• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
14 Haziran 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Merkez her şey yerel hiçbir şey

13 Haziran 2026 Cumartesi - 23:00
Kategori: Güncel, Manşet

Tek adam rejimi yıllardır peş peşe attığı adımlarla yerel yönetimleri etkisiz haline getiriyor:

  • Aradan yıllar geçerken günlük politik gelişmelerin içinde çok fark edilmiyor ama son 10-15 yılda, şurada bir torba yasa maddesi, şurada bir yönetmelik derken yerel yönetimlerin kolunun kanadının kırılması adım adım gerçekleşiyor
  • Başkanlık rejimine geçişten bu yana yayınlanan binlerce Cumhurbaşkanlığı Kararı, aslında rejimin yerelleri yönetme biçimini de sergiliyor. Yerel yönetimlerin yetki ve imkânları tırpanlanırken bütün operasyon gücü merkeze çekiliyor

M. Ender Öndeş

Gecen haftaların önemli tartışmalarından biri İstanbul’daki ünlü Yerebatan Sarnıcı ve müzesinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden (İBB) alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilmesiydi. Şimdilik bu devir ‘yürütmeyi durdurma’ kararı ile engellenmiş görünse de iktidarın bu konuda ısrarlı olduğu biliniyor. Ancak aslında bu, Taksim Gezi Parkı, Galata Kulesi, gibi birçok tarihi eserin yerel yönetimden alınması sürecinin bir parçası.

Mesele, ‘tarihi eser’ meselesi değil aslında, Erdoğan iktidarı uzun süredir yerel yönetimlerin yetkilerini kısıtlamak ve olanaklarına, alanlarına el koymakla meşgul. İlk bakışta bu hamleler, AKP’nin ‘Tacın İncisi’ İstanbul’u kaybetmesinden duyduğu öfkeyle İBB’yi yıpratma, zayıflatma çabası gibi görülebilir, ki böyle bir intikam ve yıpratma politikası elbette gerçektir ama aslında daha genel bir ‘çökertme’ siyasetinden söz etmek daha doğru. AKP iktidarı, özellikle egemenliğinin sarsılmaya başladığı 2013’ten bu yana, genel olarak yerel yönetimleri etkisizleştirme konusunda ısrarlı bir çabayı sürdürüyor ve bu aslında sadece “muhalefeti” değil yerelin gücünü hedefliyor. Nihai olarak belediyeleri “çöp toplamak, park yapmak ve sokakları temizlemek” gibi bir alana hapsetmeyi amaçlayan bu politikalar, Kürdistan boyutunda yıllardır dümdüz tutuklama/kayyım atama biçiminde uygulanırken, bütün Türkiye planında ise her şeye karar veren ‘tek adam rejimi’nin tahkim edilmesine denk düşüyor.

Ekonomik kıskaç

İktidarın yerel demokrasinin zemini olan belediyeleri güçsüzleştirmeye yönelik adımları, öncelikle ekonomik alanda sürüyor. Son 15 yıldır belediyelerin mali özerkliği, merkezi yönetimin bütçe ve harcama üzerindeki denetim mekanizmalarıyla adım adım sınırlandırılıyor. Belediyelerin merkezi bütçeden (vergi gelirlerinden) aldığı payların, kamu kurumlarına (SGK, vergi daireleri) olan geçmiş borçları gerekçe gösterilerek İller Bankası tarafından yüzde 40’a varan oranlarda kesintiye uğratılması bu yöntemlerden yalnızca biri. Mayıs 2026’da Resmi Gazete’de yayımlanan bir torba kanun değişikliğiyle mahalli idareler ve bağlı şirketlerin yeni bir şirket veya kooperatif kurmasının, mevcut şirketlere atama yapmasının artık Cumhurbaşkanı iznine bağlanması da başka bir detay.

Dış krediye ‘borçsuzluk’ şartı

Hükümet, yerel yönetimlerin merkezi baskıyı aşmak ve projelerini finanse etmek amacıyla yöneldiği uluslararası fon ve dış kredi mekanizmalarını da sıkı yasal mevzuat şartları ve idari onay süreçleriyle engelliyor. Bu yöntemlerden biri, belediyelerin her türlü dış kredi kullanımına ağır mali şartlar getirilmesi. Yapılan düzenlemelerle Hazine’ye vadesi geçmiş borcu, vadesi geçmiş vergi borcu veya süresinde ödenmemiş SGK prim borcu olan belediyeler ve bunların bağlı kuruluşları artık dış kaynak kullanamıyor.

Bu kural henüz sonuçlanmamış tüm uluslararası finansman ve kredi taleplerini de geriye dönük olarak kapsayarak projelerin iptal edilmesine ya da durmasına yol açıyor. Çoğu belediyenin (özellikle devralınan yüksek borçlu kurumların) SGK ve vergi borçları olduğu göz önüne alındığında, bu yönetmelik dış krediye erişimi neredeyse imkânsız hale getiriyor.

Saray karar veriyor

Uluslararası kalkınma bankalarından (Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası – EBRD, Fransız Kalkınma Ajansı – AFD vb.) bizzat belediyelerin kendi girişimleriyle bulduğu makro krediler (metro, metrobüs hatları, atık tesisleri vb. için) doğrudan idari imza engeline takılabiliyor. Bir belediyenin dış kredi kullanabilmesi için projenin Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından “Yatırım Programı”na alınması zorunlu. Proje yatırım programına dahil edilmediği veya onay imzası geciktirildiği zaman, (Örneğin İBB’nin Sefaköy-Beylikdüzü metrosu veya İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bazı hatlarında) uluslararası kuruluşun tahsis ettiği fonun kullanım süresi dolmakta ve kredi otomatik olarak yanıyor. Örneğin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin yıllardır yapmak istediği raylı sistem çalışması için birçok sorun çözüldüğü halde, dış kredinin açılabilmesi için Ankara’nın imzası hâlâ bekleniyor.

Merkez onaylamadan olmaz

4749 sayılı yasaya göre, Türkiye’deki tüm dış borçlanmalarda tek yetkili merci Hazine ve Maliye Bakanlığı’dır. Belediyeler, devletin kasasından çıksın çıkmasın “Hazine garantisiz” (kendi gelirlerini teminat göstererek) dış kredi bulsalar dahi, Hazine Müsteşarlığı’ndan tescil ve onay almak zorunda. Bakanlık, ülkenin genel borç stoku limitlerini veya makroekonomik dengeleri gerekçe göstererek muhalif belediyelerin bu tescil başvurularını reddedebiliyor ya da süreci askıya alabiliyor.

Hibeler ve STK’ler

Ayrıca, Avrupa Birliği (AB) fonları, Birleşmiş Milletler (UNDP) hibeleri veya yabancı büyükelçiliklerin yerel yönetimler için açtığı hibe programları da tam bir iktidar baskısı altında. Belediyelerin uluslararası kurumlar veya yabancı sivil toplum kuruluşları ile ortaklaşa proje yürütmesi ve doğrudan hibe alabilmesi, İçişleri Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığı’nın iznine ve “uygun görüşüne” tabi kılınmış olduğu için, özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği, iklim krizi, insan hakları, sığınmacılar ve göçmen uyum politikaları gibi alanlarda AB fonu alan belediye projeleri, İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişlerince “milli güvenlik” veya “mevzuata aykırılık” gerekçeleriyle sıkı denetimlere ve soruşturmalara maruz bırakılabiliyor.

Yetkilere el koyma

İktidarın, özellikle İstanbul yenilgisinden sonra yerel yönetimleri çalışamaz hale getirmek için attığı adımların en önemlisi, belediyelerin en büyük yetki alanı olan kentsel planlama, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile TOKİ’ye devredilmesi oldu. Böylece bir kenti yönetmek için yurttaşlar tarafından seçilmiş olan belediye yönetimlerinin kendi kentleşme projelerini uygulamaların imkânsızlaşması bir yana, mevcut kent yapısı hakkında karar almaları bile olanaksız hale getirilmiş durumda.

‘Rezerv’ bahanesi

2023 yılında yapılan yasal düzenlemelerle, kentsel dönüşüm alanlarında belediyelerin görevlerini geciktirmesi durumunda yetkiler doğrudan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na devredilirken, imar planı ve onay yetkileri merkezileştirilerek valiliklerin ve bakanlığın inisiyatifine bırakılmış, belediye meclislerinin bu konudaki özerkliği daraltılmış durumda.

Özellikle Afet halleri gerekçesini öne süren iktidarın uygulamalarında, “afet riskli” alanlarda yapı ruhsatı ve denetim gibi temel görevler yerel yönetimlerden alınarak merkezi otoritenin belirlediği kurullara aktarılmış. Ayrıca, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun uyarınca, Bakanlık bir bölgeyi “rezerv yapı alanı” ilan ettiğinde o alandaki tüm imar, ruhsatlandırma, yıkım ve yapım yetkisi belediyeden tamamen alınarak merkeze geçmekte.

Tarih ve kamu alanlarına gasp

İBB Miras tarafından restore edilen Yerebatan Sarnıcı, yerel yönetimin elinden alınan eserlerden sadece bir tanesi. Aslında çerçeve daha geniş. Türkiye’de son yıllarda yerel yönetimlerin tasarrufundaki simgesel meydanlar, parklar ve tarihi mekânlar, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 30. maddesi ve yakın dönemli yasal düzenlemeler gerekçe gösterilerek belediyelerden alındı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü gibi merkezi yönetim kurumlarına devredildi. Gezi Parkı ve Meydanı girişinin Sultan Beyazıt Hanı Veli Hazretleri Vakfı’na devredilmesi bunun en tipik örneğiydi. Öte yandan, Galata Kulesi’nin BELTUR’dan Kule-i Zemin Vakfı’na, Şişli Hamidiye Etfal Hastanesi’nin bakanlığa, Sait Halim Paşa Yalısı, Adile Sultan Sarayı, Üsküdar’daki Selimiye Kışlası’nın merkezi yönetime, Vefa Lisesi’nin vakıflara devri başka örnekler.

Yandaşlara aktarımlar

Yerel yönetimlerin kolunun kanadının kırılması sadece ‘yetkisizleştirme’ ve mali olarak çökertme yöntemleriyle yapılmıyor. İktidar, yerel yönetimlerin yetki alanında yandaş kurumları da devreye koyarak belediyeleri zayıflatıyor. Örneğin, belediyelerin mülkiyetinde olan çok sayıda değerli bina, yurt ve sosyal tesis, iktidarla organik bağı bulunan (TÜGVA, TÜRGEV, Ensar Vakfı ve İlim Yayma Vakfı gibi) vakıflara uzun süreli (25-49 yıllığına) bedelsiz olarak tahsis ediliyor, yerel yönetimlerin asli görevi olan sosyal hizmetler, eğitim, yurt hizmetleri ve kültürel faaliyetler bu vakıflarla yapılan “ortak hizmet projeleri” adı altında devrediliyor. Protokoller uyarınca binaların temizlik, personel, yemek, elektrik ve su gibi tüm işletme giderleri belediye bütçesinden karşılanırken, binaların yönetim ve işletme yetkisi tamamen vakıflara bırakılıyor.

Sosyal yardımlar ve eğitim kurumları

Yerel yönetimlerin en önemli görevleri arasında yer alan sosyal yardımlar ile eğitim/bakım kurumları da uzun süredir baskı altında. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), yerel yönetimlerin okul öncesi eğitim kurumu açma yetkisini sınırlandırmak amacıyla valiliklere resmi genelgeler gönderiyor, okul öncesi müfredat uygulandığı gerekçesiyle belediye kreşlerine (örneğin İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İZELMAN anaokullarını) kapatma veya mühürleme tebligatları gönderiyor. Bir yandan da, belediyelerin lise ve üniversite sınavlarına hazırlık için dar gelirli öğrencilere açtığı destek eğitim merkezleri ve akademi kursları, “izinsiz kişisel gelişim kursu” veya “kaçak eğitim kurumu” statüsüne sokularak para cezaları ve kapatma yaptırımlarıyla karşı karşıya bırakılıyor. Buna karşın TÜGVA, TÜRGEV ve Ensar Vakfı gibi iktidara yakın yapılara MEB ve Gençlik ve Spor Bakanlığı protokolleriyle okullarda ders verme, yurt işletme ve “yaz okulu” adı altında eğitim faaliyetleri yürütme konusunda sınırsız alan açılıyor.

Yardımlara bloke

Belediyelerin dar gelirli vatandaşlarla kurduğu organik bağı zayıflatmak için sosyal yardım bütçeleri ve dağıtım mekanizmaları engelleniyor. Pandemi döneminde başlatılan ve sonrasında da devam ettirilen uygulamalarla, muhalefet belediyelerinin sosyal yardım amaçlı bağış toplama hesapları İçişleri Bakanlığı genelgeleriyle bloke edilmiş, toplanan paralara el konulmuştu. Öte yandan, belediyelerin ihtiyaç sahiplerine dağıttığı sosyal yardım kartları (Halk Kart, Anne Kart vb.) için kamu bankaları ile yapılan protokoller yenilenmemekte veya finansal geçiş kanalları zorlaştırılırken, dini derneklerin sosyal yardım bütçeleri (gıda kolisi, nakdi yardım, yakacak yardımı) merkezi fonlarla büyütülürken, böylece halk nezdinde “yardımı belediye değil, devlet/iktidar yapıyor” algısı pekiştirilerek yerel yönetimlerin sosyal gücü kırılmaya çalışılmaktadır.

Büyükşehirlerin üniversite öğrencileri için açtığı veya açmayı planladığı yurt binaları da, “kamu yararı” ya da “mülkiyet uyuşmazlığı” gerekçesiyle belediyelerden geri alınmakta, daha sonra Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) bünyesine ya da doğrudan iktidara yakın gençlik vakıflarına tahsis edilmektedir.

Kürdistan: Doğrudan saldırı

Kürdistan’da sistem uzun süre böyle ince yollara sapmadan doğrudan müdahale (gözaltı-tutuklama-kayyım atama) yöntemiyle yürütüldü. Halk iradeyle seçilen eşbaşkanların ve belediye meclislerinin görevden alınarak, vali ve kaymakamların göreve getirilmesi, en temel uygulama olurken, HDP/DEM Parti belediyelerinin uyguladığı fiili “eş başkanlık” sisteminin suç sayılması da adeta bir gelenek halinde. Kayyım atanan belediyelerde ilk icraat olarak Kürtçe hizmet veren kreşler, kadın destek merkezleri, tiyatro ve kültür müdürlükleri kapatılmakta veya işlevsizleştirilmektedir. Bu arada, seçimlerden hemen önce ya da kayyum dönemlerinde belediyelere ait iş merkezleri, arsalar ve hizmet binaları bedelsiz olarak valiliklere, emniyet müdürlüklerine veya Milli Emlak Genel Müdürlüğü’ne devredilerek seçilmiş yeni yönetimlerin kamu kaynağı kullanmasının engellenmesi yaygın uygulamadır. Belediye bütçeleri yerel altyapı, sosyal yardım veya istihdam projeleri yerine; valiliklerin rutin güvenlik harcamaları, resmi araç alımları veya merkezi hükümet konukevlerinin yapımında kullanılmaktadır. Bu durum belediyeleri ağır borç yükü altında bırakmaktadır.

Halkın talebi: Yerel demokrasi

Yerel yönetimleri demokrasinin temeli olarak gören DEM Parti’nin tutumu, her şeyden önce halk iradesinin tam olarak tanınması ve kayyım uygulamasına kesin olarak son verilmesine dayanıyor. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekincelerin kaldırılarak mali ve idari Özerkliğin sağlanması, merkezi vesayetin ortadan kaldırılması, en temel talepler. Çok dilli, çok kültürlü yerel hizmetin engellenmemesi, eş başkanlık sisteminin yasallaştırılması, kent konseyleri ve halk meclislerinin referandum hakkının tanınması, toplumsal cinsiyet eşitlikçi bütçe ve yönetimin, ekolojik ve rant karşıtı kent planlamasının hayata geçirilmesi de halkçı belediyeciliğin olmazsa olmazları olarak tanımlanıyor.

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

12’nci Yargı Paketi eylemleri: Ankara’da gözaltına alınanlar serbest bırakıldı

Sonraki Haber

Devlet süreci çürütmek istiyor

Sonraki Haber

Çakma darbe ‘trajikomikti’ sivil darbe ‘trajik’ olacak

SON HABERLER

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Yeni Yaşam
14 Haziran 2026

GAİN final serisinde ilk maçın galibi Beşiktaş

Yazar: Yeni Yaşam
13 Haziran 2026

Zulüm bir hak değildir

Yazar: Yeni Yaşam
13 Haziran 2026

Buğdayda rakamlarla dans

Yazar: Yeni Yaşam
13 Haziran 2026

Çakma darbe ‘trajikomikti’ sivil darbe ‘trajik’ olacak

Yazar: Yeni Yaşam
13 Haziran 2026

Devlet süreci çürütmek istiyor

Yazar: Yeni Yaşam
13 Haziran 2026

Merkez her şey yerel hiçbir şey

Yazar: Yeni Yaşam
13 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır