‘Tutuklu kimlik kartı’ uygulamasını kabul etmediği gerekçesiyle 93 gündür açlık grevinde olan Tuğçenur Özbay’ın avukatı, müvekkilinin 46 kilonun altına düştüğünü belirtti
İstanbul Üniversitesi öğrencisi iken 2015 yılında “eylem yapacağı” iddiasıyla gözaltına alınan Tuğçenur Özbay, savcılığa çıkarılmadan tutuklanarak cezaevine gönderildi. Daha sonra dosyası başka bir dosyayla birleştirilen Tuğçenur Özbay’a 33 yıl hapis cezası verildi. Şu an İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Tuğçenur Özbay, “tutuklu kimlik kartı” dayatmasına karşı 29 Ocak’ta başladığı açlık grevinin 93’üncü gününde.
Kartı kabul etmediği için aile ve telefon görüşmelerine izin verilmeyen Tuğçenur Özbay’ın revire dahi çıkartılmadığı öğrenildi. Sağlık durumu gittikçe kötüye giden Tuğçenur Özbay, 46 kilonun altına düştü. Avukatı Doğa İncesu, müvekkilinin maruz bırakıldığı uygulamaya dair konuştu.
“Tutuklu kimlik kartı”nın yasal olmadığını belirten Doğa İncesu, “5275 Sayılı Kanun’a göre hapishaneler, tutuklu veya hükümlülere kimlik kartı verirler. Bu kimlik kartını almamanın karşılığı olarak da en fazla kınama cezası verilebilir. Fakat İzmir Şakran Kadın Cezaevi, tamamen keyfi bir biçimde kartı kabul etmeyen tutsaklara aile, avukat ve telefon görüşüne çıkarmama, sağlık hakkını gasp etme gibi çok ciddi hak gaspları uyguluyor. Bu nedenle müvekkilimizle aylarca görüş yapamadık. Müvekkilimiz ailesiyle görüşemiyor, telefona çıkamıyor. Bu uygulama kanuna aykırı bir biçimde gerçekleştiriliyor. Çabalarımız sonucu son dönemde cezaevi yönetimi avukatlara yönelik gerçekleştirdikleri kısıtlamadan geri adım attı. Aslında bu bize uygulamanın ne kadar keyfi olduğunu gösteriyor. Ancak avukat görüşmeleri konusunda geri adım atmalarına rağmen müvekkilimiz ne vasisiyle ne de ailesiyle görüşebiliyor, kargo dahi alamıyor. Cezaevi yönetimi, kendi hukuk dışı dayatmalarıyla Tuğçenur’un boyun eğmesini sağlamaya çalışıyor. Bu uygulamanın kanunda yeri yok. İzmir Şakran Kadın Cezaevi bir dukalık veya ülke dışındaki kanunlarla yönetilmiyor ve bu ülkeye bağlıysa yaptığı uygulama suçtur. Müvekkilimiz bu hukuksuzluğu aşabilmek için aylardır açlık grevinde kalmak zorunda bırakılıyor. Bu noktada İzmir Barosu ile görüştük. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) olarak durumu takip ediyoruz” ifadelerini kullandı.
‘Aylardır revire çıkarılmıyor’
Cezaevi idaresinin hukuksuzlukta ısrar ettiğine dikkati çeken Doğa İncesu, idare yönetimi hakkında Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını söyledi. Doğa İncesu, “Biz avukatlar, her zaman müvekkillerimizle görüşebilmeliyiz ki talep ve kanuni haklarını savunabilelim. ÇHD olarak avukatlarımız, görüşmeye alınamayacaklarını bile bile geldiler ve suç duyurusu olduğunu ifade ettiler. Bu noktada cezaevi yönetimi geri adım attı. Şimdi ise ‘vasisi ve ailesi ile görüştürmem’ diyor. Bunun için vasisi de bir suç duyurusu yaptı. Vasi, kanunlarda düzenlenmiş ve kişinin hukuki menfaatlerini korumak için var olan bir kuruluştur. Bu nedenle şimdi de vasinin görüşmesini sağlamaya çalışıyoruz. Hem hukuki menfaatlerini korunması noktasında hem aileyle görüşme noktasında çok temel haklar ihlal ediliyor. Bu noktada idareyle görüşmeyi denedik, idarenin bizlere verdiği cevap ‘Burası pilot hapishane ilk olarak burada başlatacağız, sonra ülkedeki bütün hapishanelere yayılacak’ oldu. Bu hukuksuz ve kanunda yeri olmayan bir uygulama. Tuğçenur aylardır revire çıkartılmıyor. Sağlık noktasında bir sorun çıksa ya ölse ne olacak? Kanunda yeri olmayan bir uygulamayı Şakran Cezaevi idaresi tamamen keyfi biçimde hayata geçirmeye çalışıyor. Bu cezaevi yönetimi suç işliyor. Bu suçlarını daha fazla büyütmesinler” diye belirtti.
‘Tecrit daha da ağırlaşan bir duruma dönüyor’
Cezaevlerindeki baskı ortamının daha da büyüyeceği bir sisteme geçilme planı yapıldığının altını çizen Doğa İncesu, şöyle devam etti:
“Ama bu kanunen mümkün değil. Müvekkilimiz nezdinde de hükümsüzdür. Şakran’da şu an bildiğimiz kadarıyla 3 tutsak kimlik almadığı için üç aydır kimseyle görüşemiyor. Zaten cezaevlerinde ağır tecrit uygulamaları var. Bu tecrit, daha da ağırlaşan bir duruma dönüşüyor. Bu sadece tutsak kimlik kartı almayanların değil, tüm cezaevlerinin ve demokratik kamuoyunun meseledir. Dolayısıyla herkesin bu noktada duyarlı olması gerekiyor. Tuğçenur açlık grevine başladığında 56 kiloydu. Şuan 46 kilonun altına düşmüş. Ağız yaraları çıkmaya ve ayaklarda ağrılar başlamış. Hasarlar, açlık grevinin 140’lı günlerinden sonra artık kalıcı hale gelir. Tuğçenur şu an bu aşamaya gelmemiş dolayısıyla çağrımız, müvekkilimizin sağlık durumu daha fazla kötüleşmeden ve zayıflamadan bu hak gasplarına son verilmeli yönündedir. Bu hukuksuzlukların bu şekilde dayatılmasının hiç kimseye bir faydası yok. Bir insanın ailesiyle görüşebilmesi için açlık grevinde 90’ıncı güne gelmiş olması üzerinde düşünmemiz gerekiyor. Çünkü bunlar Anayasa’da en temek haklardır. Bu ülkede bir insan annesiyle görüşmek için 100 gün boyunca aç mı kalacak?”
Kaynak: MA









