• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
11 Mart 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Kadın

‘Kadın Yaşam Manifestosu hazırlamalıyız’

Direnişçi kadınların hikâyeleri (5)

11 Mart 2026 Çarşamba - 00:00
Kategori: Kadın, Manşet, Söyleşi

Tutsak olan Kürt siyasetçi Leyla Güven, gazetemizin sorularını yanıtladı:

  • Halkın Demokrasi Partisi kurulmuştu. Konya il örgütüne adım attığım ilk gün arkadaşlar ‘Kongre yapacağız, yönetim kurulu sayımız eksik,’ dediler. Hiç tereddüt etmeden ‘Beni yazın,’ dedim. Yıl 1994, ben iki çocuk annesi, eşinden ayrılmış, düzenli bir geliri olmayan bir kadınım
  • Her toplumda insanlar üzerinde etkisi büyük ‘referans setleri’ vardır. Biz Kürt kadınlarının referansı Önder Apo’nun felsefesi, ideolojisi ve öğretisidir. Kendimize yolculuk yapmak, kendi adımızı yeniden kendimiz koymak için çabalıyoruz
  • Somut olarak ilk yapılması gereken; nasıl bir ülkede yaşamak istediğimizi tarihsel boyutlarıyla anlatan ‘Kadın Yaşam Manifestosu’ hazırlamaktır. Dolayısıyla ‘Doğa boşluk affetmez’ sözüyle ifade edersek, boşluk bırakmayacağız

 Reyhan Hacıoğlu

8 Mart söyleşilerimizin bugünkü durağı Leyla Güven. Kürt siyasetinin tanınınmış isimlerinden Leyla Güven, güler yüzüyle hafızalarda yer tutmuş, her zaman “Berxwedan Jiyan e” demiş bir isim. Kürt siyasi hareketinde birçok kademede görev aldı. 2 kez belediye eşbaşkanı, 2 dönem de milletvekilliği (Riha ve Colemêrg) yaptı. 2020’de milletvekilliği düşürüldü ve ardından tutuklandı.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla başlattığımız kadın hikâyeleri söyleşilerinin son bölümünde hâlâ tutsak olan Leyla Güven, sorularımızı avukatı aracılığıyla cevapladı.

  • Okuyucularımız sizi tanıyor aslında. Ama yine de sizden dinlemek istiyoruz, Leyla Güven kimdir? Nerde doğdu, siyasetten önceki hayatı nasıldı?

Konya’nın Cihanbeyli ilçesinde doğdum. Aslında Xelikanlıyım (Gülyazı) ama Qamara (Yapalı) köyünde büyüdüm. Yapılan kimi araştırmalarda farklılıklar olsa da genel itibariyle Kürtler Konya’ya yaklaşık 500 yıl önce Kürdistan’ın farklı illerinden gelmişler. Spesifik olarak Adıyaman’ın Kömür ilçesinden gelmişiz. Aradan geçen yüzyıllara rağmen dilimiz, kültürümüz, yaşam biçimimiz hiç değişmemiş. Yani Osmanlı aklı evvelleri her ne kadar bir asimilasyon politikası olarak bu sürgünleri gerçekleştirmişlerse de halkımız bu konsepti büyük ölçüde boşa çıkarmış. Mesela babaannem hiç Türkçe öğrenmeden, 90 yaşında yaşamını yitirdi.

7 kardeşin en küçüğü olarak doğmuşum. Bir kadın Kürdistan’da ya da Ortadoğu’da nasıl bir aile gerçekliği içine doğuyorsa ben de aşağı yukarı aynı aile kodlarıyla büyütüldüm. Ailemizde baba figürü değil, annemin rolü çok belirgindi. Anacıl toplum dönemindeki bilge kadınlarla ilgili yaptığım okumalar her daim bana annemin bir bilge kadın olduğunu anımsattı. Ben siyasi faaliyetlere başladığımda da en büyük destekçim annem olmuştu. Annemi de babamı da son yolculuklarına uğurlayamadım. Her ikisinde de cezaevindeydim… Siyasete eğilimimi ve haksızlıklara karşı duyarlılığımı annemden aldığımı düşünüyorum.

  • Kürt siyasi hareketinin hemen her kademesinde görev aldınız. Hiç hayatınızın farklı bir yönde seyredebileceğini düşündünüz mü? Başka nasıl bir hayatınız olabilirdi? Ya da şöyle sorayım: Neden siyaset?

Siyaset erkeklerin tekeline geçtiği günden bu yana itici bir karakter edinmiş ve daha fazla erkek işi olarak bu noktaya evirilmiş. Kadınlar da bir dönem yürütülen “kirli siyasete” tepki olarak siyasetten uzak durmuşlar. Kadınların uzak durduğu siyaset alanı toplumdan soyut, eril, dini, milliyetçi, tekçi, cinsiyetçi politikalarla bütün toplumsal değerlerin canına okumuş. Ben de kadın bilinci ile değil, daha çok ulusal biraz da duygusal temelde siyasi alana dâhil oldum.

Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) kurulmuştu. Konya il örgütüne adım attığım ilk gün arkadaşlar “Kongre yapacağız, yönetim kurulu sayımız eksik,” dediler. Hiç tereddüt etmeden “Beni yazın,” dedim. Yıl 1994, ben iki çocuk annesi, eşinden ayrılmış, düzenli bir geliri olmayan bir kadınım. Ayrıca “Ailem de bu konuya çok sıcak bakmayacak” diye düşünüyorum. Ama bunlara rağmen içimde tarifi imkânsız bir huzur hissediyorum. Çünkü ilk defa kendi irademle bir karar veriyordum. “Bunun bir bedeli varsa onu da seve seve öderim,” diyordum.

Ama buna karşı ödül gibi teklifler geliyor bana: “Yurt dışına götürelim seni, işyeri açalım sana, nasıl istiyorsan yapalım ama siyaset olmaz, bir ordu erkeğin arasında nasıl olacak?” gibi bir sürü şey söyleniyor. İlginçtir, benim destekçilerim ablalarım değil abilerimdi. Sanırım bunun nedeni annemin bir kadın olarak sadece bizim köyde değil, bütün diğer köylerde de sözünün etkili olmasıydı. Bizim ailedeki erkekler “Evet kadınlar da siyaset yapabilir, hatta daha iyi de yapabilirler” noktasına gelmişlerdi. Kısacası benim siyaset alanını tercih etmemde annem ve ailemin büyük desteği oldu. Konya’da doğmuş bir Kürt kadın olarak Riha ve Colemêrg’de milletvekili seçildiğimde özellikle Konyalı kadınlar çok sevinmişti.

  • Zorlu yıllar yaşadınız. Hâlâ da tutsaksınız. Son 20 yılda özellikle, Kürt siyasi hareketinde kadın mücadelesi öne çıktı. Dünden bugüne baktığınızda kadınların hayatında neler değişti?

Kürt halkının direniş tarihinde kadınlar hep vardı. Belki de erkeklerin oluşturduğu gri alandan dolayı çok görünmüyorlardı ama en kritik aşamalarda kendi renkleriyle mücadelenin içindeydiler. İktidarların tarihçilerinin bütün manipülasyonlarına rağmen sevgili Sakine Cansız, Leyla Qasim, Arin Mîrkan, Besê Anuş, Dicle Kobani, Bêrivan Agal ve daha binlerce Kürt kadını bulundukları alanlarda kendi iradeleriyle sözünü kurmuş, eylemlerinin rengiyle tarihin akışını değiştirmişlerdir. Bu destansı kadın mirası siyasal alandaki biz kadınlara da özgüven ve cesaret kaynağı oldu.

Bugün Türkiye siyasetinde hem genel hem de yerel yönetimlerde eşbaşkanlık başta olmak üzere, “Büyük dönüşümlerin öncülüğünü Kürt kadınları yapıyor,” demek hiç abartılı değil. Türkiye kadın hareketlerinin tüm çabalarına rağmen mevcut siyasi partilerde kadın konusunda sembolik olmanın ötesine geçilememiş ne yazık ki. Bu konuda en güncel olan yer Rojava’dır diyebiliriz. Kadın kurtuluş mücadelemizin bütün gerici saldırılara rağmen ete kemiğe büründüğü, eşit temsiliyetin sağlandığı en demokratik, özgürlükçü modeldir,  diyebiliriz. Oraya saldırılar da bu yüzden.

Biz Kürt kadınları olarak siyasette var olabildiysek bu tamamen Önder Apo sayesindedir. Erkek figürünün çok belirgin olduğu ağa, bey, reis, şeyh, mele, baba gibi birçok karakterin tamamının erkek olması aradaki farkı belirgin kılmaktadır. Önder Apo kendi ailesi özelinde deneyimlediği toplumsal çelişkileri tüm kadınların maruz kaldığı sorunsallıklarla birleştirerek geliştirdiği perspektif bugün Jineoloji ile dünyaya yayılıyor. İmralı Adası’nda geçirdiği 27 yıl boyunca kadın özgürlüğü konusunu gündeminden hiçbir zaman eksik etmedi. Yani Önder Apo’nun desteği olmasaydı biz siyasette erkek zihniyetle büyük problemler yaşardık. Zaten erkek arkadaşlarımız bu duygularını zaman zaman şaka yoluyla ifade ediyorlardı: “Siz Başkan’a dua edin, o olmasaydı buralara gelemezdiniz,” derlerdi. Kürt siyasi hareketinde en önemli değişimlerden birisi hiç kuşku yok ki kadın konusunda yaşandı. Biz Kürt kadınları olarak yolumuzun uzun ve meşakkatli olduğunu biliyoruz. Ama başaracağız…

  • Konya aslında Kürtlerin sürgün yeri. Sürgün, ölüm, katliam yaşamış bir halkın siyasetçisi olmak her koşulda zordur ama bir de kadın olunca acıyı daha derinden yaşanıyor. Sürgünden siyaset içinde, kadın olarak özne haline gelmek… Bu nasıl oldu? Bu değişim sürecini biraz anlatabilir misiniz?

Sürgün; köklerinden koparılmak, sarsılmak, susuz kalmak, kurumak, dilsiz, kültürsüz sağa sola savrulmak gibi bir şey. Biz de bu sarsıntıyı yaşadık. Kürtlere kiralık ev verilmediğini görünce şaşırıyorduk. Çünkü Kürdistan’da Türk kimlikli insanlar ev bulabiliyorlardı. Aslında Konya’da Kürtler olarak yaşadıklarımız bir trajediydi. İlginçtir bunu tüm benliğimizle hissedemiyorduk. Biliniyor, Yunanlılar trajedilerini yazarak bilince çıkarıp aştılar. Özgürlüğe de öyle ulaştılar, denilir. Biz Kürtler de trajedimizi kabul etsek de onu bilince çıkarmada zorlandık. Bunu anlamak için ilk trajedinin yaşandığı merkezde olmak gerekiyordu. Özgürlük hareketi sayesinde ulusal bilincimiz gelişti. Artık bize yaşatılanların nedenlerini biliyorduk. Köklerimiz üzerinde ailemizi, ruhumuzu, duygu ve düşüncemizi, insanlığımızı yeniden yeşertmek istiyorduk.

Bildikçe çelişkilerimiz derinleşti. Biz kendimize “Kurmanc” diyorduk. Önce gençler kökleriyle buluşmak için çıktılar yola. Sevgili Nagihan, Sevda, Nuray, Mehmet, Hasan, Erkan, Hacı ve daha nice cesur Kürt genci halkının duygularına tercüman oldu. Eğer bugün göğsümüzü gere gere Kürt’üz, yurtseveriz,  diyebiliyorsak onların sayesinde…

  • Açlık grevine girdiğinizde binlerce insan sizi takip etti. İnisiyatif aldınız aslında, cezaevi koşullarında hem de. Kadınlar daha gözü kara mı oluyor? Bu kararı aldığınız dönemki duygu ve yoğunlaşmalarınızı paylaşır mısınız?

