Emperyalizmin ve Siyonizmin İran’a karşı başlattığı savaş, ateşkes ve İslamabad müzakerelerinden sonra yeni bir evreye girdi. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapatılması savaşın seyrini etkiledi. Aslında ateşkes, savaşın bitmesinden öte savaşta yeni bir aşamayı ifade ediyor. İran’ın hızlı çözülüp, rejimin hızla yıkılması üzerinden belirlenen stratejinin çökmesi Trump yönetimini ülke içinde ve uluslararası boyutta zor durumda bıraktı. Öte yandan ABD ve İsrail arasında stratejik tercih ve yönelim farklılıklarını ortaya çıkardı. İran’ın ağır darbeler almasına, yönetici elitinin büyük kısmının öldürülmesine rağmen askeri direnci ve yürüttüğü savunma taktiği ezber bozucu sonuçlar yarattı. Rejim ülke içinde ciddi bir muhalefetin varlığına ve savaşın yıkıcı sonuçlarına rağmen hegemonyasını koruyabildi. Yaşadığı sorunlara yanıtlar üretebildi ve kurumsal varlığını sürdürüyor. Olası açık işgale hazırlıklı olduğunu gösteren mozaik konsepti gibi adımlar attı. Ayrıca savaşı uzun süreye yayma, ekonomik olarak bölgesel ve küresel krizi derinleştirme ve çelişkileri artırma taktikleri izledi. Askeri ve teknik kapasitesini korudu. Bu noktada Rusya ve Çin’den lojistik, askeri ve istihbarati destek aldığı bilinen bir gerçektir. Ayrıca Pakistan’ın benzer destekleri yaptığı söylenebilir. En başta Pakistan İran’a diplomatik manevra kabiliyeti sağladı. İslamabad görüşmeleri başlıbaşına tarihsel boyutlara sahip İran diplomasisinin performansını göstermektedir.
Hürmüz’ün stratejik önemi
Hürmüz Boğazı en başta dünya petrol tüketimin ve sıvılaştırılmış doğal gazın yüzde 20’sinin geçtiği bir enerji koridorudur. Ayrıca gübre gibi tarımsal girdilerin yanında petro kimya, helyum gibi kritik sektörlerin transferleri ciddi oranda bu noktadan yapılıyor. Boğaz jeopolitik ve jeoekonomik olarak dünyanın en stratejik bölgelerinden biridir. Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılması savaşın en vurucu hamlelerden biri olarak değerlendirilebilir. Hatta savaşın seyrini etkileyecek potansiyel taşıyor desek abartılı bir tanım olmaz. Çünkü Hürmüz Boğazı sadece bir enerji transfer alanı değil, aynı zamanda küresel rekabetin ve etki alanı kurma savaşlarının kesiştiği bir coğrafyadır.
Ayrıca bölgede başta Suudi Arabistan, Irak ve BAE petrol ihracatının büyük bölümünü bu koridoru kullanarak yapıyor. Küresel düzeyde sıvılaştırılmış doğal gazın çok büyük bir kısmını Katar üretiyor ve Katar’da transfer için bu yolu kullanıyor. Özellikle boğazdan geçen petrolün yüzde 80’ni başta Çin, Hindistan, Japonya, Güney Kore olmak üzere Asya ülkelerine gidiyor.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının direkt sonuçlarından biri petrolün varil fiyatlarında hızlı ve kontrolsüz yükseliş oldu. Enerji şokunun açığa çıkmasına yol açtı. Kapatılma süresinin uzaması ve savaşın yeni seyri şokun krize dönüşmesine ve krizin şiddetlenmesine yol açacaktır. Enerji krizleri çoklu krizleri tetikleyen bir içeriğe sahiptir. En başta gıda krizini tetikler. Bazı yorumlara göre son elli yılda yaşanan 1973, 1979 ve 2022’deki enerji krizlerinin toplamından daha yıkıcı bir krizin önü açıldı.
Dünya ekonomisi resesyona giriyor
Savaş öncesi, 2025 yılı sonu, tahminlerine göre finans kapitalin en önemli kurumları dünya ekonomisi için resesyon sınırı tespiti yapıyordu. Dünya Bankası 2025 yılı küresel ekonomik büyüme hızını yüzde 2,3 olarak tahmin etti ve 2026- 27 yılları için ortalama yüzde 2,5 olarak verdi. IMF küresel ekonomik büyümeyi 2025 yılı için 3,2 verirken, 2026’da büyümenin 3,1’e gerileyeceğini açıklamıştı. Savaş koşulları bu tahminlerin revizyonuna neden oldu. Savaşın uzaması ve Hürmüz Boğazı’nın kapalı tutulması dünya ekonomisinin şiddetli bir resesyona ya da derin durgunluğa girmesine yol açacak (makro iktisatta küresel büyüme hızının yüzde 2 ile 2,5’in altına düştüğü durumlarda bu tanım yapılır). Ayrıca enflasyonun yükselmesi de kaçınılmaz. Bunun anlamı küresel stagflasyondur. IMF başkanı K. Georgieva benzer yorumlar yaparak, enerji şoku üzerinde durdu. Özellikle kırılgan ekonomilerin bu süreçten ciddi etkileneceğini vurguladı. Asimetrik bir dinamikle merkez ülkelerde senkronize durgunluk, çevre ülkelerde ise döviz ve borç krizi olasılıkları artırıyor. Ayrıca üretim ve gıda zincirinde kırılmalara yol açan çok vektörlü gelişmeler yaşanabilir.
Türkiye’nin enerji ithalatçısı bir ülke olması ekonomik riskleri çoğaltıyor. Sorunların hızla gıda fiyatlarına yansıması kaçınılmazdır. Küresel şoklardan dolayı sermaye çıkışlarının olması döviz şoklarını hatta krizlerini yaratabilir. Finansal şoklar, enflasyonun yükselmesi, büyümede durma ve hayat pahalılığı ve bölüşüm krizinin derinleşmesi ilk akla gelenlerdir. Zincirleme şoklar olasılık dahilindedir.
Savaşın yeni ve daha yıkıcı bir evreye girmesi, Hürmüz Boğazı krizinin sürmesi küresel ekonomide ardışık reaksiyonlara yol açabilir. Özellikle savaşın tarafı olan ABD’nin savaşın yüksek maliyeti, rezerv para kaynağı olarak doların aşınması, yapay zekanın finansal piyasalarda olası şok büyütücü etkisi karşısında ekonomik kırılganlığı artıyor. Bu gelişmeler kapitalist krizin farklı bir faza geçmesini gösteriyor. Kriz enerji ve gıda kriziyle birlikte daha da şiddetlenebilir. İran savaşında ihmal edilen tartışmalardan biri de yarattığı yüksek ekolojik yıkımdır. Bu yıkımın çok boyutlu etkileri yakın dönemde daha fazla hissedilecektir. Savaş koşulları ve uluslararası düzeyde halihazırda devam eden 20 bölgesel savaşın küresel doğu ve güneyden, küresel batı ve kuzeye göç krizlerine/dalgalarına yol açması da kaçınılmazdır. İran savaşı küresel katastrofa giden bütün yolların kapılarını açıyor.









