• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
18 Mayıs 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Yasayı Kandil mi çıkaracak?

18 Mayıs 2026 Pazartesi - 00:00
Kategori: Güncel, Manşet, Söyleşi

Kongra-Gel Başkanı Remzi Kartal ile sürecin geldiği aşamayı, yasal adım beklentisini ve olası riskleri konuştuk:

  • Dönüşle ilgili, partiyle ilgili, her şeyle ilgili, siyasal, demokratik, toplumsal yaşama dönüş ile ilgili ne lazım? Yasa. Yasayı kim çıkaracak? Kandil değil, Başkan Apo değil. Yasayı çıkaracak olan AKP
  • Zamana yayan, nereye gideceği belli olmayan bir politika sürekli bir risk oluşturacaktır. Hem içeride hem dışarıda sürece yönelik provokatif gelişmeler olabilir. Bu konuda herkesin sorumlu davranması gerekir

Nezahat Doğan

Barış ve Demokratik Toplum süreci kritik bir aşamada. Sürecin ilerleyebilmesi için ivedilikle Abdullah Öcalan’ın statüsünün belirlenmesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve yasal adımların atılması gerekiyor. Ortadoğu ve dünyadaki bu konjonktür düşünüldüğünde gecikmeler ve zamana yayma politikası büyük riskler barındırır. Kürt sorununun çözümünü ve Kürt-Türk barışını istemeyen uluslararası ve bölgesel güçlerin varlığı da ortada. Ancak bu durum karşısında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti, süreci zamana yayarak yavaştan almaya devam ediyor. Bir buçuk yıl önce “Öcalan gelsin DEM Parti grubunda konuşsun” diyen Devlet Bahçeli’nin ise sürecin ilerlemesi yönündeki koordinatörlük önerisi pratiğe geçilmeyi bekliyor.

Öte yandan, AKP endeksli iktidar medyası, kamuoyunda olumsuz algı yaratmaya yönelik spekülatif haberler yapmayı sürdürüyor. Peki, Abdullah Öcalan örgütüyle doğrudan temas kurmadan bu süreç ilerleyebilir mi? MİT, Kandil ile görüşmeden nasıl bir ilerleme sağlanabilir? İletişim kanalları, bizim tanık olduğumuz ve bildiğimizin dışında nasıl yürütülüyor? Süreç uzarsa ne tür risklerle karşı karşıya kalınır? Baş müzakereci Abdullah Öcalan ile mutabık kalınmadan çıkarılacak yasaların reel hayatta bir karşılığı olur mu? Statü sağlanmadan gerçek bir barış zemini oluşturulabilir mi? Statü ve hukuk bu süreçte neden hayati bir önem taşıyor?

Bütün bu soruları ve sürecin diğer tüm başlıklarını Kongra-Gel Başkanı Remzi Kartal ile konuştuk.

  • Önemli adımlar atıldı, güçlü sözler söylendi; ama beklenen hukuki adımlar henüz atılmış değil. Peki, süreç tıkandı mı yoksa hızlanacak mı? Tam olarak hangi aşamadayız ve arka planda neler oluyor?

Öncelikle, yasal, hukuki adımların atılmasını gerektiriyor. Çünkü şu ana kadar Önder Apo gerçekten çok büyük bir tarihi sorumlulukla bu süreci geliştirmek; devlet aklının korkularını yenebilmesi için Türkiye kamuoyuna, iktidara, muhalefete ve bütün taraflara gerekli güveni verebilmek için çok önemli adımlar attı. Artık hem Önder Apo’nun hem halkımızın ve genel kamuoyunun beklentisi, bu konuda devletin hukuki, yasal adımları atması. Sürecin gelişebilmesi için yasal zeminin yaratılması gerekiyor. Mesela deniyor ki: “PKK silah bıraksın. Gerillalar Türkiye’ye gelsin.” Nasıl gelecek? “Gelsinler, biz sonra kanun çıkaracağız.” Bunun hiçbir mantığı yok.

  • 32 yıldır sürgünde olan ve bu mücadeleyi yürüten bir isim olarak bugün size sadece bir söz verilse ya da ‘Dönebilirsiniz’ dense, yasal bir güvence olmadan döner miydiniz?