Her toplumda insanlar üzerinde etkisi büyük “referans setleri” vardır. Biz Kürt kadınlarının referansı Önder Apo’nun felsefesi, ideolojisi ve öğretisidir. Kendimize yolculuk yapmak, kendi adımızı yeniden kendimiz koymak için çabalıyoruz. Zira kendisi olmaktan çıkarılmış ve karşıtına benzetilmiş kadın varoluşunu doğal olarak kabul etmeme refleksini geliştirmek ancak kadına ait kılınmaya çalışılan ve ne kadar dirensek de önemli oranda içselleştirdiğimiz kimliklerin doğal olmadığını bilmekle ve buna göre bu kimliklerden kurtuluş kadın varlığını geliştirmekle mümkün olacaktır.

Bu adımlar için ideolojik argümanlarımızı sağlam yaratmak zorundayız. Mevcut egemenlerin yazdığı tarihe bakıldığında yaşamı ve toplumsallığı yaratan kadının izine hiç rastlayamıyoruz. Filozoflar, rahipler, imamlar, bilimciler, krallar, padişahlar, ağalar, beyler ve diğer bütün erkek karakterler kadına dair ne söylemişler diye bir sorgulamaya girdiğimizde lehte sıfır, aleyhte ise binlerce karalama olduğunu görüyoruz. Hal böyleyken Mezopotamya coğrafyasında kadınların üzerine hiç batmayan bir güneş doğdu. Bu güneş donmuş olan benliğimizi, kimliğimizi, yaratıcılığımızı açığa çıkardı. Biz kadınlara “Xwebûn” olma yolunda cesaret, moral, güç, destek verdi. Bu güneş Önder Apo’ydu, Kürt halkı da kadınlar da bunu biliyordu.

Mücadelemizde kadınların bu karar mekanizmalarında yer alması, her anlamda öncü olması bu realite ile bağlantılıdır. Bu nedenlerle de İmralı’da Önder Apo şahsında geliştirilen mutlak tecrit aynı zamanda Kürt kadınlarının ve halkının üzerinde gelişen bir tecritti. Halkların ortak yaşamına, toplumların umuduna, kadınların özgürlüğüne, gençlerin geleceğine uygulanan bir tecritti. Dolayısıyla biz kadınlar ve her dönem mücadelemizin en ağır yükünü omuzlayan gençler olarak bu tecridin ortadan kaldırılması için seve seve öncülük ettik. Ancak Önderliğimizin sesini topluma ulaştıran ben değildim. Bunu sağlayanlar fedai ruhla Heval Zülküf, Ayten, Zehra, Medya, Yonca, Siraç ve Mahsum’dur. Beni yaşatan da onların kahramanlığıdır. Bizim yıllardır anlattığımız Önderlik gerçeğini tüm halklar 27 Şubat 2025’te “Demokratik Toplum ve Barış Çağrısı”yla bir kez daha görmüş oldular. Halkıyla bütünleşmiş, öngörülü, 24 saat kesintisiz üretebilen, kadınların özgürlüğünü tüm çalışmalarının merkezine koyan bir iradeden söz ediyoruz. Eminim şimdi herkes, Önderliği ölümüne yaşatma çabamızı daha iyi anlamıştır. Önder Apo bizim için özgür yaşamın teminatıdır…

  • ‘Özgür kadın, özgür toplum’ sözü kadında nasıl bir hakikate dönüşüyor? Dünyada kadınların isyanı var. Nasıl görüyorsunuz?

