Kürt halkı artık yönetilen değil, kendini demokratik tarzda yöneten olmak istiyor. Siyasi, sosyal ve kültürel taleplerin marşlarla, sloganlarla ve ulusal renklerle harmanlandığı bu referandum -Newroz- ; statükonun tüm barajlarını yıkmış, Kürt hakikatinin taleplerini dile getirerek evrensel bir düzleme taşımıştır
Hamit Kurt
Tarih, bazen asırların yükünü tek bir güne sığdırır. 2026 Newrozu, Kürt halkı için sadece “baharın gelişi”, “Kawa’nın meşalesi” ya da bir bayram olmanın çok ötesine geçerek; statüsüzlüğe, inkâra ve zulme karşı milyonların altına imza attığı devasa ideolojik ve politik bir toplumsal referanduma dönüştü. Kürdistan’ın kalbinden Avrupa’nın meydanlarına kadar dalga dalga yayılan bu irade; sıradan bir kutlama değil, tüm dünyaya ve siyasi öncülere verilmiş radikal bir siyasal sorumluluktur.
Bu yılki Newroz, 1970’lerden bu yana biriken direniş kültürünün zirvesidir. Meydanları dolduran milyonlar, pasif birer izleyici değil; kürsüde sözünü söyleyen, alanda sloganını atan birer delege gibi hareket etti. Bu görkemli katılımın ortaya koyduğu sonuç bildirgesi nettir: Kürt halkı artık yönetilen değil, kendini demokratik tarzda yöneten olmak istiyor. Siyasi, sosyal ve kültürel taleplerin marşlarla, sloganlarla ve ulusal renklerle harmanlandığı bu referandum -Newroz-; statükonun tüm barajlarını yıkmış, Kürt hakikatinin taleplerini dile getirerek evrensel bir düzleme taşımıştır. Bu, “varlığımı kabul et” aşamasının çoktan geçildiğinin; “varlığımla ve kimliğimle özgürce yaşayacağım” aşamasına girildiğinin ilanıdır.
2026 Newrozu’nun “halk referandumu” niteliği taşıyan sonuç bildirisinde, Kürt halkı ideolojik ve politik taleplerini dile getirdi. Bu talepler arasında üç temel talep “olmazsa olmaz” olarak öne çıkmıştır. Birincisi, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü talebidir. Kürt halkı, İmralı tecrit sisteminin sadece hukuki bir ihlal değil, Kürt sorununun çözümünün önündeki en büyük siyasi engel olduğunu tescilledi. Milyonların tek bir ağızdan haykırdığı “özgürlük” talebi, artık bir temenni değil, siyasi bir talimattır. Halk; çözümün muhatabını ve siyaset yapma koşullarının yaratılması gerektiğini en radikal biçimde dile getirmiştir. Bu iradeyi görmezden gelen her türlü “çözüm” arayışı, halkın nezdinde sonuç yaratmayacaktır. İkincisi, Kürtlerin demokratik ulusal birliğidir. Kürtlerin demokratik birliğinin sağlanmasının artık bir tercih değil, bir varlık-yokluk meselesi olduğu meydanlarda net bir şekilde dile getirilmiştir. Üçüncüsü, halkın kendi öncülerine silkelenip 90’lı yılların ideolojik normlarına dönmesini ve önümüzdeki sürecin mücadele hattını tebliğ etmiş olmasıdır. Halk; nasıl bir mücadele hattı izlenmesi gerektiğini, hangi ittifakların kurulacağını ve direnişin renginin ne olacağını görkemli duruşuyla belirlemiştir. Siyaset kurumunun görevi, bu devasa enerjiyi bürokratik koridorlarda eritmek değil; halkın çizdiği bu radikal hatta göre kendini yeniden yapılandırmaktır.
Sonuç olarak, hak ve hakikat kapsamında ideolojik kokan 2026 Newrozu, Kürt halkının sadece küllerinden doğuşunun değil; kendi iktidarını ve iradesini dünyaya ilan edişinin adıdır. Bu ruhu doğru okumayan öncülerin başarılı olması mümkün değildir. Başarısızlığın faturası sadece öncüye değil, bir halkın yıllarının yeniden kaybolmasına sebep olur ve büyük bir vebal teşkil eder. Bu nedenle bu ruhu doğru kavrayalım; doğru mücadele yolunu, yöntemini ve diplomasisini yaratalım. Bu bilinç bizi özgürlüğe götürür; aksi takdirde yıllarımızı kaybetmemiz kaçınılmazdır.









