Uzun tutukluluk yıllarının ardından tahliye olan yazar Mehmet Zeki Doğan, ‘Tepetaklak’ romanıyla modern yaşamın insanı doğadan koparan yapısına güçlü bir eleştiri sunuyor
28 yıl süren bir tutukluluk döneminin ardından özgürlüğüne kavuşan Mehmet Zeki Doğan, edebiyatla kurduğu derin bağı “Tepetaklak” adlı romanında güçlü bir anlatıya dönüştürdü. Dersim doğumlu olan ve çocuk yaşta İstanbul’a göç eden Mehmet Zeki Doğan, 1998 yılında girdiği cezaevinden 2024 yılının Ekim ayında tahliye edildi.
Üretmekten vazgeçmedi
Mehmet Zeki Doğan, “Tepetaklak” ile birlikte cezaevinde 5 eser yazdı. Bilgisayar ya da daktilo kullanma imkanının olmadığı koşullarda, tüm eserlerini el yazısıyla ve çoğu zaman birden fazla kopya halinde yazmak zorunda kalan Mehmet Zeki Doğan için yazmak, fiziksel olduğu kadar zihinsel olarak da zorlu bir süreç oldu. Buna rağmen üretmekten vazgeçmedi.
Romanın ortaya çıkış süreci de en az içeriği kadar dikkat çekici. Mehmet Zeki Doğan, “Tepetaklak”ı beş kez baştan yazarak bugünkü haline getirdiğini anlattı. İlk taslağı yalnızca on gün gibi kısa bir sürede yazsa da, metni derinleştirmek ve olgunlaştırmak uzun yıllarını aldı. Tahliyesinin ardından yaptığı son düzenlemelerle kitap tamamlandı ve Telos yayınları tarafından yayınlandı.
Hayatın anlamını yeniden aramak
Romanın merkezinde “düşüş” teması yer alıyor. Fakat bu düşüş bir çöküşten çok, bir uyanışa işaret ediyor. Mehmet Zeki Doğan’a göre bu, hayatın mekanikleşmesine, rutinlerin insanı anlamsızlığa sürüklemesine karşı bir kırılma anı. Cezaevinde geçen yıllar boyunca aynı mekânın, aynı hareketlerin ve aynı döngünün içinde yaşamak, onda derin bir sorgulama yaratır. “Benim için düşmek, hayatın anlamını yeniden aramak” sözleriyle bu temayı özetliyor.
Ekolojik bir yaşam
Dört bölümden oluşan “Tepetaklak” romanının her bölümü insanın farklı bir varoluş halini ele alıyor. Özellikle “Varlığın Özgürlüğe Çarpan Yüreği” bölümü, yazar için ayrı bir anlam taşıyor. Cezaevi avlusunda bir rüzgar esişiyle yaşadığı kırılma anını anlatan Mehmet Zeki Doğan, bu deneyimi, doğadan kopuşun ve yeniden bağ kurma ihtiyacının güçlü bir ifadesine dönüştürüyor. Mehmet Zeki Mehmet Zeki Doğan’a göre insanın kendini yeniden var edebilmesinin yolu, doğayla temas eden, daha sade ve ekolojik bir yaşamdan geçiyor.

Kitapta dikkat çeken unsurlardan biri de “Hiçbir Yerin El Defteri” ve “Kılıksız” karakteri. “Hiçbir Yerin El Defteri”, insanın kendi hayatını yeniden yazabilme ihtimalini temsil ediyor. Mehmet Zeki Doğan, bireyin doğduğu koşulları seçemediğini ancak kendi hikâyesini yazma gücüne sahip olduğunu vurguluyor. “Kılıksız” karakteri ise gerçek bir figürden ilham alıyor. İstanbul’da yıllar önce gördüğü, sazının iki teliyle hayata tutunmaya çalışan bir sokak insanından. Bu karakter hem düşüşün hem de insanın kırılganlığının bir sembolü olarak romanda yer buluyor.
Romanın finalinde ise karakter bir mağaraya çekiliyor ve mağara duvarındaki resimle bütünleşerek başka bir boyuta geçiyor. İnsanın en eski hafızasına bir gönderme yapan Mehmet Zeki Doğan, bir nevi modern dünyadan kopuşu somutlaştırıyor. Şehirden, rutinden, yabancılaşmadan… Ve bunu bir kaçıştan çok bilinçli bir tercih gibi okuyucuya sunuyor.
Durma, bağır
Yaklaşık 28 yıllık tutsaklığın ardından yeni bir hayata adapte olmaya çalışan yazar Mehmet Zeki Doğan, bu sürecin de hem zor hem de öğretici olduğunu söylüyor. İçerideyken dünyanın büyük bir değişim geçirdiğini, şimdi ise bu yeni gerçeklikle yüzleştiğini ifade ediyor. Tüm zorluklara rağmen hayata karşı umudunu ve üretme isteğini koruduğunu dile getiren Mehmet Zeki Doğan’ın hapisteki Zeki’ye yaptığı çağrı; hayata karşı susmamayı, akışın içinde kalmayı ve var olma mücadelesini sürdürmeyi seçen herkese: Durma, bağır!
Kaynak: MA