Jin, zen, asti, cin, afrat, nita, gin, xwaten, frau, femina, nisa, mer, gyn, gyno, işşa, kadın… Farklı dillerde, farklı coğrafyalarda yaşasa da karşılaştığı muamele, maruz kaldığı şiddet biçimleri değişmiyor. En yakınındaki erkekler tarafından her türlü yol, yöntem ve araçla katlediliyor, iradesi yok sayılıyor, ev ve aile olgusu içine hapsediliyor. Önder Apo’nun “kastik katil” olarak tanımladığı bu zihniyet karşısında yapılacak en önemli tepkilerden biri hiç kuşku yok ki direnmektir.

Bugün Afganistan’da çarşafla sarılıp eve kapatılan, İran’da ahlak polisi aracılığı ile takibe alınan, Suriye’nin yeniden inşasında söz sahibi olmayan (Kürt bölgeleri hariç), bir yerlerde hala sünnet edilen, recm edilen, burnu kesilen, boşanmak istediği için öldürülen, yüzüne kezzap atılan; kıyafetinden kilosuna, dışarı çıkma saatinden kiminle arkadaş olacağına, kaç çocuk doğuracağına vb. uzayan bir edeple “makbul kadın” kriterleri listesi var. Bu listeler ülkelere göre farklılık arz etse de özünde kadın-kırım politikalarıdır. Tarihte görüldüğü üzere zulmün olduğu her yerde direniş de vardır. Bugün İran’da ve Suriye’de yaşananlar bunun en somut örneğidir.

Kadınlar korkularını idam sehpalarında, giyotinlerde, cadı diye yakıldıkları kazanlarda, uçurum kenarlarında ve savunma mevzilerinde yendiler. Bugün tarihin akışı değişiyor. Korkan taraf artık erk egemen zihniyetin temsilcileridir. Saç örgümüzden, eşarbımızdan, zılgıtımızdan, kahkahamızdan en çok da aklımızdan korkuyorlar.

  • Bugün dünyanın her yerinde kadın direnişi var. Kürt kadınlarının ‘Jin, Jiyan, Azadî’ sloganı ve felsefesi dünya kadınlarını da etkiliyor. Kadınların direnişi neden bu kadar önemli?

Dünya nüfusunun yarısı kadındır. “Hiç birimiz birbirimize benzemeyiz ama bizi birleştiren şeyler, ayıran şeylerden fazladır,” diyor sevgili Hypatia. Derimiz ne renk olursa olsun, hangi dili konuşursak konuşalım, hepimiz aynı katmerli toprağın farklı renkleriyiz. Peki, neyi paylaşamıyoruz? Doğa müdahale edilmediği müddetçe kendi döngüsü içinde bütün ihtişamıyla insanlığı doğurmaya devam edecek. O halde yaratılan suni çelişkilerin sebebi nedir? Çok açık ki kapitalist modernitenin ulus-devlet ve kurumlarının bulunduğu gemi her yerden su alıyor. Hegemonların iktidar kavgaları her gün yeni savaşlar, açlık, sefalet, göç ve ölüm getiriyor.

Tarihte izine çokça rastlanan “kastik katil” anlayışı günümüzde egemen erkekler şahsında devam ediyor. Amaç tabi ki kadınların doğal-toplum sürecinde ortaya koydukları kolektif yaşam biçimini yok etmek, yaşanmamış saymak, bunu toplumdan gizlemektir. Kadının tüm pozitif ilkelerini negatif göstermek için adeta bir özel savaş başlatmışlar…

Dünyadaki kadın kırımının çok boyutlu olduğunu biliyoruz. Bu durumu bir kafes metaforu ile anlatırsak; hegemon güçler kadınları kafeslere kapatıp üzerine ağlar örüp kör düğümler attılar. Biz kadınlar büyük bir sabır ve öngörü ile bu düğümleri çözüyoruz. Kolay olduğunu söylemiyoruz ancak imkansız olmadığını da biliyoruz. Aynı zamanda özgürlük istiyorsak; en başta toplumun kolektif vicdanı olan ahlakı ve ortak akıl olarak politikayı tüm yönleriyle ve entelektüel gücümüzle yeniden ayağa kaldırıp işlevsel kılmak zorundayız. Şiarımız elbette şudur: “Kadın özgür olmadan toplum özgür olamaz!”

  • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için bir mesajınız var mı kadınlara?

Ana tanrıça kadın kültürünün hakim olduğu coğrafyamız erkek kulübü tarafından tanınmaz duruma getirildi. Türkiye’de anadilinin dışında dil bilmediği için eğitimde, sağlıkta, kamu hizmetlerinin tamamında ciddi mağduriyetler yaşayan Kürt kadınları, kıyafetinden yaşam biçiminden dolayı ötekileştirilen kadınlar, eşit işe eşit ücret alamayan milyonlarca kadın emekçi, ürettiği ürüne hak ettiği değeri alamayan kadın çiftçi-üreticiler; en yakınından en uzağına kadar erkek şiddetine maruz kalan milyonlarca Türkiyeli kadından bahsediyoruz. İran, Irak, Suriye, Afganistan, Arap ülkeleri ve daha birçok ülkede kadınlar yaşamın dışına itilmiş durumdadır.

Kadınlara şiddet sınır tanımıyor, o halde kadın direnişi de sınırları aşmalı; nerede bir kadın kırımı varsa orada olunmalıdır. Bugüne kadarki kadın mücadelesindeki yöntemlere daha neler ekleyebiliriz? Biz Türkiyeli kadınlar olarak yakın coğrafyamızdaki kadınlarla beraber neler yapabiliriz? Tüm kadın kurumlarının kısa, orta, uzun vadede neler yapılacağına dair planlamaları zaten mevcuttur. Ancak karar alma mekanizmalarına daha fazla mesai ayırmak gerektiği hemfikir olunan bir konudur. Radikal bir eylem çizgisi kadınların meşru hakkıdır. Her gün yüzlerce kadın şiddet mağduru oluyorsa ve ülkelerin yasaları, kurumları onları korumuyorsa hesap sormak da yaşamını yitiren kadınların kız kardeşlerine düşer.

İki temel sütun üzerinden talep-öneri listesi hazırlamak gerekiyor. Birini yasama ve yürütmenin dikkatine, birini de yerel yönetimlerin sorumluluk alanına dönük hazırlamak gerekiyor. Siyaset alanının kadınları seçimden seçime hatırlamasına itiraz etmek gerekiyor.

Somut olarak ilk yapılması gereken; nasıl bir ülkede yaşamak istediğimizi tarihsel boyutlarıyla anlatan “Kadın Yaşam Manifestosu” hazırlamaktır. Dolayısıyla “Doğa boşluk affetmez” sözüyle ifade edersek, boşluk bırakmayacağız. Artık gözyaşlarımızın bizi soldurmanın aksine gözyaşlarımızı harflere dökmenin zamanıdır. Bu duygularla direnen tüm kadınlara bin selam olsun, diyorum. Kadın kurtuluş ideolojisinin mimarı Önder Apo’nun da gelecek 8 Mart’ta özgür koşullarda olacağını umut ederek 8 Mart’ını kutluyorum.

BİTTİ

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Emperyal Faşizm  

Sonraki Haber

Kurtuluşun dehşeti

Sonraki Haber

Kurtuluşun dehşeti

SON HABERLER

ABD- İsrail’in İran’a yönelik saldırganlığına amasız-fakatsız karşı çıkılmalıdır

Yazar: Yeni Yaşam
11 Mart 2026

İran, kehanet ve kıyamet

Yazar: Yeni Yaşam
11 Mart 2026

Kurtuluşun dehşeti

Yazar: Yeni Yaşam
11 Mart 2026

‘Kadın Yaşam Manifestosu hazırlamalıyız’

Yazar: Yeni Yaşam
11 Mart 2026

Emperyal Faşizm  

Yazar: Yeni Yaşam
11 Mart 2026

PJAK Yürütme Komitesi üyesi: Kürtler demokrasinin ilerletici gücüdür

Yazar: Yeni Yaşam
11 Mart 2026

Sanatsal özgürlük

Yazar: Yeni Yaşam
11 Mart 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır