Amedspor’un bu başarısı, geçmişten devralınan direniş geleneğinin güncel bir tezahürü olarak, hem tarihsel sürekliliği pekiştiren hem de geleceğe dönük toplumsal motivasyonu güçlendiren çok katmanlı bir anlam taşımaktadır
Ercan Jan Aktaş
Spor dalları içinde, özellikle de futbol, tarihsel olarak hegemonik erkeklik biçimlerinin ve milliyetçi–militarist söylemlerin yeniden üretildiği bir toplumsal alan olarak ön plana çıkmıştı. Bu durum, sporun yalnızca rekabet ve eğlenceye indirgenemeyeceğini; aksine iktidar ilişkilerinin, kimlik inşalarının ve ideolojik yönelimlerin sahnelendiği bir kamusal zemin olduğunu göstermektedir. Nitekim Francisco Franco dönemindeki Franco Diktatörlüğü, futbolun bu işlevini açık biçimde görünür kılmış; rejim, futbolu hem kitle mobilizasyonunun hem de ulusal birlik söyleminin araçlarından biri olarak kullanmıştır. Bu bağlamda futbol, yalnızca bir spor pratiği değil, aynı zamanda toplumsal güç ilişkilerinin ve ideolojik mücadelelerin kristalize olduğu bir alan olarak değerlendirilmelidir.
Ancak bizler Franco’nun bu politikalarının da gene karşıt futbol pratikleri ile nasıl dönüştürüldüğünü de İspanya liginde mücadele eden Athletic Bilbao ve FC Barcelona partiklerinde gördük. Şimdi bu tarihsel duruşa paralel başka bir gerçekliğin tanıklığını yapıyoruz. Trendyol 1. Lig’in son maçında Amedspor, ev sahibi Iğdırspor ile 3-3 berabere kalarak Süper Lig’e çıkan ikinci takım oldu. Amedsporun bu başarısı ile birlikte Kürtler adeta Newroz coşkusu ile Agirî’den İstanbul’a, Qamişlo’dan Dêrsim’e, Hesekê’den Paris’e ve Hamburg’a meydanlara indiler. Her yaştan insanların, kadınların, çocukların bu coşkusunu görmek mutluluk vericiydi. Amedspor sahip olduğu isminden başlayarak hiçbir zaman sıradan bir spor kulübü olmadı.
Taraftarlarıyla birlikte adeta Kürtlerin sesi ve vicdanı oldu. Kürtlerin kimliğini, değerlerini ve düşüncelerini yansıttığı için bir yandan güçlü bir sahiplenmeye sebep olurken öte yandan da ırkçı ve faşist uygulamlar ile sık sık karşı karşıya kaldı. Deplasmana gittiği birçok maçında 1990’lara atfen devletin kontra faaliyetlerine çağrışım yapan beyaz Renault marka araçların, Kürdistan’daki binlerce ‘faili meçhul’ün sorumlularından Yeşil’in afişleri ile karşılandı. Bu saldırılar paralelinde Kürt siyasetçi Leyla Zana’ya yönelik hakaret içerikli söylemler, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Bütün bu baskılara rağmen Amedspor 16 yıldır özlemini çektiği zafere imza atmayı başardı. Bu başarı ile birlikte yeniden akla gelen isimlerden birisi de elbette Amedspor’un efsane kaptanı Şehmus Özer oldu. Burada da Amedspor’un geçmiş direniş hafızasına ve direniş geleneğine sahip çıktığını bir kez daha göstermiş oldu. Bütün bu baskı ve dışlayıcı pratiklere rağmen Amedspor’un elde ettiği sportif başarı, yalnızca bir lig yükselmesi olarak değil, kolektif hafızanın, kimliksel aidiyetin ve toplumsal direncin yeniden üretimi olarak okunabilir.
Bu bağlamda kulübün başarısı, Pierre Bourdieu’nün “sembolik sermaye” kavramsallaştırması üzerinden değerlendirildiğinde, Amedspor’un sahada kazandığı başarının ötesinde, temsil ettiği toplumsal kesimler açısından anlam, meşruiyet ve görünürlük üreten bir işleve sahip olduğu görülür. Aynı şekilde, kulübün tarihsel figürlerinden Şehmus Özer’in yeniden hatırlanması, sporun yalnızca rekabet alanı olmadığını; aynı zamanda kolektif belleğin sürekliliğini sağlayan bir hafıza mekânı işlevi gördüğünü ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Amedspor’un bu başarısı, geçmişten devralınan direniş geleneğinin güncel bir tezahürü olarak, hem tarihsel sürekliliği pekiştiren hem de geleceğe dönük toplumsal motivasyonu güçlendiren çok katmanlı bir anlam taşımaktadır.
