• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
12 Haziran 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Kadın

Erkek bedeni norm kadın bedeni ‘kusurlu’ görüldü

12 Haziran 2026 Cuma - 00:00
Kategori: Kadın, Manşet, Söyleşi

Erkek egemen bakışın bilim üzerindeki etkisini, tıptaki cinsiyetçiliği Jinekolog Irmak Saraç ile konuştuk:

  • Klinik çalışmalarda erkek bedeni norm olarak kabul edildi. 2021 yılında bile laboratuvarda hayvan çalışmalarının %80’inde erkek fareler kullanılmaktadır. Bu da dünya nüfusunun yarısını oluşturmalarına rağmen kadınların daha geç tanı almasına neden oluyor
  • Kadınların %2-3’ünde PMS belirtileri sosyal ilişkilerini ve gündelik hayatlarını etkilemektedir. Yoğun sinirlilik, öfke, şiddetli duygusal dalgalanmalar, yoğun üzüntü, günlük aktivitelere ilgisizlik, konsantrasyon güçlüğü, baş ağrısı, halsizlik, kas eklem ağrıları görülebilir
  • Kadınlar ve LGBTİ+’lar sadece kendi bedenleri ile ilgili bilgiden uzak tutulmadılar, aynı zamanda bu bilginin üretiminden de sistematik olarak uzak tutuldular. Ne mutlu ki feminist mücadele, tıbbın bilginin üretimi de dahil her alanını bu konuda sorguluyor, dönüştürüyor

Duygu Kıt

Kadın bedeni, tıp tarihinin başından bugüne gözardı edildi, çalışmalar erkek biyolojisine dayandı. Bu yalnızca bilimsel bir eksiklik değil; aynı zamanda doğrudan cinsiyete dayalı bir sağlık eşitsizliğini bugüne taşıdı. Kronik ağrılardan psikiyatrik tanılara kadar birçok alanda kadınların belirtileri ya yanlış değerlendirildi ya da küçümsendi. Kadınların ağrılarının ‘abartılı’, ‘normal’ ya da ‘psikolojik’ yorumlarla değerlendirilmesi hâlâ tıptaki en köklü ayrımcılık biçimlerinden biri.

En önemlisi cinsiyet eşitsizliği sadece tanı süreçlerini değil, tedavi yöntemlerini de büyük oranda belirledi. İlaç dozlarının erkek bedeni üzerinden belirlenmesi, kadınlarda farklı yan etkilere yol açtı. Aynı belirtileri yaşayan kadın ve erkek hastaların farklı biçimde değerlendirilmesi ise sağlık hizmetine erişimde yüz yılı aşkındır süren bir ayrımcılık yarattı. Kadın bedeni tıp tarihi boyunca “özel” ya da “zor” olarak kodlanırken, erkek bedeni çalışmalarda norm olarak kabul edilegeldi. Kısacası kadınların tanı alabilmesi erkeklere göre çok daha uzun sürerken, nüfusun yarısını oluşturan kadınların yaşam kalitesi görmezden gelindi. Erkek egemen bakışın bilim üzerindeki etkisini, kadınların tıpta dezavantajlı konumlandırılışını Jinekolog Irmak Saraç ile konuştuk.

  • Klinik araştırmaların uzun yıllar erkek bedenini merkez alması ve kadınların hormonal döngülerinin ‘karmaşık’ bulunarak çalışmaların dışında bırakılması, bugün kadın sağlığı alanında ne gibi sonuçlar doğuruyor?

Klinik çalışmalarda (ilaç ve tıbbi cihaz çalışmaları, hastalık tanı ve tedavileri) erkek bedeni norm olarak kabul edildi. Bunun altında sadece hormonal döngüselliğin varlığı yatmıyordu. Aynı zamanda üreme yeteneğine ve gebeliğe zarar verme ihtimali, araştırmacıların çoğunun erkek olması nedeniyle ortaya çıkan yanlılık ve insan türünün “temsilcisinin” erkek bedeni olduğu algısı da sayılabilir. Kadınların klinik çalışmalardan dışlanması 1970’lere kadar geri gider. 1950’lerde gebelikte bulantı gidermek amacıyla kullanılan talidomide bağlı ciddi anomaliler görülmesinin ardından 1977’de FDA, gebe kadınların faz 1 ve faz 2 çalışmalara dahil edilmesini engelleyen yönergeler yayınladı. Ancak bu dışlanma, evli olmayan, gebeliği önleyici yöntem kullanan kadınlara da uygulandı. 1980’lerin sonunda NIH (National Institutes of Health) çalışmalara kadınların da dahil edilmesine dair önerilerde bulundu. 1991’de ilk kadın direktör ise Kadın Sağlığı girişimini başlattı. FDA ancak 1993’te 1977’de çıkardığı yönergeyi tersine çevirdi. Buna rağmen, 2021 yılında bile laboratuvarda hayvan çalışmalarının %80’inde erkek fareler kullanılmaktadır. Bu da dünya nüfusunun yarısını oluşturmalarına rağmen kadınların daha geç tanı almasına, ağrılarının daha az ciddiye alınmasına ya da ciddi tıbbi sorunlarda yanlış tanı alma ve erken taburcu ihtimalleri daha yüksek olmasına neden oluyor. Örneğin yıllarca kalp hastalıkları erkeklerin sorunu olarak görüldüğü için bir kadın kalp krizi ile geldiğinde sıklıkla erkeklerde görülen belirtilerden (örneğin sol kola yayılan göğüs ağrısı) farklı bir belirti gösterilebilir (halsizlik, nefes darlığı, bulantı, çene ya da sırta yayılan ağrı). Bu durumda kadınların şikayetleri “psikolojik” olarak nitelendirilerek yapılması gereken hayat kurtarıcı müdahaleler gecikebilir.

  • Milyonlarca kadının her ay deneyimlediği PMS belirtilerine yönelik hâlâ kesin ve hedefe yönelik bir tedavinin bulunmaması neyi gösteriyor? PMS’nin küçümsenmesi kadınların yaşamını nasıl etkiliyor?

Belki burada şunu sormak daha doğru; PMS gerçekten bir hastalık mı? 40’dan fazla belirtinin sayılabildiği bir durum hastalık mı yoksa toplumsal cinsiyet rollerinin kadınlardan beklentisi mi? Kadınlardan beklenen “yumuşak, uyumlu, sorun çözücü, sakin olması” değil mi, oysa premenstrüel sendromda kadınlarda görülebilen duygusal dalgalanma, öfke gibi semptomlar tam da olmaması gerekenler. PMS aslında yumurtlamaya bağlı olarak değişen hormon seviyelerinin gebelik oluşmadığında düşmeleri nedeniyle beyindeki kimyasalları etkilemesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Kadınların %90’ı en az bir belirtiye sahiptir. Bu belirtileri yoğun yaşayanlar için hayat tarzı değişiklikleri, düzenli egzersiz, bazı bitkisel destekler önerilebileceği gibi doğum kontrol hapları ya da bazı antidepresanlar da kullanılabilir.

  • Regl döneminde PMS’ye oranla daha az bilinen PMDD. Psikiyatr eşliğinde tanı koyulabilen, daha az kadının yaşadığı belirtilen bir rahatsızlık. Buna nasıl bakmak gerekir?

PMDD ise DSM V’te bir psikiyatrik hastalık olarak sınıflandırılmıştır. Kadınların %2-3’ünde PMS belirtileri sosyal ilişkilerini ve gündelik hayatlarını etkilemektedir. Yoğun sinirlilik, öfke, şiddetli duygusal dalgalanmalar, yoğun üzüntü, günlük aktivitelere ilgisizlik, konsantrasyon güçlüğü, şişkinlik, baş ağrısı, halsizlik, kas eklem ağrıları görülebilir. PMS’de önerilen yaşam değişiklikleri ve besin destekleri dışında bazı antidepresanlar ve doğum kontrol hapları tedavide kullanılabilir. Belki adet ağrılarını ayrı bir yere koymak gerekir. Çünkü kadınların ağrıları sıklıkla, hormonal, psikolojik, stres kaynaklı ya da hatta normal denilerek geçiştirilebiliyor ve tedavi bile başlanmayabiliyor. Ağrılı adetlerin en önemli nedenlerinden biri olan endometriosisin tanı olması için geçen süre ortalama 4,4 yıl.

  • PCOS’un adı yakın zamanda PMOS olarak değiştirildi. Polikistik over adının, hastalığı yalnızca yumurtalık ve kısırlık sorunu gibi gösterdiği için teşhis konusunda yetersiz kaldığı belirtiliyordu. Bu aynı zamanda bedeni tedavi için görünmez kılınan kadınlar için ileri bir adım mı?

PCOS (polikistik over sendromu) adının PMOS (poliendokrin metabolik ovarian sendrom) olarak değiştirilmesi, uzun yıllardır süren bir aktivizmin sonucu. Bu değişikliğin önerilmesinin nedenlerinden biri, polikistik over sendromunda görülen yapıların gerçekte kist değil gelişimini tamamlamamış folliküller olması ve her hastada da bu tipik görünüm olmayabiliyor. Aynı zamanda bu görüntünün saptandığı her hastada da PCOS yok. PCOS ismi sorunun sadece yumurtalıklarla ilgili algılanmasına neden oluyor, oysa durumun metabolik, endokrin, dermatolojik ve psikolojik boyutları da var. Tıp, yakın zamana kadar PCOS’u infertilite (kısırlık), adet düzensizliği beklenen kadın “normlarından” sapma olarak değerlendirdi ve tedavi de bunlara odaklandı. Bu da metabolik sağlık, yaşam kalitesi, damgalanma gibi kişilerin yaşayabileceği sorunların gözardı edilmesine neden oldu. Oysa bugün biliyoruz ki PCOS’lu kadınlarda diyabete yatkınlık (insülin direncine bağlı) ve rahim kanserinde artış riski de var. Şunu da gözden kaçırmamak gerekir. Metabolik vurgusu beraberinde kilo ve obezite eksenli bir tıbbileştirmeye de neden olabilir. Neoliberalizmin tıbbi dahil her sorunu bireysel seçimlere indirgediğini biliyoruz. Bu şekilde obezite de “yanlış” bireysel tercihlere indirgenebilir. Oysa sağlığın sosyal belirleyicilerini göz önüne alırsak obezite bireysel tercihlere indirgenemez. Yoksulluk, sağlıklı gıdaya erişim, egzersiz olanakları, güvencesizlik gibi altta yatan pek çok problem sayılabilir. Aynı zamanda, obezite ilaçlarının artık çok daha yaygın kullanılıyor olmasının bu isim değişikliğinde rolü olup olmadığı da akla geliyor. Tabi ki bu ilaçların çok pahalı olduğu, obezitenin daha çok görüldüğü sosyo ekonomik olarak düşük kesimin bu ilaçlara ulaşmasının da zorluğunu akılda tutmak gerekir. Bu isim değişikliği, belki sorunun sadece “yumurtalıklar” olmadığını göstererek beraberinde gelen başka risklere dikkat çekebilir ama unutmamak gerekir ki tedavi seçeneklerimiz hâlâ kısıtlı ve görülen semptomlara yönelik.

Kadınların bedenlerine yabancılaşmasının nedeni kadın bedenini “çirkin, kusurlu, düzeltilmesi gereken” olarak tanımlayan patriyarkadır. Bunun yansımasını tıpta erkek bedeninin norm kabul edilmesi olarak görüyoruz. Kadınların tıp fakültelerine alınmamaları, araştırma yapacak pozisyonlardan sistematik olarak dışlanmalarının da buradaki etkisini görmek gerekir. Kadınlar ve LGBTİ+’lar sadece kendi bedenleri ile ilgili bilgiden uzak tutulmadılar, aynı zamanda bu bilginin üretiminden de sistematik olarak uzak tutuldular. Ne mutlu ki feminist mücadele, tıbbın bilginin üretimi de dahil her alanını bu konuda sorguluyor, dönüştürüyor. Yürünecek daha çok yol var evet, durmak yok mücadeleye devam!

Tıpta cinsiyetçilik

Tıp tarihinin ilk dönemlerinden itibaren, kadınlar erkeklerin eksik versiyonları olarak kabul edildi; tıbbi ve bilimsel bilgi üretiminden dışlandı. Erkekler tarafından erkekler için yapılmış bir sağlık sistemi kadınların yaşam hakkını hiçe sayarken kadınlar yalnızca üreme organları olan varlıklar olarak değerlendirildi. Doktorlar, bilim insanları ve araştırmacıların çoğunlukla erkek olması kadınların çalışmalardan dışlanmasının yanı sıra, tıp biliminde incelenen hücreler, hayvanlar ve insanlar da çoğunlukla erkek oldu.

PMDD nedir?

PMDD (Premenstrüel Disforik Bozukluk) PMS’nin (adet öncesi sendrom) daha ağır ve günlük yaşamı ciddi şekilde etkileyen bir formu. PMDD’nin belirtileri kadınların yüzde 3 ile 8’inde görülürken, genellikle adet başlamadan 1–2 hafta önce ortaya çıkıyor ve adet başladıktan birkaç gün sonra azalıyor. Belirtileri ise şöyle:

– Şiddetli sinirlilik veya öfke

– Yoğun depresif duygular, umutsuzluk

– Kaygı ve gerginlik

– Ani duygu durum değişimleri

– Konsantrasyon güçlüğü

– Aşırı yorgunluk

– Uyku ve iştah değişiklikleri

– Şişkinlik, meme hassasiyeti, baş ağrısı gibi fiziksel belirtiler

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Yalanla üstü örtülenler

SON HABERLER

Erkek bedeni norm kadın bedeni ‘kusurlu’ görüldü

Yazar: Yeni Yaşam
12 Haziran 2026

Yalanla üstü örtülenler

Yazar: Yeni Yaşam
12 Haziran 2026

Gençlik rüzgârı esmeli

Yazar: Yeni Yaşam
12 Haziran 2026

Devlet sorunu ve komünal toplum paradigması

Yazar: Yeni Yaşam
12 Haziran 2026

Yoksulluk ve yoksunluk

Yazar: Yeni Yaşam
12 Haziran 2026

Yeni/geç faşizm ve emeğin atomizasyonu

Yazar: Yeni Yaşam
12 Haziran 2026

Sırada ne var

Yazar: Yeni Yaşam
12 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır