• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
13 Mayıs 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Özgür Amed

Devletlerin çizgisi, halkların kafesi

5 Mayıs 2026 Salı - 00:00
Kategori: Özgür Amed, Yazarlar

Kapitalist modernite, on yıllar boyunca bizlere devlet sınırlarının “kutsal”, “doğal” ve “dokunulmaz” olduğunu ezberletti ve bundaki ısrar tam gaz sürüyor. Oysa tarihsel gerçeklik, bu sınırların insanlığın doğal bir evrimi değil, sömürgeci aklın bir dayatması olduğudur. Bu çerçevede Kerry Goettlich’in “Sınır Boylarından Sınırlara: Sömürge Teknisyenleri Modern Bölgeselciliği Nasıl Yarattı” adlı çalışması üzerine biraz durmak istiyorum. Çünkü ilginç bir şekilde tam da Sayın Öcalan’ın “Demokratik ulus” düşüncesini ete kemiğe büründürüyor. En totalde şöyle bir ilişki kurarak başlanabilir. Öcalan’ın “Demokratik Ulus” düşüncesi, Goettlich’in bu tarihsel-teknik tespitini birebir doğrulayıp, onu politik bir gerçeğe dönüştürüyor.

Bu iki okuma yan yana getirildiğinde; biri sömürgeci aklın harita üzerindeki cinayetlerini deşifre ederken, diğeri bu cinayet mahallinden ahlaki ve politik bir toplumun nasıl diriltileceğini gösterdiği görülür.

Dünya siyasetinde genel geçer bir yalan vardır: “Doğrusal ve kesin sınırlar, Avrupa’da modern devletin icadıyla ortaya çıkmış ve oradan sömürgelere ihraç edilmiştir”. Goettlich, bu metodolojik milliyetçiliği ve Avrupa merkezli “yayılmacılık” efsanesini temelden reddediyor. Bize öğretilenin aksine, modern bölgeselciliğin temeli Jean Bodin veya Thomas Hobbes gibi Batılı düşünürlerin afili “egemenlik” kuramlarında değil; haritacıların, mühendislerin ve elinde ölçüm cihazlarıyla sahada gezen sömürge teknisyenlerinin “sınırlandırma” ve “işaretleme” pratiklerinde yatıyor diyor.

Avrupa devletleri, 1815 Viyana Kongresi’ne kadar bile sınırlarını kesin çizgilerle belirlememişken, bu modern sınır pratikleri çok daha öncesinde Kuzey Amerika’daki yerleşimci sömürgelerde ortaya çıkmıştı diyor kitap. Avrupalı yerleşimciler, Kuzey Amerika’da işgal ettikleri toprakları parselleyip “özel mülk” edinme yarışına girdiklerinde devasa çatışmalar yaşandı. Bu çatışmaları çözmek için “geometrik arazi ölçümü” alışkanlığı geliştirildi. Maryland ve Pennsylvania arasındaki Mason-Dixon Hattı gibi örnekler de gösteriyor ki, modern siyasi sınırlar aslında özel mülkiyet sınırlarının ölçek olarak büyütülmüş ve devlete uyarlanmış halinden başka bir şey değildir. Yani kutsanan o devlet sınırları, özünde sömürgecilerin gasp ettikleri toprakları kendi aralarında pay etme kavgasıdır.

Goettlich özetle şöyle devam ediyor: “Bu durum, sömürü kolonisi olan Hindistan’da daha da vahşi bir ‘bilgi krizi’ne dönüştü. İngiliz Doğu Hindistan Şirketi, yerel halka ve onların kadim bilgilerine o kadar derin bir güvensizlik duyuyordu ki, arazileri yerel kaynaklarla değil, bizzat kendi teknisyenlerinin “doğrudan gözlem” ve nirengi yöntemleriyle ölçmeye başladılar. Colin Mackenzie’nin projelerinde görüldüğü gibi, doğrusal sınırlar; sömürgecilerin yerel halka güvenmek yerine, siyasi hakimiyeti teknik ölçüm cihazlarıyla sağlama arzusunun bir sonucu olarak çekilmiştir. Haritalardaki çizgileri toprağa aktaran bu sömürge uzmanları, I. Dünya Savaşı’ndan sonra 1919 Paris Barış Konferansı’nda Avrupa’yı da vurmuş, sınırları etnik gerçekliklere göre değil, stratejik ve askeri “bilimsel sınırlar” (dağ zirveleri vb.) teorilerine göre çizmişlerdir. Tüm bu süreç, doğada var olan çizgilerin keşfi değil, tamamen insan eliyle ve siyasi otoriteyle oluşturulmuş yapay bir sömürgeci inşadır.”

Goettlich’in “sınırların yapaylığı ve sömürgeci karakteri” tezi, Öcalan’ın Demokratik Ulus felsefesinde devrimci bir politik teşhise dönüşür. Öcalan, savunmalarında belirttiği üzere, özellikle Ortadoğu’yu bölen sınırlar (Sykes-Picot gibi anlaşmalar), hiçbir toplumsal gelişimin sonucu olmayan, Birinci Dünya Savaşı galiplerinin emperyalist hegemonyasından miras kalan “yapay çizimler”dir. Öcalan, milliyetçilerin uğruna ölüp öldürdüğü bu sınırları “en kutsal olmayan, yabancı hegemonyanın en uğursuz çizimleri” olarak tanımlamıştı.

Goettlich, kitabında çizgisel sınırların iktidarı mekânsal olarak organize etmenin mutlak değil, sadece “olası yollarından biri” olduğunu söyler. Öcalan ise bu tespiti sosyolojik evreye taşır ve “İnsan toplumu tarihi boyunca ulus-devlet tarzı katı sınırları asla tanımamıştır; bu katı sınırlar insanın toplumsal ve kültürel doğasına aykırıdır. Kapitalist modernite ve ulus-devlet, vatanı bir zindana, sınırları ise içine halkların hapsedildiği bir ‘demir kafese’ dönüştürmüştür” der.

Bu sömürgeci sınırlar, içindeki halkları dışarıdan korumak için değil; onları içeride tutsak kılmak, ordulaştırmak, birbirine düşman etmek ve asimilasyon ile soykırım cenderesinden geçirmek için çizilmiştir. Emperyalizmin “böl-yönet” politikasının en acımasız aracı olan bu sınırlar yüzünden, Ortadoğu’nun binlerce yıllık bir arada yaşama kültürü adeta bir kasap gibi doğranıyor. Bugün de dönem aklına, savaş grameri ve teknolojisine göre yeni bir ‘doğranma’ pratiklerine şahit oluyoruz.

Eğer sorun Goettlich’in de ispatladığı gibi, sömürgeci teknisyenlerin çizdiği yapay sınırlarsa, bu sorunun çözümü nedir? İşte Demokratik Ulus teorisi tam da burada, sömürgeci bölgeselliğe karşı muazzam bir alternatif olarak devreye giriyor. Çünkü Öcalan’ın felsefesi, milliyetçi ve devletçi krizden kesin bir kopuştur. Eğer mevcut sınırlar sömürgeci ve yapaysa, çözüm bu sınırları kan dökerek yeniden çizmek, yani sömürgecilerin icat ettiği “ulus-devlet” oyununu yeni bir sahada tekrar oynamak olamaz. Kürt meselesinin çözümünde bağımsız bir ulus-devlet kurma fikrinin reddedilmesinin en derin felsefi temeli budur; çünkü yeni bir devlet sınırı, sömürgeci mantığın yeniden üretilmesidir.

Bunun yerine Öcalan, ısrarla “sınırların anlamsızlaştırılması” hedefini koyar. Demokratik Ulus, “Sınırlar iddia edildiği gibi önemli/kutsal değildir. Sınırları örmek diye bir sorunumuz da yoktur” der. Amaç bu yapay sömürge sınırlarını yıkıp yerine yenilerini çizmek değil; bu sınırları birer “köprü” haline getirerek anlamsızlaştırmak, sömürgeci işlevlerini boşa çıkarmaktır.

Dahası, Goettlich’in “egemenlik” ile “bölgeselliği” birbirinden ayırması gibi, Öcalan’ın da “ulus” ile “devlet” kavramlarını birbirinden kesin bir şekilde ayırdığını akılda tutmak gerek. Demokratik Ulus; iktidara, şiddete ve sınır teknisyenlerine dayanmayan; tek bir dilin veya dinin hegemonyasına hapsolmayan esnek bir uluslaşmadır. Bu, fiziki ve sömürgeci sınırlardan ziyade, ortak özgürlük zihniyetini paylaşanların kurduğu bir “zihniyet ve kültür ortaklığı”dır. Sömürgecilerin masada çizdiği devlet-ulusu modelinin panzehiri, devletsiz ve sınırsız bir dayanışmayı ören Demokratik Ulus’tur.

Sonuç olarak varmak istediğim yer şu. Halkları birbirine boğazlatan bu sömürgeci sınır aklının anatomisine inen Kerry Goettlich’in daha geçen yıl basılan bu eseri, Öcalan’ın on yıllardır dile getirdiği Kapitalist Modernite ve Ulus-Devlet eleştirilerini tarihsel belgelerle doğrulayan çok önemli bir akademik kanıt niteliğindedir. Teşhisten öte eyleme geçmiş hakikatler üzerinden ifade edilen Demokratik Ulus, haritacıların cetvelleriyle parçalanmış, birbirine düşman edilmiş Kürtler, Araplar, Türkler, Ermeniler ve tüm bölge halkları için kurtuluşun yolunu gösterir. Öcalan’ın Demokratik Ulus teorisi, sadece bir analiz değil; devlet aygıtını hedeflemeyen, sınırları köprüye çeviren, çoğulcu, ahlaki ve politik topluma dayanan devrimci bir şifadır. Sömürgeci teknisyenlerin çizdiği o karanlık demir kafesler, ancak ve ancak Demokratik Ulus’un özgür iradesi ve ortak zihniyetiyle parçalanabilir. Buna ikna olmaya değil, inanmaya ihtiyaç var.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Dêrsim zulme karşı direniştir

Sonraki Haber

Bir takımdan fazlası: Amedspor

Sonraki Haber

Bir takımdan fazlası: Amedspor

SON HABERLER

Amed ve Êlih’te sağanak yağış uyarısı

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mayıs 2026

Bolu Belediyesi soruşturması: Tanju Özcan hakkında 263 yıla hapis cezası istendi

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mayıs 2026

‘Barış için adım at’ yürüyüşüne çağrı

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mayıs 2026

 Gimgim’’de JES’e karşı nöbet 11’inci gününde

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mayıs 2026

DEM Partili Oluç: Vakit kaybetmeden ‘barış yasası’ çıkarılmalı

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mayıs 2026

Kürtler ve Aleviler hedefte: Suriye’de Nisan’dan bu yana en az 69 keyfi gözaltı

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mayıs 2026

Filipinler Senatosu’nda silah sesleri duyuldu

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mayıs 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır