• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
15 Mart 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Veysi Sarısözen

Barış için ortak hükümet

15 Mart 2026 Pazar - 00:00
Kategori: Veysi Sarısözen, Yazarlar

Dün Yeni Özgür Politika’daki yazımda, “üçüncü” bir füze, provokatörler tarafından ateşlenip, Türkiye’ye düşerse, AKP iktidarının tek başına ABD ve İsrail’in baskılarına direnemeyeceği öngörüsünden hareketle Türkiye’nin İran savaşında kara harekatına sürüklenme ihtimalinden söz etmiştim. Yazıyı “üçüncü” füzenin Türkiye semalarında NATO tarafından engellenmesinden önce yazmıştım.

“Üçüncü!” füze ateşlendi. Aynı zamanda ABD, İran’a karşı kara harekatına karar verdi ve bu amaçla bölgeye deniz piyadelerini sevk etmeye başladı.

İran bu füzenin kendisi tarafından ateşlenmediğini bildirdi ve iktidar, bir yandan böyle saldırılara karşı Türkiye’nin güvenliğini koruma “kararlılığını” dile getirirken, diğer yandan İran’ı doğrudan suçlamak yerine, İran yönetimiyle birlikte durumu aydınlatmaya çalıştığını bildirdi.

Türk devleti, İsrail’in Gazze’de Filistin’e savaş açmasıyla birlikte, gelişmelerin İran’a karşı savaşın kaçınılmaz olacağını herkes gibi gördüğü ve böyle bir durumda Türkiye’nin de bu savaşa bulaşma ihtimalini hesaba kattığı için, PKK ile iç savaşı durdurmayı hayati bir mesele saydı ve İmralı’nın kapısını çaldı.

Öcalan ise, Üçüncü Dünya Savaşının yeni aşamaya tırmandığı şartlarda bir İran savaşının dört parça Kürdistan topraklarını savaşan devletler tarafından çiğnenme sonucu vereceğini önceden gördüğü için, “Barış ve Demokratik Toplum” sürecini başlatmak amacıyla, Türk devleti ile “demokratik uzlaşma” kararı verdi.

PKK ile savaşın şu anda sona erdiği ve Türk devleti bu anlamda amacına ulaştığı halde, barışın demokratikleşmeyle kalıcı hale gelmesi için gereken hiçbir adımı atmadı. Bunun iç politikayla ilgili sebepleri bir yana asıl sebep, Türkiye’nin mecbur kalarak İran savaşına katılma ihtimalini hesaba katmasıdır. Demokratik adımlar atıldığında, Öcalan başta olmak üzere, İmamoğlu da dahil tüm tutsakların özgür olmasıyla, binlerce gerillanın ülkeye özgürce dönmesiyle, Diaspora’daki binlerce PKK’linin, KCK’linin ülkeye akmasıyla meydana gelecek siyasi ortamda, hiçbir iktidar ABD ve İsrail ne kadar zorlarsa zorlasın Türkiye’yi İran savaşına sürükleyemez. AKP bunu hesaba kattığı için süreci oyaladı. Demokratikleşme koşullarında ABD’nin zorlamalarına direndiği zaman, belki de “darbe mekaniğinin” işlemeye başlayacağını ve iktidardan uzaklaştırılacağını hesap etti.

Yani şimdiki durum AKP iktidarı için “iki ucu kirli” bir değnek misalidir.

Bilmemiz gereken şudur:  AKP de içinde, devletin gerçekçi kesimleri İran savaşına sürüklenmenin Türk devleti için “beka sorunu” yaratacağını biliyorlar. Ancak bilmelerine rağmen, bugünkü ekonomik kriz ve politik istikrarsızlık şartlarında bu savaşa sürüklenmeyi önleyemeyeceklerinin de farkındalar.

O halde soralım: Türkiye’nin bu savaşa sürüklenmesi nasıl önlenebilir?

Devlet Bahçeli’nin “iç cepheyi kuvvetlendirme” diye formüle ettiği koşullar nasıl yaratılabilir?

Şu anda bir “devrimci durum” olsa, tüm sosyalistler gibi ben de “yoldaşlar iktidarı devirin” çağrısı yapardım yapmasına da ortada böyle bir ihtimal yok. O halde kişisel görüşümü şöyle formüle edeceğim:

Tüm muhalefet partileri AKP-MHP koalisyonuna, adına isterseniz “milli cephe” deyin, isterseniz “demokratik cephe” deyin, TBMM’deki bütün partilerin “ortak hükümetini” acilen kurma teklifinde bulunmalıdırlar. Böyle bir ortak hükümet dışında AKP-MHP koalisyonu ABD ve İsrail’in baskılarına, “füze provokasyonlarına” kesinlikle direnemez. Hele İsrail’le stratejik ittifak halindeki Azerbaycan kara harekatına katılma kararı verdiği gün, Türk devletinin savaşa sürüklenmesini “ortak hükümet” dışında hiçbir güç önleyemez. Böyle hayati meselelerin düğümlendiği durumlarda siyasi partiler kendi aralarındaki çıkar temelli kavgalara devam ederlerse, ülkenin felakete sürüklenmesinde Erdoğan rejimiyle suç ortaklığına bulaşmış olacaklardır.

Etrafınıza bakın: Öcalan’ın inisiyatifiyle gelişen süreç tıkanmanın eşiğindedir. AKP’nin CHP’ye açtığı savaş tırmanmaktadır. ABD Kürecik üssüne Patriot füzelerini yerleştirmiştir. Adana Konsolosluğunu kapatmış ve tüm Kürdistan illerini riskli bölge ilan etmiştir. “Üçüncü füze” topraklarımıza düşmüştür. Yunanistan Kıbrıs’a savaş gemilerini sevk ederken, AKP iktidarını Kuzey Kıbrıs’a altı adet F-16 uçakları göndermiştir. Ve ABD İran’a karşı kara harekatına karar vermiştir. Eğer muhalefet bu kara harekatında ABD’nin kendi askerlerinin binler halinde kırılmasını göze alacağını sanırsa feci şekilde yanılır. 1950 Kore savaşında bile Türk Tugayı’nı öne sürerek harcayan, Saddam’ı devirmek için Erdoğan’la Türk ordusunu öne sürmek için gizli anlaşma yapan ABD, Türkiye’nin şu andaki krizli ve zayıf durumunda “ucuz asker” olarak Türk ordusunu savaşa zorlayacaktır.

İran’da “casusların” nelere yol açtığını hep birlikte gördük. Oysa Humeyni devrimiyle içi ABD, İngiliz ve İsrail casuslarıyla kaynayan SAVAK’ı tasfiye etmişti, buna rağmen SAVAK’taki casusların torunları mesleklerini icraya devam etmişti. Bir de NATO üyesi, istihbaratı CIA tarafından eğitilmiş Türkiye’yi düşünün.

Erdoğan Amerika’ya rağmen savaşa direndiği anda, etrafındaki muazzam “koruma duvarlarından” emin olamaz. Birkaç provokasyondan ya da birkaç “şantaj dosyasından” sonra uyandığı gün, kendisini kara harekatının “başkomutanı” olarak görür.

Apocu “üçüncü yol” Türkiye için şu anda, eğer hâlâ savaş dışında kalma imkanı varsa, “TBMM’deki tüm partilerin ortak hükümeti” tarafından hayata geçirilebilir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

‘Hüseyin abi hep iki kart gönderirdi, birisinin arkası boş’

SON HABERLER

Barış için ortak hükümet

Yazar: Yeni Yaşam
15 Mart 2026

‘Hüseyin abi hep iki kart gönderirdi, birisinin arkası boş’

Yazar: Yeni Yaşam
15 Mart 2026

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Yeni Yaşam
15 Mart 2026

Türkiye ve Irak’ın 2 Mart planı

Yazar: Yeni Yaşam
15 Mart 2026

Savaş ve Kürtlerin gücü

Yazar: Yeni Yaşam
15 Mart 2026

Bayram’dan Gurbetelli’den devraldığımız miras

Yazar: Yeni Yaşam
15 Mart 2026

Savaşın yeni grameri, devletin yeni fiziği

Yazar: Yeni Yaşam
15 Mart 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır