• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
22 Nisan 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Deniz Aras

Emekçilerin tarihsel özneleşme iddiasını görünür kıldığı gün: 1 Mayıs

22 Nisan 2026 Çarşamba - 00:00
Kategori: Deniz Aras, Yazarlar

1 Mayıs’ı yalnızca bir takvim günü ya da sembolik bir “emek bayramı” olarak ele almak, bugünün toplumsal gerçekliğini anlamak için fazlasıyla dar bir çerçeve olur. Zira emek rejiminin yeniden biçimlendiği, sınıf ilişkilerinin daha esnek ama aynı ölçüde daha yıpratıcı hale geldiği bir tarihsel momentten geçiyoruz. Bu nedenle 1 Mayıs, basit bir anma değil; mevcut toplumsal düzenin bütün çatlaklarını görünür kılan bir siyasal eşiktir.

Türkiye kapitalizminin son yirmi yılı, yalnızca ekonomik bir dönüşüm değil, aynı zamanda devlet-toplum ilişkilerinin yeniden kurulması anlamına gelmektedir. Özelleştirmeler, kamu varlıklarının sermayeye devri, sosyal devletin tasfiyesi ve kamusal alanın piyasa mantığına açılması bu sürecin en görünür boyutlarıydı. Ancak daha derin katmanda, devletin yalnızca “küçülmediği”, aksine sermaye birikim süreçlerinin doğrudan organizatörü haline geldiği bir yeniden yapılanma yaşandı. Bu, klasik anlamda neoliberal bir geri çekilme değil; devletin sınıf karakterinin daha çıplak biçimde ortaya çıktığı bir yeniden konumlanmaydı.

Bu dönüşüm, yalnızca ekonomik alanla sınırlı kalmadı. Emek rejimi parçalandı, güvencesizlik norm haline geldi, toplumsal yaşamın bütün alanları esnekleşme ve denetim ikiliği üzerinden yeniden kuruldu. Eğitimden sağlığa, barınmadan kentleşmeye kadar her başlıkta piyasa mantığı belirleyici hale gelirken, siyasal iktidar toplumsal rızayı üretmek için daha yoğun bir baskı, güvenlikçi söylem ve kültürel muhafazakârlık hattı geliştirdi. Böylece bir yandan sömürü derinleşirken, diğer yandan bu sömürüyü görünmez kılan bir ideolojik çerçeve kuruldu.

Bugün sokakta karşımıza çıkan şiddet biçimleri -çocuklara, kadınlara, hayvanlara ya da farklı kimliklere yönelen saldırılar- salt bireysel patolojilerle açıklanamaz. Bunlar, parçalanmış toplumsal bağların, güvencesizliğin ve sürekli baskı altında tutulan bir yaşam alanının ürettiği sonuçlardır. Toplumsal çürüme dediğimiz olgu, bu nedenle belirli bir ekonomik ve siyasal modelin yan ürünüdür.

Kürt coğrafyasında yaşanan sermaye birikimi süreçleri de bu genel çerçevenin dışında değildir. Bölgenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının yeniden dolaşıma sokulması, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda politik bir yeniden düzenleme anlamı taşır. Güvenlik, kalkınma ve entegrasyon söylemleri altında yürüyen bu süreç, sermayenin yeni genişleme alanlarını işaret ederken, aynı zamanda toplumsal dokunun daha fazla parçalanmasına yol açmaktadır.

Tüm bu tablo içinde 1 Mayıs, yalnızca bir “kutlama” değil, bu parçalanmaya karşı tarihsel bir hatırlama ve yeniden örgütlenme imkânı olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak burada belirleyici olan, bu günün nasıl bir siyasal içerikle doldurulacağıdır. Çünkü sınıf hareketi, yalnızca dışsal baskılarla değil, kendi içindeki yönelimlerle de şekillenmektedir.

Son yıllarda sendikal hareketin önemli bir kısmı, mücadeleyi genişletmekten ziyade mevcut düzen içinde yönetilebilir bir hatta çekme eğilimi göstermektedir. Bu durum, sınıfın tepkisinin kurumsal mekanizmalar içinde soğurulmasına yol açmakta; 1 Mayıs gibi günler giderek ritüelleşmiş alanlara sıkışmaktadır. Bu eğilim, emek hareketinin potansiyelini daraltan yapısal bir soruna işaret eder.

Buna karşılık 1 Mayıs’ın tarihsel anlamı, tam da bu daralmaya karşı bir genişleme çağrısıdır. Emek mücadelesi, yalnızca ekonomik taleplerle sınırlı bir alan değil; siyasal iktidar ilişkilerini doğrudan hedef alan bir çatışma alanıdır. Bu nedenle 1 Mayıs, sınıfın yalnızca görünür olduğu değil, aynı zamanda kendi siyasal ufkunu yeniden tartışmaya açtığı bir momenttir.

Burada geçmiş deneyimlere bakmak, bugünü anlamak açısından önem taşır. 1960’ların ve 70’lerin anti-emperyalist gençlik hareketleri, dönemin küresel mücadele dalgası içinde şekillenmişti. Vietnam savaşı karşıtı hareketler, Latin Amerika’daki kurtuluş mücadeleleri ve Çin’deki politik dönüşüm süreçleri, o kuşağın siyasal tahayyülünü belirleyen ana referanslardı. Bu tarihsel moment, yalnızca bir isyan dalgası değil aynı zamanda radikal siyasal düşüncenin yeniden üretildiği bir dönemdi.

Bugün bu miras, birebir tekrarlanabilir bir model olmaktan ziyade, siyasal cüret ve örgütlenme biçimleri açısından bir referans alanı olarak değerlendirilebilir. Ancak burada kritik olan, tarihsel figürlerin romantize edilmesi değil, onların temsil ettiği siyasal kopuş iradesinin güncel koşullarda nasıl yeniden düşünülebileceğidir.

Emperyalist güç bloklarının yeniden şekillendiği, savaşların vekalet biçimleriyle yaygınlaştığı ve küresel rekabetin sertleştiği bir dönemde, emek hareketinin yalnızca ulusal çerçevede değil, uluslararası bağlamda da düşünülmesi kaçınılmazdır. NATO gibi askeri yapılanmalar, bu küresel düzenin yalnızca güvenlik aygıtı değil, aynı zamanda siyasi-ekonomik yeniden üretim mekanizmalarıdır.

Bu nedenle 1 Mayıs, yalnızca iç politik bir mücadele günü değil, aynı zamanda küresel kapitalist düzenin savaş ve sömürü ilişkilerine karşı bir karşı-duruş imkânı olarak da okunmalıdır. Ancak bu karşı-duruşun etkili olabilmesi, sloganların ötesinde, örgütlü ve süreklilik taşıyan bir siyasal hat kurulmasına bağlıdır.

Sonuç olarak 1 Mayıs, takvimsel bir günün ötesinde, bir siyasal yönelimin sınandığı bir eşiktir. Emek hareketinin parçalı yapısı, toplumsal muhalefetin dağınıklığı ve devlet-sermaye ilişkilerinin yoğunluğu düşünüldüğünde, bu eşik, daha da kritik hale gelmektedir. Burada belirleyici olan, mevcut düzenin sınırları içinde kalıp kalmama meselesidir.

Tarihsel olarak 1 Mayıs’ın taşıdığı anlam, tam da bu sınırın aşılmasıyla ilgilidir: Emekçilerin yalnızca taleplerini dile getirdiği değil, aynı zamanda kendi tarihsel özneleşme iddiasını görünür kıldığı bir gün. Bugün bu iddianın ne ölçüde yeniden kurulabileceği ise, siyasal örgütlenmenin derinliği ve sürekliliğiyle doğrudan bağlantılıdır.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Gülistan Doku dosyasının çağrıştırdıkları

Sonraki Haber

Bir yaman direniş hikâyesi: Onlar bize, biz onlara iyi geliyoruz

Sonraki Haber

Bir yaman direniş hikâyesi: Onlar bize, biz onlara iyi geliyoruz

SON HABERLER

ABD Başkanı Trump ateşkesi uzattığını duyurdu

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

Milliyetçilik ve yurtseverlik

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

Demokrasi yoksunluğu eğitim ve şiddetin toplumsal inşası

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

‘Arap Kemeri’ne direnen Serêkaniyê

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

Bir çocuktan ‘katil’ yaratmak: Eğitim politikalarının sosyolojik yansımaları…

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

‘Teyit’ denilen yumurta nasıl dik durur

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

Hançer ile kalem arasında habitusun dönüşümü: Gazinda Xencera Min

Yazar: Yeni Yaşam
22 Nisan 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır