Bir yıl öncesine kadar tekelci burjuvazilerin verili koşullar altında özellikle Avrupa’da açık faşist diktatörlüğe şimdilik gereksinim duymadıkları düşüncesindeydik. Ne de olsa, 2023 Ekim’inde yazdığımız gibi: “Burjuva parlamentarizmi egemen siyasete yönelik her türlü eleştiriyi anında aforoz edebilen, toplumsal yaşamın her türlü alanını militarizme açan, siyasi kararları herhangi bir demokratik kontrol olmaksızın, tekel temsilcilerinin belirleyici oldukları komisyonlarda alan, ırkçılığı ve göçmen-mülteci politikalarını etkin birer egemenlik aracı olarak kullanan ve yayılmacı devlet aklını kamuoyu görüşü haline getiren bir parlamenter diktatörlük biçimini” almıştı. Sistem alternatifinin ve güçlü bir sınıf hareketinin olmadığı koşullar faşizmi gereksiz kılıyor düşüncesindeydik.
Ancak imtiyazlı, daha doğrusu emperyalizmin hakim olduğu coğrafyalarda, bilhassa ABD ve Avrupa’daki gelişmeler bu düşüncemizi belirli oranda revize etmeye zorlamaktadır. Kanımızca otoriter neoliberal partilerin toplumsal meşruiyetlerini kaybetmekte oldukları günümüzde faşizm, elbette 1920-1945’lerin klasik faşizminden farklı biçimiyle, Kuzeybatı yarımküresinde akut tehdit haline gelmiştir. Günümüzün ırkçı-faşist hareketleri ve siyasi formasyonlarının birinci özgünlüğü yürürlükteki anayasalar ve burjuva parlamentarizmleriyle barışık olmaları, hatta iktidara gelebilmek için herhangi bir darbeye ihtiyaç duymamalarıdır. İtalya’daki Meloni hükümeti veya Almanya’da, Avusturya’da, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Hollanda, Macaristan ve Polonya’daki ırkçı-faşist partilerin aldıkları oy oranları bunu kanıtlamaktadır. Kaldı ki merkezi kapitalist ülkelerdeki anayasal kurumlar ve devlet yapılanmaları çoktan otoritarizmi, militarizmi, yayılmacılığı ve ırkçılığı içselleştirmiş durumdadırlar.
İkinci özgünlük çoğunluk toplumlarında kitlesel destek için nefret kültürünü körükleyecek enerjiye ihtiyaçları olmamasıdır. Bu zaten egemen siyaset tarafında yeterince yapılmakta, yürürlükteki ayırımcı, göçmen-mülteci düşmanı ve cinsiyetçi yasalar bölünmüş ve örgütlülükleri atomize edilmiş çalışan sınıfları ırkçı-faşist hareketlerin toplumsal tabanı olmaya itmektedir. Çoğunluk toplumları güven duymadıkları egemen siyasetin ırkçı-faşist hareketlerin söylemlerini kendi söylemi haline getirdiğini görerek, tepki olarak söylemin asıl sahibine yönelmektedirler. Bkz.: ABD ve Avrupa’daki seçim sonuçları.
Bununla bağlantılı olarak burjuvazinin, klasik faşizm döneminden farklı olarak tüm sermaye fraksiyonlarıyla birlikte günümüzün ırkçı-faşist hareketlerini desteklemekte olması üçüncü özgünlüktür. Çünkü günümüzün ırkçı-faşist hareketleri istisnasız emek sömürüsünü, otoritarizmi, militarist dönüşümü ve emperyalist yayılmacılığı programları haline getirmişlerdir. Neoliberal politikaları içselleştirmiş olan bu hareketler, her ne kadar “önce ulus çıkarlarımız” deseler de emperyalist cephenin parçası olmaktan vazgeçmeyi ve NATO’dan çıkılmasını savunmamaktadırlar. Aksine Avrupa Birliği’nin kurumlarını “önce ulusumuz” söylemine uygun biçimde kullanmakta ve Kuzey Atlantik İttifakı’nda belirleyici rol oynanmasını savunmaktadırlar.
Günümüzün ırkçı-faşist hareketleri sürekli olarak sisteme muhaliflermiş görünümünü sergilemektedirler. Bu görünümleri, yaşam ve çalışma koşullarının mütemadiyen kötüleşmesi sonucunda egemen siyasete olan güvenlerini yitiren çoğunluk toplumlarında alternatif oldukları algısını yaygınlaştırmaktadırlar. Sosyal sorunları etnikleştiren, sorunların temel nedeninin göçmen ve mülteciler olduğu propagandasını yayan ve “yabancı unsurların” yerli halkın yerine geçtiği demagojisini kullanan ırkçı-faşist hareketler, egemen siyasetin desteği ve reformist solun çaresizliği nedeniyle çoğunluk toplumlarındaki faşistleşme süreçlerini hızlandırmaktadırlar.
Clara Zetkin 1923’te faşizmin güçlenmesinde yeterince enerjik davranmayan ve proleterleri örgütlemekte yetersiz kalan komünistlerin de sorumluluğu olduğunu tespit etmişti. Günümüzün reformist Avrupa solu ise, bırakın çalışan sınıfları örgütlemeyi, egemen siyasete eklemlenme çabasıyla faşizmin güçlenmesindeki başat faktörlerden biri olmuştur.









