Meclis’te görüşülen yasa teklifiyle koruma alanlarının sermayeye teslim edilmeye çalışıldığını belirten Polen Ekoloji’den Derya Sever, ‘İktidar sermayenin bekçisi görevi görüyor. Onlar ne isterse o oluyor’ dedi
Meclis Genel Kurulu’nda görüşülen ve ilk 8 maddesi kabul edilen “Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”ne karşı mücadele yürüten ekolojistlerin tepkileri sürdürüyor. Kanun teklifi, milli parklar ve diğer korunan doğa alanlarının yönetimini yeniden düzenlemeyi, bu alanlardaki planlama süreçlerini genişletmeyi ve bu alanlara turizm ile altyapı amaçlı tesislere izin vermeyi amaçlıyor.
Polen Ekoloji Kolektifi üyesi Derya Sever, görüşmeleri devam eden yasa teklifine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Ekosistem yıkıma açık hale getiriliyor
Milli parklar ve tabiat koruma alanları gibi alanların sermayeye teslim edilmemiş son alanlar olduğunu belirten Derya Sever, kanun teklifiyle bu alanların rant kapısı olarak görülerek sermayeye sınırsız bir şekilde teslim edilmek istendiğini söyledi. Milli parkların ekosistem ve biyoçeşitlilik için önemine dikkati çeken Derya Sever, “Yasa teklifinde gördüğümüz milli parklar, koruma alanları, turizme ve inşaata açılabilecek. Normalde biyoçeşitliliği korumak için bu alanların hiçbir şekilde insan faaliyetine açılmaması gerekiyor. Direkt sermaye için bir kar yeri olarak, meta olarak görüldüğünü açıkça gösteriyor” dedi. Koruma alanlarının elektrik sistemleri, doğalgaz ve petrol boru hatları gibi faaliyetlerden de etkileneceğini ve madencilik faaliyetleri için yol yapılmaya çalışıldığını dile getiren Derya Sever, “En son orman yangınlarının elektrik dağıtım sistemlerinden kaynaklandığını gördük. Bütün korunan alanlara da elektrik dağıtım sistemleri konulacak. Bu demek oluyor ki etrafı yok edilmiş ya da bölünmüş ekosistemi, yangınlara ve ekolojik yıkıma açık hale getiriyorlar” diye belirtti.
Koruma alanları madenciliğe açılacak
Yaban hayvanlarının da bu tekliften etkileneceğini ve avlanmalarının bu yasayla kolaylaşacağını ifade eden Derya Sever, milli parklar yönetiminin bakanlıktan alınıp Doğa Koruma Genel Müdürlüğü’ne devredileceğini, bunun da milli parkları tamamen korumasız bırakacağını belirtti. Maden haritaları incelendiğinde; milli parklar ve koruma alanlarına yakın bölgelerde madencilik ruhsatlarının olduğu bilgisini veren Derya Sever, “Madenlerin çoğunluğu da bu koruma alanlarının içinde olduğu ve bu alanları da yönetmeliklerle açacakları için her şeyi çok daha kolay hale getirecekler” diye belirtti.
Maden kanunu ile bağlantılı
Kâr amaçlı üretim değişmedikçe doğal alanların korunmasının mümkün olamayacağına dikkat çeken Derya Sever, milli park alanlarının genişletilmesi korunması gerekirken var olan alanların yok edilmek üzere olduğunu söyledi. Geçtiğimiz yıl maden kanununda yapılan değişiklikle tarım alanları, ormanlar, sulak alanlarının sınırsız, limitsiz ve hukuksuz bir şekilde sermayeye teslim edildiğini hatırlatan Derya Sever, “İktidar sermayenin bekçisi görevi görüyor. Onlar ne isterse o oluyor. Çoğu maden bu koruma alanlarının, tabiat alanlarının dibinde ve onları çok etkileyecek. ÇED süreçlerinde, bilirkişi keşiflerinde ya da ‘ÇED gerekli değildir’ kararlarına karşı çıkıldığında önemli nedenlerden biri de bu doğal hayatı koruma, ormanların ve ekosistemlerin varlığıdır” diye konuştu.
Mücadele çağrısı
Yasanın büyük bir ekolojik yıkımına sebep olacağı uyarısında bulunan Derya Sever, milli parkların imara açılmasına karşı mücadeleyi büyütme çağrısında bulundu. Derya Sever, “Biz ekoloji mücadelesi yürütenler, büyük bir baskı altındayız. Çünkü sermayeye karşı duruyoruz. Sermaye de iktidarla beraber faşist uygulamalarına devam ediyor. 3 Şubat’ta da gördüğümüz üzere yoldaşlarımız Cemil Aksu, Pınar Gayıp, Yağmur Apa, Cemre Nayir arkadaşlarımız ekoloji mücadelesi yürüttükleri için tutsak edildi. Amaç; arkadaşlarımızı, yoldaşlarımızı mücadeleden geri düşürmek ve bu mücadeleyi tasfiye etmek. O nedenle birleşik mücadele çok önemlidir” dedi.
Haber: Enes Beyaz / MA









