Bölge halklarına ve insanlığa zarar veren ABD-İsrail ve İran savaşı, şiddetlenerek ve yayılarak devam ediyor. Savaşan güçler başkaları olsa da en çok Kürtler ve Kürdistan konuşulmaktadır. Çünkü Kürtler, güçlü politik önderliği, örgütlüğü, kalabalık nüfusu, önemli bir askeri gücü olan ve özgürlük için mücadele eden bir halktır.
O nedenle sömürgeci devletler, Kürtlerin özgürlük mücadelesinin gelişeceğinden korkmaktadırlar.
Bunun için İran, Rojhilat’a ve Başur’a saldırarak, Suriye’de HTŞ’nin Kürtlerle yaptığı anlaşmayı uygulamayarak, Türk devleti bütün Kürtleri tehdit ederek bu korkularını yansıtmaktadırlar.
ABD ve İsrail ise bir dizi manipülasyon yaparak Kürtlerin kendileri lehine savaşa girmelerini istemektedirler.
Kürtler ise en başından beri savaşta taraf olmamışlar, kendi öz savunma yöntemlerini geliştirmeye çalmışlardır. Ayrıca Kürtler, savaş koşullarında ortaya çıkabilecek gelişmelere bağlı olarak ve Kürt halkının çıkarları doğrultusunda, gerektiğinde taktiksel değişiklikler yapmaya açık olan “üçüncü yol” politikasını izlemektedirler.
Ancak demokratik Kürt hareketinin daha fazlasını yapmak gibi bir sorumluluğu bulunmaktadır. Çünkü “üçüncü yol” siyaseti, tek başına Kürtlerin sorunlarını çözmeyi amaçlayan bir siyaset değildir. Zira bölge demokratikleşmeden Kürtlerin demokratik toplumu inşa etmesi kolay olmayacaktır.
Dahası Kürtler, başkalarının aldığı kararlara göre konumlanmayacak, savaşan güçlerin zayıflıklarında yararlanmayı beklemeyecek ve edilgen bir konumda olmayacak kadar örgütlü ve politiktirler. Dolayısıyla Kürtler, karar sürecine müdahale edebilecek bir güç olmak durumundadırlar.
Hem bu nedenlerle hem de sürdürülen saldırıları önlemek için Kürtler, daha aktif bir inisiyatif geliştireceklerdir.
Bunun için Kürtlerin, üçüncü yol politikasının yanında ve bu politikanın sahaya uyarlanmış hali olarak savaşın durdurulmasını içeren bir politika üretmesi ve gerekli mekanizmaları oluşturması gerekmektedir.
Bunun için Kürtler ikili bir politika geliştirebilirler. Bir yandan da Kürdistan’ın her parçası kendi durumuna ilişkin özgün politikalar izleyebilir. Öte yanda dört parçada Kürtlerin temsil edildiği bir mekanizma ile savaşa dair çözüm gücü olmayı amaçlayan bir tutum geliştirilebilir.
Bu süreç sadece halkların gücüyle yürüyebilir ancak. O nedenle başta Kürtler olmak üzere bölge halklarının enerjisinin örgütlenmesi gerekmektedir. Böylece Kürt halkını ve bölgenin savaş karşıtlarını temsil eden kitlesel bir gücün açığa çıkartılması önemli bir gelişme olacaktır.
Böyle bir girişimin Kürtleri aşacağı söylenebilir. Ancak bu doğru değildir. Tek başına böyle bir girişimde bulunmaya niyetlenmek ve bu yönlü çabalar geliştirmek, önemli avantajlar ve sonuçlar yaratacaktır.
Öte yandan hayati bir saldırıya karşı çıkmak zorunlu ve doğal bir reflekstir. Kürtlerin de aynı şekilde bu savaşa karşı gelişen doğal tepkileri örgütleyerek ve savaşa karşı çıkarak kendi varlıklarını korumaya çalışmaları, en doğal olandır.
Dahası savaşa karşı politika oluşturmak, savaşı önlemek için mekanizmalar geliştirmek Kürtlerin hakkı ve görevidir. Çünkü savaş herkesten çok Kürtleri ilgilendirmektedir.
Şüphesiz Kürtlerin askeri ve teknolojik gücü ne savaşan ne de sömürgeci devletlerle kıyaslanamaz. Elbette emperyalist- kapitalist devletlerin diplomasi koridorlarında halkların temsilcilerinin yer bulmalarının kolay olmadığı biliniyor.
Ama bu durum söz konusu saldırılara karşı sessiz kalmayı gerektirmediği gibi sürdürülecek mücadelenin her koşulda silahlı olmasını da gerektirmiyor. Burada tartışılan daha çok ideolojik ve diplomatik mücadele yöntemidir. Ve siyasal sorunların çözümünde halkların da bu yöntemleri ustalıkla kullanabildikleri gösterilebilir.
Bu politikanın hayat bulması için ilk olarak Kürtler arasında birliğin oluşturulması gerekiyor. Birlik, her konuda tam bir birlik şeklinde olmayabilir. Her farklı birim, kendi sandalyesinde ama aynı masanın etrafında oturarak birlik oluşturabilirler.
Ancak birlik oluşmasa da savaşa karşı inisiyatifin güçlendirileceği daha özgün çalışmalar yapılabilir.
Bunun için birincisi, Rojava’da, Rojhilat’ta, Bakur’da ve Başur’da yer alan Kürt kurumlarının temsil edildiği ve alt yapısının oluşturulduğu örgütsel bir mekanizmayla savaş sorununa daha üst düzeyde bir yaklaşım geliştirilebilir.
İkincisi ilgili devletlerin tamamına Kürtlerin savaş konusundaki tutumları resmi ve etkili bir biçimde deklare edilerek, Kürtlere ilişkin tutumların daha doğru geliştirilmesine imkan yaratılır.
Üçüncüsü, Kürtlerin politik düzeyi, özgüvenli yaklaşımı bütün dünyaya gösterilerek, savaş karşıtlarının sempatisi ve desteği kazanılmış olur. Bu durum Kürtlerin statü taleplerinin gerçekleşmesine zemin yaratabilir ya da varsa bir zemini güçlendirebilir.
Dördüncüsü, olur ya savaş engellenebilir veya sınırlandırılabilir.
Savaşlar aynı zamanda fırsatların ve imkânların doğduğu ortamlardır. Belirtilen çalışmada istenenler olmasa bile hiçbir şey kaybedilmeyecektir, ama kazanımlar elde etmek mümkündür.









