayazı’ya gelmiş, orada kendisine bir ev yaptırmıştı. O yıllarda herkes yolculuklarını at sırtında yapardı. Onun da bir atı vardı. Atına yem almak için bizim köy Beyro’ya gelmişti. Ben de yanına gittim. Hiç unutmuyorum, elimde ışkın vardı, ona da ikram ettim. Tanışmamız böyle oldu. Aslında daha öncesinden de sesini kasetlerden dinliyor, ona büyük bir hayranlık duyuyordum. Zil gibi sesi vardı o zamanlar şöhretinin zirvesindeydi. Yüz yüze gelmek beni çok mutlu etmişti. Sonraki yıllarda dostluğumuz hep sürdü. Defalarca bir araya geldik, aynı divanlarda karşılıklı kilamlar söyledik.

  • Sizce Dengbêj Şakiro’yu diğer dengbêjlerden ayıran en önemli özellik neydi?

Dengbêj Şakiro’nun ses tonu çok farklıydı, kendine has bir tarzı vardı. Çok net ve mikrofonik bir sese sahipti. Sesi çok etkileyiciydi. İlk tanıştığımızda henüz 35-37 yaşlarındaydı, teyplerde yeni çıkmıştı yani en meşhur dönemiydi. Her dengbêjin gırtlağında sese ahenk veren ya da xulxulandin dediğimiz, Erzurum tarzına has bir şey vardı. Tabi diğer dengbêjlerin de kendilerine özgü bir tarzı hakimdi ama Şakiro daha farklıydı. Değişik bölgelerde de kaldığı için ayrıca usta dengbêjlerin makamlarından da etkilenmişti; bu durum onun sesine ve söylem tarzına büyük bir zenginlik katmıştı.

  • Şakiro’nun sesi, yorum gücü ve kilam söyleme tarzı Kürt dengbêjliği açısından nasıl bir yere sahipti?

Şakiro’nun sesi, yorum gücü ve kilam söyleme tarzı Kürt dengbêjliği açısından çok müstesna bir yere sahip. Şakiro, hiç şüphesiz kendi döneminin şahıydı. Tabi “şah” tabiri, dengbêjlik geleneğinde kendi dönemine damga vurmuş isimler için kullanılır. Evdalê Zeynikê, Ferzê ve Reso nasıl ki kendi dönemlerinin şahıysa, Şakiro da bu zincirin en güçlü halkalarından biridir. Aynı dönemde sesinin güzelliğiyle bilinen Dengbêj Hüseyno da vardı; onun da sesi çok güzeldi ama Şakiro’nunki bambaşkaydı. Gırtlak yapısı, nefes kontrolü ve kilamlara kattığı ruh o kadar eşsizdi ki, bu muazzam yeteneğinden dolayı halk arasında haklı olarak “Şahê Dengbêjan” (Dengbêjlerin Şahı) unvanını aldı.

  • Birlikte geçirdiğiniz zamanlardan hafızanızda en çok yer eden anı hangisidir?

1973 yılında, Tekman’ın Hacıömer köyünde o gece karşılıklı söyledik. Tabi önce o başladı, sonra da ben devam ettim. Daha sonra ara ara düğünlerde de bir araya geldik. 1976 yılında, Karayazı’nın Kösehasan köyünün ileri gelenlerinin bir düğünü vardı. Şakiro o zaman düğünün baş dengbêjiydi; beni de davet ettiler. O gece tam beş saat boyunca birlikte söyledik. Birbirimize saygıda hiç kusur etmedik. Kendine çok önem veren, giyimine kuşamına dikkat eden, kibar, nazik ve çok sevilen biriydi. Yol yordam bilen, cemaatlerde oturmasını kalkmasını çok iyi beceren bir adamdı.

  • O dönem dengbêjlerin yaşadığı zorluklar nelerdi? Şakiro bu zorluklarla nasıl mücadele ediyordu?

Evet her dengbêjin yaşadığı zorluklar vardır, bunların başındada maddi sorunlardır. Çünkü dengbêjlik ekonomik karşılğı olmayan bir sanat. Şakiro uzun bir süre maddi sorun yaşamadı fakat 1985 tarihinde sonra korkunç bir yoksulluk yaşadı. Metropollere göç etti, önce İstanbul, sonra Ankara, oradan da İzmir’e göç etti, oradan oraya göç etmesi de onu çok zorladı. Ben de o zaman İstanbul’da yaşıyordum. Yılda bir-iki kez İstanbul’a geliyordu, her geldiğinde mutlaka beni görmeden gitmezdi.

  • Şakiro’nun özellikle çok sevdiği ya da söylerken en çok etkilendiği kilamlar hangileriydi?

Şakiro çok geniş bir repertuara sahipti ve farklı dengbêjlerden derinlemesine etkilenmişti; öyle ki büyük usta Ferzê’yi bile görme şerefine nail olmuştu. Gelişim basamaklarında çok önemli duraklar vardı: Ağrı’nın Tutak ilçesine bağlı Cemalverdi köyünde yaşayan Dengbêj Bedih’in yanında yetişti, ona şagirtlik (çıraklık) yaptı. Daha sonra Kars’ın Süphan köyünden Mihemedê Xilxilê’den etkilendi. Son olarak da Dengbêj Reso ile yolları kesişti. Şakiro’nun dünyasında pek çok ustanın izi vardı ama Reso’nun yeri her zaman bambaşkaydı; o, Şakiro için her zaman ayrı bir yerde duruyordu.

  • Şakiro’nun Kürt kültürü ve hafızası açısından bıraktığı mirası nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dikkat ederseniz, bugün sosyal medyada ya da televizyonlarda kilam söyleyen kim varsa, mutlaka “Ben Şakiro’nun tarzında söylemek istiyorum” diyor. Demek ki hafızalarda öyle derin ve etkili bir iz bırakmış ki, herkes onun ekolünü takip etmek, onun gibi okumak istiyor. Şakiro, dengbêjliği her kuşağa sevdirmeyi başarmış muazzam bir değerdir. Bugün her kuşak, büyük bir hayranlık ve rahatlıkla onun kilamlarını her ortamda dinleyebiliyor; geleneğin taşınması açısından bu çok önemli bir şeydir. Hatta günümüzde bazı modern sanatçılar, Şakiro’nun kilamlarını rock tarzına dönüştürerek seslendirdiler ve bu sayede büyük kitlelerce tanınıp meşhur oldular. Bana göre bu yaklaşım tamamen yanlıştır; çünkü bizim Serhat yöresinin dengbêjlik kültüründe, o ağırbaşlı yapısında “rock” müziğin yeri olamaz. Şakiro’nun kendisi her şeyden önce bir divan dengbêjiydi; onun mirası o divanın ağırlığına, vakur duruşuna ve aslına sadık kalınarak yaşatılmalıdır.

  • Bugün genç kuşakların Şakiro’yu yeterince tanıdığını düşünüyor musunuz? Onu anlamak için gençlere ne önerirsiniz?

Gençler aslında Şakiro’yu çok beğeniyorlar; herkes onun tarzında okumak, onun gibi söylemek istiyor, bu bir gerçek. Ancak Şakiro’yu özümsemek ve benimsemek başka bir şey, onu sürekli taklit ederek “Şakiro gibi olmak” bambaşka bir şeydir. Bugünün genç nesli için acı bir gerçeği ifade etmek gerek: Dengbêjlik maddi karşılığı olmayan, parasız yapılan bir sanattır. Dolayısıyla bu halk kültürünü ve sanatını sürdürebilmek, bugünün şartlarında çok daha büyük bir fedakarlık gerektiriyor. Eğer yeni nesil dengbêjler yetişmezse bu kültür yok olacak; çünkü eski dengbêjlerin hepsi birer birer göçüp gitti. Maalesef üzülerek söylüyorum ki bugün kimse dengbêjliğe hak ettiği gerçek kıymeti vermiyor. Herkes bu sanatı çok önemsediğini dile getiriyor diyorlar kültürümüzdür tarihimizdir sözlü edebiyatımızdır. Fakat iş icraata gelince gereken değer ve destek sunulmuyor. Durum böyle olunca, doğal olarak yeni nesiller de dengbêjliğe karşı mesafeli duruyor ve yeterince ilgi göstermiyor.

  • Şakiro ile ortak bir kasetiniz var; dengbêj Şakiro ve dengbêj Zahir ile üçünüz bir kasette söylüyorsunuz. Üçünüz nasıl bir araya geldiniz?

Üçümüzün bir araya gelmesi kesinlikle planlı bir şey değildi. Yanılmıyorsam 1976 yılının yine bir mayıs ayıydı. Bir köy düğününe katılmıştım; orada dört beş gün boyunca kilamlar söyledim. Düğün bitip gelini de getirdikten sonra benim işim bitti ve Karayazı’ya geldim. Tam arabaya binip kendi köyüm olan Beyro’ya gidecekken, bir baktım dengbêj Şakiro, kolunda bir gençle caddeden bana doğru geliyor. Karşılaşıp merhabalaştık. Ben Zahir’i daha önce hiç görmemiştim, bizi Şakiro tanıştırdı. Zahir bizi çay içmeye davet etti ama Şakiro, “Yok, biz eve gidiyoruz” dedi. Ben de onları kıramadım ve birlikte Şakiro’ya misafir olduk. Yani iki dengbêj, o büyük dengbêjin evine konuk olduk. Sonrasında da orada birlikte bir kaset doldurduk. O esnada Şakiro biraz rahatsız olduğu için çok fazla söyleyemedi; kasedi ağırlıklı olarak Zahir ve ben doldurduk. O tarihi kaset hâlâ bende duruyor.

  • Dengbêj Şakiro’yu en son ne zaman gördünüz, son halini biraz anlatır mısın?

Yanılmıyorsam 1995 yılıydı. Şakiro İstanbul’a gelmiş ve Karayazılılar Derneği’ne uğramış. Tabi o dönem çok hasta ve bitkin olduğu için dernektekilerden kimse onu tanıyamamış; Orada bir süre öylece oturduktan sonra, bizim köylümüz olan Dengbêj Xenî onu fark edip tanımış. Hemen yanına gidip halini hatırını sormuş. Şakiro, Xenî’ye, “Beni Mihemedê Beyro’nun yanına götür” demiş. Bunun üzerine Xenî onu alıp benim yanıma getirdi. Onu o halde karşımda görünce şok oldum. Çok zayıflamıştı, o koca çınarın o halini görmek içimi çok acıttı. Üzüntüyle, “Ağabey sana ne oldu, neden bu kadar zayıfladın?” diye sordum. Bana “Ben artık ölüyorum galiba” dedi. Bir süre yanımda oturdu, hasret giderdik. Sonra bana, “Bana bir kilam söyle” dedi. Ama o an içim elvermedi, öyle büyük bir üzüntü içindeydim ki nasıl söyleyeceğimi bilemedim, söyleyemedim. Ancak hemşehrim Dengbêj Xenî bir kilam söyledi. Xenî söylerken, Şakiro’nun gözlerinden yaşlar süzüldü. Maalesef, bu bizim son görüşmemiz oldu; ondan sonra bir daha karşılaşamadık.

  • Ölmeden kısa bir süre önce gazeteci Rahmi Batur kendisiyle röportaj yapmak ister, fakat Şakiro, “Ben şimdi size ne anlatayım?” diyerek bu talebi geri çevirir. Şakiro’nun bu röportajı kabul etmemesinin arkasındaki temel neden neydi?

Şakiro bu dünyaya ve halkına kırgın, küs olarak veda etti. Sizler de yakından bilirsiniz; vefatından önce kendisiyle röportaj yapmak isteyen bir gazeteciye verdiği o tarihi cevap, içindeki kırgınlığın en büyük kanıtıdırBurada en dikkat çekici ve asil olan durum şudur: Büyük usta Şakiro, o zor günlerinde bile asla kendi yoksulluğunu, kendi çektiği sıkıntıları dile getirmemiştir. Kendisini tamamen unutup, ustamız olan Dengbêj Reso’yu örnek göstermiş ve ona yapılan vefasızlığa isyan etmiştir. Evet, Şakiro halkına, toplumuna kırgın gitti.

  • Şakiro’nun vefat haberini aldığınızda neler hissettiniz? O günü biraz anlatabilir misiniz?

O dönem İstanbul’daydım, yanılmıyorsam 1996 yılıydı. Düzenli olarak abone olduğumuz bir gazete geliyordu, sanırım Özgür Gündem Gazetesi’ydi. Bir sabah her zamanki gibi gazeteyi elime alıp okumaya başladığımda, acı haberle karşılaştım: Şakiro vefat etmişti. Büyük ustanın ölüm haberini maalesef o sabah o gazete sayfasından aldım. Benim için tarifi imkansız, çok ağır bir andı. O sadece bir dengbêj değildi. Bu halkın en büyük değeri, en büyük kıymetiydi. Sanki en değerli şeyimizi, en büyük hazinemizi kaybetmiştik. İnanın öz ağabeyimi, öz kardeşimi kaybetmiş kadar büyük bir acı hissettim. O an yaşadığım üzüntüyü ve içimde bıraktığı boşluğu bugün bile kelimelerle dile getirmem mümkün değil.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Topyekûn sınıf savaşı

SON HABERLER

Şahê Dengbêjan: Şakiro

Yazar: Yeni Yaşam
5 Haziran 2026

Topyekûn sınıf savaşı

Yazar: Yeni Yaşam
5 Haziran 2026

Dijital faşizm ve savaş çağı

Yazar: Yeni Yaşam
5 Haziran 2026

Devletsiz sosyalizm: Demokratik toplum

Yazar: Yeni Yaşam
5 Haziran 2026

Tarihin anahtarını ararken: Göbeklitepe

Yazar: Yeni Yaşam
5 Haziran 2026

Çin Kutusu siyaseti ve Türkiye’nin barış süreci

Yazar: Yeni Yaşam
5 Haziran 2026

Süveyda ve Şehba’da çağrı: Kayıpların akıbeti açıklansın, tutsaklar serbest bırakılsın 

Yazar: Yeni Yaşam
4 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır