Dünyanın Sokakları’nı yeniden, bu köşede yazmaya başladım.
Bolivya halkı yeniden sokaklara barikatlar kurmaya başladı. Gerçi sokaklara barikat kurmaktan pek vazgeçmiş de sayılmazlardı. Güzel bir demokrasi anlayışları var; şenlikli ve kısa kesilmiş dinamit lokumlarıyla tamamlanan…
Böyle olunca demokrasi sandığın içine sıkışmıyor.
Hepsinin cebinde “örgüt” kartları vardır. Birden fazla. Madenciyse mesela sendikalıdır. Yerliyse bir “Indian” hareketinden; Keçuva, Aymara, Guarani ya da başka bir yerli örgütlenmesindendir. Mutlaka bir mahalle komitesindedir de. O sendika COB’a, yani Central Obrera Boliviana’ya bağlıdır; yerli hareketi mesela Bartolina Sisa’lara, Tupac Katari geleneğine yaslanır. Mahalle komiteleri de El Alto halk konseylerini meydana getirir.
Yani hani bizim yakından bildiğimiz gibi sadece dört ya da beş yılda bir oy kullanıp, akşam eve dönüp kimin kazanacağını televizyonda seyretmezler. Sonra gelen beş yılı da televizyon seyrederek geçirmeye ve buna demokrasi demeye uzun zamandır vazgeçmişlerdir.
Ne ülke!
Dünyada kapitalizmin ilk sermaye birikiminde büyük payı var. Bolivya’dan çalınanlarla, özellikle gümüşle, kapitalizm ilk sermayesini doğrulttu. Pardon; ölüm ve kanla. Öyle bir çalmışlardı ki, dağları taşıdılar. Koca koca dağlar istilacıların doymak bilmez karınlarını doyuramadı. Yedikçe büyüdü karınlar. Ve hep böyle devam etti bu.
Hatta bir ara barut yapımında kullanıldığı için güherçile uğruna Şili ile savaş çıkardılar. 1879’da başlayan savaşta yalnızca onu değil, bir de ülkenin deniz kıyılarını aldılar. “Güherçile nedir?” derseniz; daha çok güvercin dışkısı, guano, nitratlı toprak…
Savaşta ölenler güherçile yoluna gitti yani…
Sonra gümüş, altın, kalay için de cinayetler, askeri darbeler ve katliamlar yapıldı. Evo Morales iktidara gelene kadar her yıla neredeyse ortalama iki darbe düşüyordu mesela. Che Guevara da bu dağlarda öldürüldü.
Sonra hidrokarbon, yani doğal gaz bulundu yine Bolivya’da. Bu sefer halk sokaklara barikatlar kurarak bunun peşkeş çekilmesini engelledi.
Bitmedi, sürüyor hâlâ macera!
Şimdi de dünyanın en büyük lityum kaynaklarından birine sahip olduğu anlaşıldı. Bir önceki hükümetlerden Luis Arce hükümeti, Çin ve Rusya ile yaklaşık iki milyar dolarlık anlaşmalar yaptı. Şu anki Rodrigo Paz hükümeti ise “yabancı yatırımcıları” daha da fazla cezbetmek istiyor!
Ancak nedense hâlâ yoksulluk sınırının altında yaşayan halka, bu anlaşmalardan pek bir şey düşmüyor. Onlar da bir kez daha ülkenin karnının deşilmesine karşı “toprağımızı ve suyumuzu bize bırakın” diyorlar.
Tecrübe deniyor sanırım buna.
Ve bugünlerde yine sokaklara düşüp, ellerinde kısa kesilmiş dinamit lokumları ve ceplerinde üç beş örgüt kartıyla, feleğin tekerine çomak sokmanın peşindeler.
Bolivya halkı barikat kurmaya devam ediyor hâlâ…
Dünyanın Sokakları’na hoş geldiniz…









