• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
19 Nisan 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Ekoloji

Şemrex’de ekosoykırımın adı: Cengiz Holding’in Eti Bakır’ı

19 Nisan 2026 Pazar - 00:00
Kategori: Ekoloji, Manşet

Mazıdağı’nda işleyen düzen, devlet-sermaye ortaklığının en çıplak biçimde ortaya çıktığı örneklerden biri. Cengiz Holding’e verilen sınırsız destekler bu çıplaklığı gözler önüne seriyor

Agit Özdemir

Şemrex (Mazıdağı), Mardin’e bağlı, halkının yüzyıllardır tarım ve hayvancılıkla geçindiği bir ilçe. Dicle Havzası’nın kollarından beslenen yeraltı suları, meşe ormanlarıyla kaplı yamaçları ve Kuzey Mezopotamya’nın tarım kültürü bu toprakları binlerce yıl boyunca yaşanabilir kıldı. Ancak bugün Şemrex, Türkiye’nin en ağır endüstriyel tahribatlarından birine sahne oluyor. Bu tahribatın adı: Eti Bakır A.Ş. Mazıdağı İşletmesi. Bölgedeki fosfat yatakları 1950’li yıllarda MTA tarafından tespit edilmişti. 1988’de faaliyete geçen tesis, 1994’te “güvenlik” gerekçesiyle kapatıldı. 2011 yılında özelleştirme yoluyla Cengiz Holding bünyesine devredilen tesis bölgenin en büyük endüstriyel kompleksine dönüştürüldü. Eti Bakır bu tesisi devraldığından bu yana bölgede yarattığı tahribat kesintisiz biçimde sürdü.

İlçenin yok edilme düzeni

Açık ocak madenciliği tarım arazilerini ve meraları geri dönüşümsüz biçimde tahrip etti; radyoaktif elementler ve ağır metaller toprak kirliliğine, endüstriyel emisyonlar kronik hava kirliliğine yol açtı. Bölge halkı tarımsal verimin çöktüğünü, hayvancılığın bittiğini, üzüm bağlarının kuruduğunu ifade ediyor. Köyler tesisin doğrudan etkisi altında: dinamit patlatmaları evlerde hasara yol açıyor, toz bulutları günlük yaşamı felç ediyor, hayvanlar iş makineleri arasında otlamak zorunda kalıyor. Şimdi bu devasa komplekse üç yeni tesis daha eklenmek isteniyor: Yüksek Saflıkta Kobalt Tuzları Üretim Tesisi, Çinko Sülfat Mono Hidrat Üretim Tesisi ve Oksijen Üretim Tesisi. Proje bedeli 450 milyon TL. Karşılığında vadeliden istihdam ise 38 kişi. Mardin Ekoloji Derneği, bu üç tesis için hazırlanan ÇED başvuru dosyasını satır satır inceleyerek raporlaştırdı. Ortaya çıkan tablo bir çevre sorununun çok ötesinde: Şemrex’de işleyen düzen, bir ilçenin bütünüyle yok edilmesinin düzeni.

Yeraltı suyu yüzde 60 düştü

DSİ’nin ölçümlerine göre bölgedeki yeraltı su seviyesi beş yıl içinde yüzde 60 oranında düşmüş. Bu veri, sorunun kaynağının açıkça endüstriyel pompaj olduğunu kanıtlıyor. Planlanan üç yeni tesisin su ihtiyacı saatte 356 ton, günlük yaklaşık 8.544 ton. Türkiye’nin en kurak bölgelerinden birinde, su tablasını zaten yüzde 60 oranında çökertmiş bir komplekse bu ölçekte ek su tüketimi dayatmak, bölgenin su güvenliğini geri dönüşü olmayacak biçimde yıkacaktır. Bölge halkı içme ve tarımsal sulama suyunu büyük ölçüde yeraltı su varlıklarından karşılıyor. ÇED raporundaki teknik veriler, tesisin ürettiği atık suların gerçek kirlilik düzeyini gözler önüne seriyor. Sülfat konsantrasyonu yasal sınırın 16 katını, amonyum azotu 180 katını, nitrat azotu ise 36 katını aşıyor. Kanserojen bir ağır metal olan kadmiyum da sınır değerinin üzerinde tespit edilmiş. Proje alanın kırıklı ve geçirgen zemin yapısı, zehirli suların yeraltı su tablasına sızması için adeta açık bir kapı işlevi görüyor.

10’dan fazla tesis ve kapasite artışı

ÇED süreçlerinin nasıl işletildiği ayrı bir skandal. 2014’ten 2026’ya kadar bölgeye 10’dan fazla tesis veya kapasite artışı onaylandı. Her proje tek başına değerlendirildi, kümülatif etkiler her seferinde görmezden gelindi. ÇED süreci, doğanın ve halkın korunması için tasarlanmış bir mekanizma olmaktan çıkmış, devletin sermayeye alan açtığı, şirketlerin ise bu onay damgasının arkasına sığınarak ekolojik yıkımı resmileştirdiği bürokratik bir prosedüre dönüşmüş durumda. Özel Endüstri Bölgesi ilanının Cumhurbaşkanlığı kararıyla yapılmış olması, gürültü izninden muafiyet tanınması, orman vasıflı arazinin endüstriyel kullanıma açılması ve kritik hesaplamaların sürekli ertelenmesi, karar alma mekanizmalarının halktan ne denli uzaklaştırıldığını gösteriyor.

Devlet-Cengiz ortaklığı

Şemrex’de işleyen düzen, devlet-sermaye ortaklığının en çıplak biçimde ortaya çıktığı örneklerden biri. Cumhurbaşkanlığı kararıyla Özel Endüstri Bölgesi ilan ediliyor, acele kamulaştırma kararları alınıyor, ÇED süreçlerinde muafiyetler tanınıyor ve güvenlik güçleri maden sahalarının korunması için seferber ediliyor. Bu ortaklığın boyutlarını gösteren çarpıcı bir örnek daha var: Cengiz Holding’in tesisine hammadde taşımak amacıyla TCDD tarafından ihaleye çıkarılan Diyarbakır-Mazıdağı demiryolu hattı, en düşük teklifin 109 milyon TL üzerinde bir bedelle yine Cengiz İnşaat’a verildi. Üstelik tesisin tamamı için Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle gümrük vergisi muafiyeti, sıfır kurumlar vergisi, 10 yıl sigorta primi desteği ve 250 milyon TL faiz desteği sağlandı. Devlet hem altyapıyı inşa ediyor, hem vergi muafiyetlerini sunuyor, hem de itiraz eden işçiyi ve köylüyü susturuyor.

Kronik işsizlik ve yoksulluk sarmalı

Bölge halkı bu projenin hem mağduru hem de ucuz iş gücü olarak kullanılan tarafı. Onlarca yıldır süren savaş, köy boşaltmaları ve güvenlik politikaları bölgedeki tarımsal üretimi ve ekonomik yaşamı bitirme noktasına getirdi. 1990’lardan bu yana binlerce köyün boşaltılması, meraların ve tarım arazilerinin tahrip edilmesi, bir bütün olarak bölgeyi kronik bir işsizlik ve yoksulluk sarmalına sürükledi. Geçim kaynakları yok edilen, göçe zorlanan ve yıllarca işsizlikle boğuşan köylüler, şimdi kendi topraklarını tahrip eden tesislerde asgari ücretle çalışmak zorunda bırakılıyor. Savaşın yarattığı ekonomik çöküş, insanları bu fabrikaya bağımlı kılıyor ve başka seçeneği olmayan emekçiler için bu tesis, emeğin acımasızca sömürüldüğü bir zorunluluğa dönüşüyor.

Yaşanan tam bir kısır döngü

İşçi hakları, su hakkı, yaşam hakkı ve doğanın hakları burada birbirinden ayrılmaz biçimde iç içe geçiyor. Suyu tüketilen köylü toprağını işleyemiyor, toprağını işleyemeyen köylü geçim kaynağını yitiriyor, geçim kaynağını yitiren köylü aynı suyu tüketen fabrikada ucuz iş gücü olmaya zorlanıyor, fabrikada hak arayan işçi ise kapı önüne konuyor. Bu kısır döngü, tek bir projenin su hakkını, emek hakkını, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını ve doğanın hakkını aynı anda nasıl tahrip ettiğini gözler önüne seriyor. Bölge halkının itirazları da sistematik biçimde bastırılıyor. Köyler 2011’den itibaren boşaltılma tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Köylüler yıllardır bu tahribata karşı direniyor: hukuki mücadele verdiler, iş makinelerinin önünü keserek çalışmayı durdurdular. Mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi, ancak şirket bu karara rağmen faaliyetlerini sürdürdü. Maden faaliyetlerine karşı çıkan köylülerin itirazları kriminalize ediliyor, bilgi edinme başvuruları “özel güvenlik bölgesi” gerekçesiyle reddediliyor.

Doğa, kültür, insan birlikte yok ediliyor

30.000 hektarlık maden ruhsat alanı, Şemrex’in toplam yüzölçümünün üçte birinden fazlasına karşılık geliyor ve bu alan içinde 20’den fazla yerleşim yeri bulunuyor. Ruhsat alanının küçük bir bölümünde sürdürülen faaliyetler bile yeraltı sularının çökmesine, yasal sınırların yüzlerce katı kirliliğe ve köylerin boşaltılmasına yol açmışken, ruhsat alanının tamamının işletilmesi bir bölgenin var oluşunu sona erdirecektir. Şemrex’de yaşananlar tek başına bir şirketin faaliyetleri olarak okunamaz. Şırnak’ta yapılan ağaç kesimleri, Gabar Dağı’ndaki petrol arama çalışmaları, Hakkâri’deki çinko madenleri, Diyarbakır’daki petrol kuyuları, Silvan Barajı projesi, Varto’daki JES projeleri… Bütün bunlar aynı zincirin halkaları. Kürdistan coğrafyasında işleyen ekosoykırım düzeni, Şemrex’de de aynı mantıkla çalışıyor: doğa, kültür ve insan birlikte yok edilmeye çalışılıyor. “Kalkınma”, “istihdam” ve “yenilenebilir enerji” söylemleri, bu talanın meşrulaştırma araçları olarak kullanılıyor.

Ekokırım ve toplumkırım aynı süreç

Şemrex mücadelesi bir köyün ya da bir ilçenin meselesi olarak ele alınamaz. Bu, Dicle Havzası’nın, bölgenin ve gelecek nesillerin mücadelesidir. Bu nedenle Şemrex, Kürdistan’daki ekoloji mücadelesinin temel gündemlerinden biri olmalıdır. Yerelden başlayan ama yereli aşan siyasetin, demokratik kitle örgütlerinin, baroların, meslek odalarının ve üniversitelerin ortaklaştığı bir mücadele hattının kurulması gerekiyor. Mardin Ekoloji Derneği’nin raporu, bu ortaklaşmanın temel taleplerini bir kez daha somutlaştırıyor: ÇED sürecinin derhal durdurulması, kümülatif etkilerin bütüncül biçimde değerlendirilmesi, yeraltı su varlıklarının korunması için acil önlemler alınması, orman vasıflı arazide tesis kurulmasına izin verilmemesi ve bölge halkının kapsamlı sağlık taramalarından geçirilmesi. Şemrex’de devam eden ekosoykırım ile toplumkırım aynı sürecin iki yüzüdür. Cengiz Holding’e karşı doğayı koruyan halklar, barışa da sahip çıkmış olacaktır.

‘Ormanlar yakıldı, köyler boşaltıldı’

Bu coğrafya uzun yıllar boyunca savaşın yarattığı ekolojik ve toplumsal yıkımı derinden yaşadı. Ormanlar yakıldı, köyler boşaltıldı, insanlar zorla yerinden edildi. Ancak çatışmasızlık dönemleri de doğanın talanını durdurmadı. 2013-2015 çözüm süreci yıllarında bile ekolojik tahribat hız kesmedi: yüzlerce yeni karakol inşa edildi, güvenlik barajları projelendirildi, Shell kaya gazı, TransAtlantik Petrolium şirketi kaya petrolü sondajlarına başladı, maden ruhsatları ise yaygınlaştırıldı. Bugün barış ve demokratik süreç konuşulurken sahada yaşananlar da tam tersine işaret ediyor. Bombaların yerini iş makinelerinin sesi almış durumda. Ormanlar bu sefer yakılarak tahrip edilmiyor, doğrudan şirketlere tahsis ediliyor. Yaşam alanları ve geçim kaynakları yok edilen köylüler yine göç ediyor. Değişen araç, sonuç aynı: insansızlaştırma, doğanın tahrip edilmesi ve bir halkın kendi topraklarından koparılması.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Yapısal sorunlar ve sözün hükmü

Sonraki Haber

Kalemine sahip çıkmak…

Sonraki Haber

Kalemine sahip çıkmak…

SON HABERLER

Kürtlerin birliği

Yazar: Yeni Yaşam
19 Nisan 2026

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Yeni Yaşam
19 Nisan 2026

Gülistan’sız 6 yıl: Artan kadın kıyımı

Yazar: Yeni Yaşam
19 Nisan 2026

Kalemine sahip çıkmak…

Yazar: Yeni Yaşam
19 Nisan 2026

Şemrex’de ekosoykırımın adı: Cengiz Holding’in Eti Bakır’ı

Yazar: Yeni Yaşam
19 Nisan 2026

Yapısal sorunlar ve sözün hükmü

Yazar: Yeni Yaşam
19 Nisan 2026

Kürt halkı ‘güvensiz’, Türk halkı ‘çaresiz’

Yazar: Yeni Yaşam
19 Nisan 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır