- Bilindiği üzere petrol ülkesi değiliz. İthalatçıyız. Mazotun yurtiçi dağıtımı ve yurt dışından temini ve nakliyesi için yoğun enerji harcandığı bir gerçek. Bir de üretim sürecinde, hasatta ve ürünün pazara taşınmasında yoğun mazot sarfiyatı yapılmaktadır
- Türkiye’nin tarımının fotoğrafı yoğun enerji kullanımına dayalı endüstriyel tarımdır. Uygulanan bu endüstriyel tarım modelinde üretim gidilerinde ithalata bağımlıyız. Dolayısıyla halk olarak yoğun enerji kullanımına ve pervasız bir sömürüye tabiyiz
- Dünya petrolünün beşte biri, gübre hammaddesinin üçte birinin bulunduğu enerji geçiş hattı, savaş nedeniyle şu an kuşatma altında. Bu durum Türkiye tarımsal üretiminin maliyetini yukarı çekerken, gıda fiyatlarının daha da yükselmesine neden olmaktadır
Abdullah Aysu
Türkiye tarımı içerde yanlış politikalar, dışarıda ise süren savaş nedeniyle çapraz ateş altında. Tüketiciler de sağlıklı ve fahiş fiyatlı gıdaya erişimden muzdarip.
Neden?
Çünkü Türkiye’nin tarım sorunu sistem ile ilgili ve sorunların kökleri derinde. Bunun için tarım politikalarının film makarasını biraz geriye doğru sarıp, kısa bir göz attıktan sonra, günümüz üretim politikalarındaki iç ve dış dinamikli savaşına gelelim isterseniz.
Evet. Türkiye, Kurtuluş Savaşı sonrasında mekanizasyona verdiği destek ile endüstriyel tarım idmanlarına başladı.
1950’li yıllarda endüstriyel tarıma iç ve dış dinamiklerin telkinleriyle direksiyon kırdı.
1960’lı yıllarda endüstriyel tarımda gaz pedalına biraz daha sert bastı. Hızlandı.
1970’li yıllarda endüstriyel tarımda gazı daha da yükseltti.
1980’li yıllarla birlikte endüstriyel tarım kontrolünü IMF ve Dünya Bankası’na devretti. Onlar da şirketlere…
2000’li yıllarda hükümetlerin yaptığı yasal düzenlemeler ile tarım ve gıda kontrolü küresel tarım, gıda ve ecza şirketlerine geçti.
Ancak söz konusu olan, endüstriyel tarım modeli, tohumundan gübresine, mazotundan yemine kadar yoğun enerji gerektirir.
Tohum
Tarımda bitkisel üretim tohum ile başlar, tohum ile biter. Bitkisel üretimde iki çeşit tohum kullanılmaktadır.
- Çiftçi tohumu
- Şirket tohumu.
- Çiftçi tohumu, tarlada veya bahçelerde yetiştirilen üründen doğrudan seçilerek ayrılan tohumdur. Dışarıdan satın alınmaz. Üretilen ürünün en iyi ve sağlıklı olanından ayrılır. Gelecek-gelen sezonda çiftçi ayırdığı kendi tohumuyla üretime devam eder. Tohumları şirket tohumlarında olduğu gibi paketleme, çuvallama ve üretildiği yerden bayiye, oradan çiftçiye nakledilmesi gerekmez. Çiftçi ürettiği ürününden ayırdığı tohumu evinden-ambarından bahçeye veya tarlaya doğrudan götürür ve eker. Enerji kullanımı sıfıra yakın düzeydedir.
- Şirket tohumu, şirketlerin hibrit haline dönüştürdüğü tohumlardır. Bunlar tohumluk amaçlı ayrı yetiştirilir, paketlenir veya duruma göre çuvallanır. Şirket ambalajladığı bu tohumları satacak olan bayiye gönderir. Oradan satın alacak çiftçi gelip üretim yapacağı alana taşır. Dolayısıyla üretme, paketleme, çuvallama, depolama ve şehirler veya uluslararası nakledilmeler gereği çokça enerji kullanılır. Ayrıca şirket tohumları bir yıllık kullanılabilir. İlk yıl verim oranı yüksek olur. Şirketlerin hibrit tohumları üretilen üründen tohumluk ayrılacak olursa verimi çok düşük olur. Maliyeti karşılamaz. Bu nedenle her yıl şirketlerden satın almak gerekir. Dolayısıyla tohumluk için her yıl aynı enerjiyi kullanmak gerekir.
Gübre
Bitkisel üretimde gübre kullanımı verimliliği etkiler. Gereklidir. Bitkisel ürün üretiminde iki çeşit gübre kullanılır.
- Doğal gübreler,
- Kimyasal-sentetik gübreler
- Doğal gübreleri çiftçiler, yetiştirdikleri büyük-küçükbaş ve kanatlı hayvanlarından karşılarlar. Ayrıca kendi olanaklarıyla yaptıkları kompost, yeşil gübre ve münavebede baklagil kullanarak elde eder. Gübre ihtiyaçlarını dışarıdan değil işletme bünyesinden sağlarlar. Doğal gübreleri saçmak için 2-3 yılda bir kez araziye giderler. Sadece o gidişte enerji sarfiyatları olur. Bu yöntemle çiftçiler minimum enerji ile gübrelerini sağlarken topraklarını da sağlıklı beslemiş olurlar.
- Kimyasal gübre kullanımını hibrit tohumlar gerekli kılar. Fakat hibrit tohumlar pahalıdır. Çiftçiler bu pahalı tohumdan doğal olarak yüksek verim elde etmeyi amaçlarlar. Bu nedenle kimyasal gübre kullanılmazsa verim düşük olur, çiftçi maliyetini karşılayamaz.
Kimyasal gübre şirketler tarafından üretilmektedir. Çiftçiler kimyasal gübreyi şirketlerden para karşılığı satın alırlar. Sentetik gübrelerin elde edilmesi ve kullanılması sürecinde de yoğun enerji kullanılır.
Şöyle ki;
Kömür ya da doğal gazla azot ve hidrojen ısıtılarak amonyum sülfat gübresi elde edilir. Yalnız hemen belirtelim ki, bir kilogram azotlu gübre elde etmek için iki litre fosil yakıt kullanmak gerekir.
Azotlu gübrelerle ilgili bir başka önemli sorun da şudur: Tarım alanlarında kullanılan azotlu gübrelerin tamamını bitkiler alamaz. Geride kalan gübreler toprak canlılarını öldürür. Canlıların olmadığı topraklar, bitki için besin üretemez. Su tutma kabiliyeti azalır/kaybolur. Toprak organik madde bakımından yoksullaşır. Bu nedenle hibrit tohumdan beklenen fazla verimi alabilmek için her yıl azalan organik madde oranında toprağa daha çok kimyasal gübre saçmak gerekir.
Çok kimyasal gübre kullanmak verimi artırır, fakat fazlası bitkiyi yakar, toprağın vasfını bozar. Toprağın vasfı bozulduğu oranda kimyasal gübre kullanma ihtiyacı artar.

Kaynak: Tarım ve Orman Bakanlığı, 2023
Çizelgedeki verilerde de görüldüğü üzere, Türkiye tarım toprakları kimyasal gübrelere, çiftçiler de yapay gübreleri üreten şirketlere, eroinman misali bağımlı hâle gelmiş durumdadır.
Türkiye’nin 2023 yılında yaptığı gübre ithalatı 2010 yılına göre %52,1 oranında artarak 3,428 milyon tondan 5,2 milyon tona, 2025 yılında 6 milyon tona ulaşmıştır.
Bu durumda 2010 yılından bu yana gübre kullanımında artan miktar oranında tarım topraklarımızın bozulduğunu var sayabiliriz.
Türkiye sentetik gübre ihtiyacını karşılamak için pek çok ülkeden ithalat yapmaktadır.

Çizelgede de görüldüğü gibi kimyasal gübre ihtiyacımızın önemli bölümünü Umman’dan ithal etmekteyiz. Umman da şu an üçüncü paylaşım savaşının göbeğinde yer almaktadır. Savaşın başından bu yana gübre fiyatı %75’in üzerinde arttı, üre gübresi ton maliyeti 34.000 TL’yi aştı.
Kimyasal-sentetik gübre sadece üretim sürecinde değil yurtiçi ve uluslararası nakliyesi ve araziye saçılma dönemlerinde de enerji kullanmayı gerektirir.
Ayrıca kimyasal gübrenin her çeşidi ayrı zamanlarda kullanılır. Bu nedenle, üretim alanına saçılması için yılda birden fazla araziye gidilir. Her gidişte enerji sarf edilir.
Mekanizasyon- Mazot
Türkiye tarımsal üretim sürecinde (toprak işleme-tohum ekiminde- kimyasal ilaç kullanımında- sulama motorlarında-) yaklaşık 3-3,5 milyar litre mazot kullanmaktadır. Petrol fiyatları, Ön Asya’daki çatışmanın başlamasından bu yana, yaklaşık %40 oranında artış gösterdi.
Bilindiği üzere petrol ülkesi değiliz. İthalatçıyız. Mazotun yurtiçi dağıtımı ve yurt dışından temini ve nakliyesi için yoğun enerji harcandığı bir gerçek. Bir de üretim sürecinde, hasatta ve ürünün pazara taşınmasında yoğun mazot sarfiyatı yapılmaktadır.
Yem
Meralar, bedava ve enerji harcamadan hayvanların doğrudan doğal biçimde beslendikleri alanlardır.
1950’lerde başlayan meraları gözden çıkarma, amaç dışı kullanıma açma politikaları 1980’lerde iyiden iyiye hız kazandı. Mera varlığı bu politikalar sonucu çok azaldı.
Dönemlere göre mera varlığı şöyle bir seyir izledi:
- 1928’de 46 milyon hektar,
- 1950’de 37,8 milyon hektar,
- 1960’da 28,6 milyon hektara,
- 1980’de 21,1 milyon hektara geriledi.
Şimdilerde 10 milyon hektarın altına inmiş durumda.
Verilerden de anlaşılacağı gibi mera politikalarındaki bu hoyratlık, bedava yem alanlarının azalmasına neden oldu. Doğal hayvan yetiştiriciliği yerini kapalı alan hayvancılığına (endüstriyel hayvancılığa) terk etti. İçeri kapatılan hayvan oranında, dışarıdan yem sağlamak gerekti.
Türkiye karma yem sanayisinin 2024 yılı üretimi 29,4 milyon ton olarak gerçekleşmişti. 2025 yılı itibarı ile karma yem üretimi 30,6 milyon tona ulaştı. 24 yılda karma yem miktarı yaklaşık 6 kat arttı. Artış oranında mera-doğal hayvancılıktan uzaklaşıldı.

Türkiye karma yem üretiminde Avrupa birincisi. Yem hammaddelerinin yüzde 50’den fazlasını ithalatla karşılamaktadır. Mera kaybı ve karma yem üretimindeki artış oranında ithalatımız artmaktadır.
Yem hammadde ithalatının nakliyesi ve üretimi-imalatı sürecinde de çok fazla enerji sarf edilmektedir.
Türkiye’nin tarımının fotoğrafı yoğun enerji kullanımına dayalı endüstriyel tarımdır. Uygulanan bu endüstriyel tarım modelinde üretim gidilerinde ithalata bağımlıyız. Dolayısıyla halk olarak yoğun enerji kullanımına ve pervasız bir sömürüye tabiyiz.
Yoğun enerji kullanımına dayalı bu tarz tarımsal üretim sisteminde elde edilen ürünlerin sağlıksızlığı, küresel iklim krizi ile fiyatların sürekli yükselmesine neden olması bilinebilen gerçekler. Bu konulara hiç girmeye hacet yok. Bizim bu tarım politikaları ile yaşadığımız savaş zaten zor bir savaş. Uyguladığımız tarım politikaları nedeniyle Ön Asya’daki savaşta her füze düştüğü yeri yakarken, mutfaklarımızı da yangın yerine çeviriyor.
Son sözler
Türkiye tarımında uygulanan yanlış politikalar nedeniyle zaten çiftçiler ayakta kalma savaşı veriyor. Ön Asya’da süren savaş ise enerji kontrolünü ele geçirme nedenli. Türkiye tarımsal üretim sistemi ise yoğun enerjiye (d)uyarlı. Bu nedenle dünyadaki enerji kaynakları üzerindeki ufak bir çatışma Türkiye tarımını üşütmekle bırakmıyor, zatürre ediyor. Maazallah savaşın uzaması ve yayılması, Türkiye tarımını entübe edebilir (mi?).
Başka bir deyişle, atılan her füze, yapılan her bombardıman Türkiyeli çiftçilerin tarlasına ve halkın mutfağına doğrudan düşüyormuş gibi değerlendirmeliyiz/düşünmeliyiz.
Dünya petrolünün beşte biri, gübre hammaddesinin üçte birinin bulunduğu enerji geçiş hattı, savaş nedeniyle şu an kuşatma altında. Bu durum Türkiye tarımsal üretiminin maliyetini yukarı çekerken, gıda fiyatlarının daha da yükselmesine neden olmaktadır.
Gerçekler böyle iken, yoğun enerjiye dayalı tarım politikalarında ısrara devam edilecek mi, yoksa mevcut tarım sistemine, ne getirir ne götürür üzerinden neşter vurulacak mı? Vurulacaksa ne zaman? Vurulmayacaksa neden?









