Dêrsim Katliamı’nın üzerinden geçen 89 yılda katliamla yüzleşmeye dair bir adım atılmadı. Seyid Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri ile kayıp kızların akıbeti hâlâ açıklanmadı
Bakanlar Kurulu kararıyla 4 Mayıs 1937 tarihinde Dêrsim’de başlatılan katliamın üzerinden 89 yıl geçti. 1937 ve 1938 yıllarında yaşanan katliamda resmi kayıtlara göre 13 bini aşkın kişi hayatını kaybetti. Ancak kimi kaynaklar katledilenlerin sayısının en az 70 bin olduğunu belirtiyor. Yine katliam döneminde on binlerce kişi de farklı kentlere sürgün edildi. Xarpêt’te (Elazığ) kurulan özel mahkemede yargılanan Seyid Rıza, oğlu Resik Hüseyin ve arkadaşları, 15 Kasım 1937’de idam edildi.
Erdoğan özür diledi
Katliamın üzerinden 89 yıl geçmesine rağmen ne Seyid Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri ne de tarihi “Dêrsim’in kayıp kızları” olarak geçen kadınların akıbetleri açığa çıkarıldı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 2011 yılında “Devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ve böyle bir literatür varsa ben özür dilerim ve diliyorum” açıklaması yaptı. Ancak Dêrsim Katliamı ya da 38 Katliamı’na dair bir yüzleşme olmadı.

‘Aç ve susuz kaldık’
94 yaşındaki Ahmet Eral, çocuk yaşta katliama tanıklık eden isimlerden biri. Pêrtag’ın (Pertek) Avşeker köyünde yaşayan Ahmet Eral, o döneme dair hatırladıklarını şöyle anlattı:
“Babam o zaman muhtardı. Komşulara ‘Gidin bakın komşu köyü yaktılar mı yakmadılar mı?’ dedi. Biz o zaman tepeye çıktığımızda köyü yakmışlardı. Her yer dumandı, karanlıktı. Bağırma, ağlama… Babam ‘Komşu köyü yok ettiler, kimse kalmadı’ dedi. Bizi köyden çıkardılar, ‘gidin saklanın’ dediler. Ama ben gitmedim. Babam, bekçi olan amcam Hasan’a ‘çocuğu al damın üzerine çık’ dedi. Daha sonra askerler geldi ve ‘Bu köyde kimse yok mu?’ diye sordu. Biz de herkesin kaçıp gittiğini söyledik. Köy o zaman kalabalıktı. Askerler yaklaştıktan sonra köylüler dağlara kaçıp saklandılar. Askerler köyden çıktıktan sonra babam köylülere haber saldı, köylüler öyle geldi. Biz bu şekilde kurtulduk. Aç ve susuz kaldık, perişandık.”
Cenazelerin altına saklanarak sağ kaldı
Birçok olayın yaşandığını ancak çok azını hatırlayabildiğini belirten Ahmet Eral, “Başka bir köyden Qoto isminde biri bize geldi. Babamlar onu tanıyordu. Babamlar Qoto’ya ‘Sen nasıl kurtuldun?” diye sordu. Qoto da ‘Muhtar bizi süngülediler, cenazelerin altına girdim, o şekilde kurtuldum’ dedi. Qoto kanlar içinde sürüne sürüne gelip derede yıkanmış. Günlerce aç kalmış. Xozat’ın köylerini yaktılar, insanları kaybettirdiler” diye kaydetti.
Karpuz için köy yaktılar
Katliamın bir diğer tanığı 92 yaşındaki Hüseyin Güler ise, katliam sonrası yerleştiği Avşeker köyünün sadece bir karpuz nedeniyle yakıldığını anlattı. Hüseyin Güler, “İki tane asker yolda geçerken bostana girip karpuz kesiyorlar. Bostanın sahibi Ali ağa bostanın içinde geziyor ve ‘Siz niye karpuzları kestiniz?’ diyor. Daha sonra askerler orada yaşananları diğer askerlere anlatıyor. Askerler daha sonra geri dönüp bu köyü yakıyorlar. Yani bir karpuz için burayı yakıyorlar” diye kaydetti.
Haber: Uğurcan Boztaş / MA









