Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde “Kürtlerin hukuk içine alınması” siyasal bir talep olarak üç temel durumun ortaya çıkmasına neden oldu. Biri anlamaya, diğeri devletin kaygısına, sonuncusu toplumsal kuruluş kodları ve imtiyazlarının korkusuna dayanan üç durumla karşı karşıyayız.
Bu durumları ele alarak “Kürtlerin hukuku tanınmalı” cümlesinin kapsamını ve karakterini belirgin hale getirmek sürecin ve nihai barışın anlaşılmasına katkı sunabilir. “Kürtlerin hukuku tanınmalı”, “Kürtler hukuk içine alınmalı”, “Hukuk Kürtleri dışlamayı bir yana bırakmalı” gibi cümlelere eşlik eden soru, kaygı ve korkular sürecin önündeki psikolojik bariyerlere işaret ediyor olabilir.
“Kürtlerin hukuk içine alınması” siyasal talebinin ortaya çıkardığı ilk durum bir sorudur: “Bu, ne demektir ve nasıl olacak?” Bu sorulara yeterli cevap verilmediği takdirde ikinci durum ortaya çıkmaktadır. İkinci durum, devletçi aklın klasik anti-Kürt politikalarının neden olduğu kaygıların yeniden canlanmasıdır. Üçüncü durum ise toplumsallığın kuruluşu ve toplumsal psikoloji ekseninde, arka planında sosyo-ekonomik ve sosyo-politik gerekçeler bulunan bir durumdur: Eşitlenme Korkusu.
“Kürtlerin hukuk içine alınması”, hukuk kavramının teknik-dar anlamda yorumlanması demek değildir. Dar anlamda hukuk, pozitivist tüm etkilerini taşıyan biçimde, kanun ve içtihatlardan oluşan, yazıldığı anda -çoğunlukla Kıta Avrupası geleneği olarak yazılı hukuk- sonuç doğuran, dolayısıyla yasa olarak kesinlik derecesinde ele alınan bir fenomen olarak düşünülüyor. Oysa hukuk sadece teknik-dar anlamda ele alınamaz. Misal vatandaşlığı tanımlayan Anayasa’nın 66’ncı maddesinde “Türk’ün yanına Kürt’ü ekle” gibi bir siyasal talep veya yasalarda “Türk” geçen yerlere “Kürt’ü ekle” olarak koymak değildir. Vatandaşlığı etno-merkezcilikten kurtarmaktır, yeni bir hukuk yaratmak. Hukuk, geniş anlamda hukuk-politik anlamda ele alınırsa “Kürtlerin hukukunu tanımak” anlamını bulabilir. Hukuk sadece teknik-dar ilişki formlarını değil, onlardan önce siyasal varlıkların kendi aralarındaki mesafeyi, tanınmayı ve karşılıklı birlikte yaşam iradesinin karakterini ortaya koyar. Geniş anlamda hukukun temel özelliklerinden biri salt yasa tekniği içerisinde değil; daha çok siyasal, iktisadi, eğitim gibi birçok alanda egemenle direnen arasındaki ilişki-çelişki diyalektiğine yaslanmış sonuçlar üretmesidir. Ayrıca birinin hukukunu tanımak büyük oranda de facto olarak politik psikoloji ve politik gerçekliğin konusudur. Dolayısıyla Kürtlerin hukuk içine alınması “birlikte nasıl yaşayacağız” sorusuna verilecek cevapla anlamlı olur.
İkinci durum, sonuç olarak kaygı üretir. Daha çok güvenlik esaslı düşünen devletçi aklın “Kürtlerin hukuku tanınmalı” cümlesinden “Kürtler egemenlik payı istiyor” gibi ulus-devletçi paradigma üzerinden siyasal süreci yorumlamasından ortaya çıkıyor. Devletçi akıl, Kürt ve hukuk kavramlarını yan yana duyunca “bölünme paranoyası” harekete geçiyor. Çünkü bu akıl, hukuku bir egemenlik kipi olarak kavrıyor. Bu, modern devlet teorisinin doğuşundan beri gelen bir anlam yükleme ve kavramı tarihte sabitleyerek dogmatikleşmenin kaçınılmazlığını ortaya koyuyor. Dogmatikleşmeden kurtulamadıkça “Kürtlerin hukuk içine alınması” siyasal talebini “birlikte nasıl yaşayacağız” sorusuna cevap üzerinden değil, siyasal psikolojisinin tetiklediği histeri üzerinden kavrıyor.
Üçüncü durum, toplumsal kuruluşun hiyerarşik, etnik-ayrımcı, imtiyaz esaslı kodlarının eşitlik tehdidi altında olmasıyla oluşuyor. Türk üstünlükçü toplumsal, siyasal, iktisadi kurgunun eşitlik temelinde yeniden ele alınması Kürtlerin hukuktan dışlanmaması demektir. Kürtler hukuktan dışlanmadıkça eşit şartlarda var olma imkanına kavuşacak; bu da imtiyazlı toplumsal kuruluşu çözülüşe götürecektir.
“Kürtlerin hukukunu tanıma” siyasal talebi 86 milyonun hukukunun demokratik düzende tanınmasıdır. Herkes için birlikte, eşit var olma; bunu siyaset hakkı ile hukuki ve demokratik güvence ile çerçeveleme imkânıdır. Dolayısıyla histeriye dayalı kaygılara veya psiko-politik çıkarımlara zemin üretmez. İddia edilenin aksine Kürtlerin hukukunun tanınması, ortak yaşamın en güçlü güvencesi olacaktır.
“Kürtlerin hukukunu tanıma” siyasal talep itibariyle demokratik ve meşrudur. Psiko-politik tedirginlikler ve kaygılar için bir zemin oluşturmaz. Ama eşitlenme korkusu için gerçek bir siyasal taleptir. Dolayısıyla Kürtlerin hukukunu tanıma Türkiye’yi etno-merkezcilikten kurtarma çabasıdır. Demokratik bütünleşmeyi sağlama ve eşitliği tesis etme politikasıdır.