Amedspor’un Kürtler açısından bu rolü Baskların Athletic Bilbao ve Katalanların Barselona takımlarını akla getirdi. Athletic Bilbao ve FC Barcelona, yalnızca sportif başarılarıyla değil, temsil ettikleri toplumsal ve kültürel kimliklerle de anlam kazanan iki özgün kulüptür. Athletic Bilbao, uzun yıllardır sürdürdüğü “yalnızca Bask kökenli oyuncularla oynama” politikasıyla, Bask kimliğinin korunması ve yeniden üretilmesinde simgesel bir rol üstlenirken, bu yönüyle kulüp, Bask aidiyetin ve kültürel sürekliliğin güçlü bir taşıyıcısı oldu. Benzer biçimde FC Barcelona da tarihsel olarak Katalan kimliğinin, dilinin ve siyasal taleplerinin görünürlük kazandığı bir alan olarak öne çıkmıştır. Özellikle Franco Diktatörlüğü döneminde, Katalan kimliğinin bastırılmasına karşı bir ifade ve direnç mekânı işlevi gören kulüp, “Més que un club” (Bir kulüpten fazlası) mottosuyla bu tarihsel rolünü kurumsallaştırmıştır. Bu bağlamda her iki kulüp de, sporun ötesine geçerek kolektif kimliklerin, tarihsel hafızanın ve siyasal-kültürel aidiyetlerin temsil edildiği kamusal alanlar olarak değerlendirilebilir.
Bu çerçevede Amedspor, Kürtlerin kolektif hak taleplerinin kamusal alanda görünürlük kazanmasında özgün bir işlev üstlenen bir aktör olarak yer alabilir. Modern ulus-devlet bağlamında çoğu zaman sınırlanan ya da bastırılan dil, kültür ve kimlik talepleri, sporun kitlesel ve meşru zemini üzerinden yeniden ifade edilebilir. Amedspor, bu yönüyle yalnızca bir temsil aracı değil, aynı zamanda kolektif hakların sembolik düzeyde dolaşıma girdiği, toplumsal kabul arayışının görünürlük kazandığı bir kamusal platform işlevi görebilir. Taraftar pratikleri, tribün söylemleri ve kulüp etrafında oluşan dayanışma ağları, Kürt kimliğinin kolektif bir özne olarak kendini ifade etme biçimlerinden biri haline geldiğini kendi pratikleri içinde göstermiştir.
Öte yandan bu görünürlük, yalnızca kültürel temsil ile sınırlı kalmayıp, aynı zamanda kendi siyasal bir anlamı da üretebilir. Amedspor’un karşılaştığı dışlayıcı ve kriminalize edici pratikler, kolektif hak taleplerinin kamusal alanda ne ölçüde tartışmalı bir zeminde var olabildiğini göstermiştir. kulübün elde ettiği başarılar bu sınırlamaları aşan bir meşruiyet alanı yaratmaktacaktır. Bu bağlamda Amedspor, sporun ötesine geçerek Kürtlerin kamusal alanda tanınma, temsil edilme ve eşit yurttaşlık taleplerinin sembolik bir taşıyıcısına dönüşebilir. Dolayısıyla kulüp, yalnızca bir futbol başarısının öznesi değil; aynı zamanda kolektif haklar mücadelesinin gündelik hayatta somutlaştığı ve geniş kitleler nezdinde karşılık bulduğu bir toplumsal alan olarak konumlanmaktadır.
Amedspor’un Türkiye futbol liglerinde hegemonik erkeklik biçimlerine ve milliyetçi–militarist söylemlere karşı alternatif bir alan inşa edebilmesi, yalnızca sahadaki performansla değil, kurumsal ve kültürel tercihleriyle de doğrudan ilişkilidir. Bu doğrultuda kulübün, kapsayıcı ve çoğulcu bir dil benimsemesi, kadınların, gençlerin ve farklı kimlik gruplarının kulüp yapısında ve tribün kültüründe aktif biçimde yer almasını teşvik etmesi önem arzetmektedir. Ayrıca şiddet karşıtı, eşitlikçi ve demokratik değerleri merkeze alan bir taraftar kültürünün bilinçli biçimde desteklenmesi, futbolun militarize edilmiş diline karşı alternatif bir söylem üretme kapasitesini güçlendirmesi gerekiyor. Kulübün yerel topluluklarla kuracağı yatay ilişkiler, sosyal sorumluluk projeleri ve hak temelli yaklaşımlar da bu karşı-hegemonik alanın kurumsallaşmasına katkı sunacaktır. Böylece Amedspor, yalnızca temsil ettiği kimlik üzerinden değil, aynı zamanda ürettiği etik ve politik pratikler üzerinden de dönüştürücü bir örnek oluşturabilir.