Şüphesiz ki bu süreç, söz verme temelinde gelişecek bir süreç değil. Kürt sorunu çok köklü bir sorun; devletin yüz yıllık sorunu. Devletin bu konuda çok acımasızca bastırdığı, cezalandırdığı, ortadan kaldırmak istediği bir siyasi mücadelede sadece bir söze kanaat getirilip geri dönülmesi, adım atılması mümkün olmaz. Onun için Kürt sorunu denilince konu yasal statüdür; yasal, hukuki adımlardır. Bu konuda artık söz bitti; sözle ilgili gerekeni Önder Apo söyledi ve pratik olarak da gerekli adımları attı. Gelinen aşama, hukuki somut adımların atılmasıdır. Zaten hem Önder Apo bunu ifade etti ve “Hukuk olmadan olmaz” dedi hem de Sayın Murat Karayılan bunu söyledi. O bakımdan yapılması gereken, parlamentonun tatile girmesinden önce bu konuda gerekli altyapının sağlanması ve yasal adımların atılmasıdır.

  • Süreç, devletin gerekli adımları atmaması nedeniyle tıkandı. 5 Mayıs’ta da ‘Statü olmazsa olmaz koşulumuzdur’ denmişti. Abdullah Öcalan da ‘Hukuki güvence olursa kimse bir daha eline silah alamaz’ dedi. Peki, tüm bunlara karşılık yapılmak istenen nedir? Zaten var olan yasalar ve yargı kararları bile neden işletilmiyor?

Var olan yasaların uygulanması bir güven yaratabilirdi. AİHM kararlarının, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasının önünde bir engel yok. Engel, AKP hükümeti. Bu konuda güven yaratabilmek için adım atabilirdi; bugüne kadar hiçbir adım atmadı. Aynı şekilde bu süreci geliştiren, bu tarihi fırsatı Türkiye halkları için yaratan Önder Apo’nun çalışma koşulları sorunu var; bu durum hep dile getirildi. Basında Önder Apo’ya yönelik çok yoğun bir karşı kampanya yürütülüyor ve buna karşı Önder Apo’nun kendisini ifade etme, cevap verme koşulları yok. Çalışma koşullarının oluşturulması, statüsünün belirlenmesi gerekiyor.

  • Statü konusunda neden bir direnç var? Statü nedir?

Statü şudur: Önder Apo bu süreci geliştiriyor. “Ben bu süreçte çalışıyorum, çalışmak istiyorum” dedi. “Karşı tarafın siyasi iradesi, Cumhurbaşkanı ve siyasi partiler benim bu süreçte çalışmamı istiyorlar mı? Benim bu süreçteki çalışmama bir itirazları var mı? Bu sürecin gelişmesine rol oynamam için yaklaşımları nedir? Bu konuda bir karar vermeliler” dedi. “Eğer bu sürecin gelişmesini istiyorlarsa o zaman benim çalışma koşullarımın yaratılması gerekiyor” diye belirtti.

  • Çalışma koşulları nedir?

Dışarıyla ilişki kurmaktır; basınla, gazetecilerle, akademisyenlerle görüşmesidir. Başkan Apo’nun düşüncelerini kamuoyunun bilmesi, bu süreci etkili bir şekilde geliştirir. Bunun olabilmesi için de umut hakkının, AİHM’in aldığı karar çerçevesinde uygulanması gerekir.

  • Devletin barış için bir masada olduğu tarafta statüyü sağlaması aynı zamanda Kürt varlığını tanımış olması mı demek? Kürt sorununu ve varlığını tanıma konusunda bir bagaj mı var hâlâ?

Şüphesiz… Önder Apo’nun koşullarının kabulü, aynı zamanda Kürt sorununun kabulüdür. Bugüne kadar isyan olarak ele alınan bir konu, şu anda çözüm eksenli olarak Kürt sorununun kabulü ve dolayısıyla çözüm sürecidir. Bu sürecin geliştirilmesi konusunda Önder Apo’ya bir statünün verilmesidir. PKK ile ilgili yasanın çıkarılması, ülkeye ve Türkiye’ye dönüş, PKK’nin silahlarını bırakarak ülkeye gelmesi, bununla ilgili yasal adımların atılması hepsi birbiriyle bağlantılıdır. Şimdi Önder Apo ile ilgili böyle ikircikli bir durum var.

  • Nedir o ikircikli durum?

Orada bir ev yapılmış ama ev neyin evidir? Cezaevi midir? Ev midir? Özgür müdür? Serbest ev midir? Neyin nesidir belli değil. O evin statüsü belli değil. Önder Apo diyor ki: “Eğer burası cezaevi ise ben yerimdeyim. Ben ne olduğumu biliyorum. İsyan eden bir hareketin lideriyim. Burada siyasi olarak bulunuyorum, yerim cezaevi.” Ama yok eğer bu çözümse, bu siyasi, demokratik bir süreçse; bu barış ve demokratik toplum yaratma süreci ise o zaman herkesten önce Kürt sorununun çözümüdür, silahların bırakılmasıdır, gerillanın gelmesidir, demokratik toplumsal yaşama katılmasıdır. Bütün bunların hepsi için önce muhatap olan, baş müzakereci olan, süreci geliştiren kişi olarak onun koşullarının netleşmesi gerekiyor. Statü budur. Başkan Apo’nun durumu nedir? Bu konuda devletin yaklaşımı, sürece ve Kürt sorununun çözümüne yönelik yaklaşımının ölçüsü olacaktır.

  • Arka planda son günlerde basında “İmralı ile devlet görüşmeleri”, onun dışında “Kandil ile devlet görüşüyor” meselesi var. Arka planda stratejik olarak götürülen görüşmeler olduğuna dair değerlendirmeler var. Neler oluyor ya da olmuyor? Topluma ne verilmek isteniyor?

Özellikle iktidar eksenli basını ele aldığımızda; bırakın toplumsal alanı oluşturmayı, kamuoyunu bu konuda bilgilendirmeyi, Barış ve Demokratik Toplum sürecine yönelik güven oluşması temelinde pozitif anlamda bir isteği, bir çalışması, bir planlaması olmasını, tam tersine negatif yönde bir rol ve misyon biçmiş ve bunu işliyor. Basın ne diyor kamuoyuna: “PKK silah bırakmadı ki yasalar çıksın. Yasaların çıkması için PKK’nin silah bırakması gerekir.” Ama böyle bir şey yok. Başından itibaren hem Önder Apo ile yürütülen tartışmalarda hem de özgürlük hareketinin ilgili yetkililerinin bütün açıklamalarında “Biz silah bırakacağız, geleceğiz, ondan sonra yasalar çıksın” şeklinde bir tutum yok. Tam tersine böyle bir şeyin mümkün olmadığını, olamayacağını; bunun hiçbir mantıki, siyasi karşılığının olmadığını ifade ediyorlar.

  • Peki o zaman neden tam tersi bir algı yaratılıyor, amaçlanan nedir?

Demek ki AKP ve iktidar bu konuda gerçekten; gerillanın gelmesi ve toplumsal yaşama katılması konusunda hazır değil. Şimdi kendileri hazır olmayınca, bunu istemeyince tabi ki yasal adımlar da hazırlıklar da zamana yayılıyor. Yakın zamanda “Bayram sonrası” dediler, “Nisan ayı” dediler; yasal çalışmalarla ilgili somut adımlar atılacaktı, olmadı. Son görüşmelerde bunların Meclis gündemine getirilmesi gerekiyordu. Önder Apo’nun tutumu netti: “Yasal hazırlıklar gelmeli, biz tartışmalıyız. Ben arkadaşlarımla da paylaşmalıyım; bu olmazsa biz bu konuda, bu süreçte yokuz. Bize rağmen bir yasal hazırlık yapılırsa gerillanın bu temelde silah bırakma ve sürece katılma gibi bir durumu olmaz.” Açık ve net söylemişti.

  • Temmuza doğru kritik bir süreç var önümüzde. Statüye karşı, basına yansıyan “kontrollü temas ve sınırlı iletişim modeli” ifadeleri var. Başka bir algı yaratılmaya mı çalışılıyor? Ne oluyor Devlet, İmralı ve Kandil arasında?

Şimdi başından itibaren; bazı tünellerin boşaltılması, bazı alanlardan gerillanın çekilmesi gibi teknik konularda görevlendirilen teknik komisyon, özgürlük hareketi ve devletin ilgili görevlileri arasında ortak yürütülen bir çalışma var.

Yani teknik çalışmalar ve görüşmeler yürütülüyor…

Bunun ötesinde; Kandil’de, işte devlet grupları arasında ilişki, diyalog falan gibi söylemlerin şu anda basında bir biçimde işlenmesini çok isabetli bulmuyorum. Şu anda AKP basınının dile getirdiği konular gerçekten sürecin gelişmesine hizmet edecek, barış yaklaşımını Türkiye kamuoyuna yayacak ve sürece destek yaratacak bir çalışma değil. Tam tersine süreci manipüle eden, sanki “gerilla, hareket söz vermiş, silah bırakacak ve ondan sonra yasa çıkaracakmış” gibi yaklaşımlar veya “Bugüne kadar silah bırakılmadı, silah bırakmayı durdurdular, PKK vazgeçti,” şeklinde adeta süreci tıkatan PKK’dir, harekettir gibi yaklaşımlar tamamen gerçek dışı, doğru olmayan yaklaşımlardır.

  • Basın bunu kendi başına mı söylüyor?

Basın bunu kendi başına söylemiyor. AKP yönetimi bu temelde basını yönlendiriyor. Onun için sorun şu anda AKP yönetiminin bu süreçte gerçekten sürecin gelişmesi konusundaki yaklaşımıdır. Süreci tıkayan ve güvensizlik yaratan budur. Bu konuda AKP zaman yitirmeden, topu çevirmeden gerekli yasal adımları atmalıdır. Kamuoyunun, herkesin beklentisi, başta da Önder Apo’nun, hareketin ve halkımızın da beklentisi budur.

  • Devlet Bahçeli ezber bozan güçlü sözlerle, “Statü açığı varsa onun sağlanması, konuşulması önemlidir” diyerek süreci ilerletmeye mi çalışıyor? Ancak bu konuda Erdoğan tarafından bir söylem ortaya konmuyor. Bahçeli ne yapıyor, Erdoğan ne yapıyor?

Biz arka planda ne var bilemeyiz. Ama kamuoyuna yansıyan boyutuyla Bahçeli önemli bir rol oynuyor. Artık sürecin böyle gidemeyeceğini, bunun Türkiye’nin çıkarına olmadığını görerek; küresel ve bölgesel gelişmeler çerçevesinde Türkiye’nin kendi iç meselesini hallederek elini güçlendirmesi ve başta Kürt sorununu çözerek iç barışla birlikte bölgede önemli, tarihi bir gelişmenin öncülüğünü yapması gerektiğini gören bir devlet adamı yaklaşımıyla sürece yaklaşıyor. Bu yönüyle önemlidir. Türkiye’nin geleceği, barış ve demokratik toplum sürecinin gelişmesi açısından önemli bir misyon oynuyor.

  • Bu bir rol paylaşımı mı?

Umuyoruz ve diliyoruz ki bu bir rol paylaşımı değildir. Bu, AKP ve MHP’nin birlikte yürüttüğü bir süreçtir. Bahçeli’nin de bugüne kadar söylediklerinin havada kalmaması; sözün anlamlı, değerli bir şekilde yerini bulması için uygulama konusunda tutum takınması gerekiyor. Sadece mesaj yetmiyor. AKP tarafında bir problem varsa bunun uygulanması konusunda tutum alınması gerekiyor. Bahçeli’den beklenen artık budur. Çünkü Bahçeli’nin bu konuda tutum takınması halinde Erdoğan’ın ve AKP’nin adım atmak durumunda kalacağı biliniyor. Bahçeli’ye rağmen AKP hükümetinin hem seçimlere yönelik hem de süreçle ilgili bir karar vermesi ve tutum içinde olması mümkün değil.

  • Şimdi Avrupa’da çok fazla sürgünde olan ve çıkacak yasaları bekleyenler var. Siz olduğunuz yerden baktığınızda, bu konuda atılması gereken ilk adımın ne olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Avrupa ve yurt dışına zorunlu olarak çıkan insanlar da bu siyasal sürecin ve çıkacak yasaların bir parçası. Gerillanın silahsızlanması ve Demokratik Toplum sürecine katılmasıyla ilgili çıkacak olan yasa, aynı şekilde sürgündeki, yurt dışına zorunlu çıkan insanları da kapsıyor. Çünkü yasa gereğince PKK ile ilgili açılan davalar ve verilen kararlar da aynı şekilde düşüyor. Yurt dışına çıkmak zorunda kalan insanlar; yasal süreçlerden, yürütülen mahkemelerden dolayı zorunlu olarak çıkmıştır. Bu yasanın çıkmasıyla, yurt dışındaki insanların geri dönüşünün de önü açılıyor.

Zaten Önder Apo’nun bu konuda mesajı var. Mexmûr halkı da dahil; ağırlıklı olarak Avrupa’ya, Avustralya’ya, Kanada’ya, Amerika’ya, yani dünyanın dört bir tarafına zorunlu olarak giden insanlar var. Dolayısıyla bütün bunların da ülkeye dönüşüyle ilgili süreç “başlıyor, başlayacaktır” dedi. Şu anda sorun, tamamen AKP’nin geldiğimiz aşamada yasal adımlar atma konusundaki tutumudur. Bu tutum, süreci tıkayan bir tutumdur.

  • Tıkanıklığın devam etmesi ve yasaların çıkmasının uzaması, Türkiye’nin kendi iç sorunları ve bölgesel dengeler açısından nasıl tehlikeler yaratır?

Genel olarak dünyada ama özelde de Ortadoğu’da son derece kritik ve tehlikeli bir tablo var. Herkes bölgede yeni oluşturulan dizayna göre bir konum, bir tutum alıyor; yeni dengeler kuruluyor. Amerika, Avrupa ve NATO’nun bölgedeki yeni arayışları hem İran merkezli gelişen savaş hem de bölgede İsrail’in güvenliğini esas alan yeni bir dizaynı hedefliyor. İngiltere’nin de Ortadoğu düzenini kuran ülke olarak bu düzeni olabildiği kadar korumak için yeni arayışları var. Suriye’deki Kürt sorununa; yani Kürt halkının kimliğine, diline yönelik zorlamalar Şam hükümetinin yaklaşımını ortaya koyuyor. Böyle bir ortamda Türkiye’nin Kürt sorununu barışçıl temelde çözmesi; Kürt halkının varlığını kabul ederek diline, kültürüne, onun siyasal ve demokratik zemindeki çalışmalarına yeni, demokratik bir yaklaşım ortaya koyması, Türkiye’nin bölgedeki bu tabloda elini güçlendirecektir.

  • Ortadoğu ve dünya kaynıyor… Savaş, çatışma, şiddet… Barış sürecine karşı olan güçler de var. Peki, Türkiye sorunlarını çözmezse önünde nasıl riskler var?

Zamana yayan, nereye gideceği belli olmayan bir politika sürekli bir risk oluşturacaktır. Çünkü sadece Türkiye’nin içinde değil, dışarıda da bazı dinamikler Türkiye’deki barış sürecine karşıdır. Türkiye’nin bu meseleyi kendi iradesiyle, demokratik bir şekilde çözmesini ve bu temelde bölgesel yeniden yapılanmada güçlü bir konuma gelmesini istemeyen güçler var. Hem içeride hem dışarıda sürece yönelik provokatif gelişmeler olabilir. Bu açıdan süreci zamana yayan, zaman kazanmak isteyen politikalar; hiç hesapta olmayan bölgesel ve uluslararası provokasyonlarla karşılaşabilir. Bu, Türkiye halkları açısından, başta da Türk ve Kürt halkı açısından çok riskli bir tablo yaratır. Bu konuda herkesin sorumlu davranması gerekir…

  • Abdullah Öcalan da bunun altını çiziyor. “İçeride sorunlarını çözmüş güçlü bir ülke, bölgesel ve uluslararası ilişkilerde de güçlü bir ülke olacaktı” ifadesi var…

Aynen öyle! ve çok net ifade ediyor. Kürt sorununu ortaya çıkaran, yüz yıl önce Kürt sorununu ortaya çıkaran ülkelerdir. O siyaset sadece Kürt halkına yönelik olumsuz bir tutum içinde değildir; Kürt sorunu üzerinden aslında Türkiye’yi kendi denetimine alan, kendisine muhtaç eden, bu temelde bölge politikalarında Türkiye’yi kendi bildiği gibi yürüten bir siyasettir. Onun için Kürt sorununun çözümü, aynı zamanda Türkiye’nin ve Türk halkının elini güçlendirmesidir; dışarıya muhtaç olmaktan, bağımlı olmaktan çıkarılmasıdır. Bu stratejik olgunun bütün Türkiye kamuoyu tarafından görülmesi, anlaşılması son derece önemlidir.

  • Peki, Devlet Bahçeli’nin “Barış ve siyasallaşma koordinatörlüğü” yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğru bir tespit.

  • Bu kavramın arka planında ne var; bu koordinatörlüğün pratik karşılığı ne olmalıdır?

Aslında Başkan Apo’nun yeni statü talebiyle ilgili belirttiği ve dile getirdiği konunun bir anlamda kendilerine göre formüle edilmesidir. Daha önce de Başkan Apo, dışarıda yürütülen çalışmalar açısından kendisine muhatap olacak bir koordinasyon oluşması gerektiğini söylemişti. Dışarıda ilgili yerlerle görüşecek, ilgili yerlere yanıt verecek, dışarıda bu işi yürütecek birilerinin olması gerekiyordu.

  • Nasıl?

Şimdi bu konu da Başkan Apo’nun statü talebiyle birlikte ifade ediliyor. Bütün bunları görerek, değerlendirerek Devlet Bahçeli’nin formüle ettiği “barış ve siyasal sürecin koordinatörlüğü” doğru bir değerlendirmedir. Barış ve siyasal sürecin gelişmesi için Başkan Apo’nun çalışma koşullarının yaratılmasıdır. Bunu yapabilmesi için de bunun yasal zemininin oluşturulması gerekiyor. Bu açıdan da tespit doğrudur. Başkan Apo’nun siyasi barışçıl sürecin koordinatörlüğünü yapması halinde süreç hızla gelişecektir. Çünkü kamuoyuna yansıyacaktır; Başkan Apo’nun mesajı, değerlendirmeleri basın yoluyla, sivil toplum yoluyla, akademisyenler yoluyla kamuoyuna ulaşacaktır. Başkan Apo ne düşünüyor? Türkiye’yi nasıl değerlendiriyor? Bölgeyi nasıl değerlendiriyor? Dünyayı nasıl değerlendiriyor? Barış ve demokratik toplum sürecinden ne anlıyor? Bu kamuoyu, toplumsal dediğimiz alanda ciddi bir yetersizlik var.

  • Sürecin kamuoyuna aktarılmasındaki bu yetersizliğin ve doğru algı oluşturulamamasının temel nedenleri nelerdir?

AKP yaratmıyor, istemiyor. AKP’ye bağlı basın ise negatif bir rol oynuyor; toplumun kafasını karıştırıyor. Mesela bunun en somut örneği olarak diyor ki: Silahlar bırakılmadı, PKK karar değiştirdi, PKK farklı şeyler yapıyor, silah bırakmıyor.

  • Halbuki PKK karar değiştirmedi, yasal adımları bekliyor, değil mi?

Evet. Sayın Karayılan çok açık, net bir şekilde söyledi: “Bölgede her taraf savaş. Kimin saldıracağı belli değil. Biz kendimizi korumak için hazırlık yapmak zorundayız. ‘Yasa çıksın, bütün güç gelmeye hazır’ diyoruz. Yasa çıkmıyorsa, uzatılıyorsa o zaman başka hesaplar var. Biz kendi güvenliğimizi almak zorundayız.” Bu sadece Türkiye değil; Türkiye dışında başka güçler de bu saldırıları yaparak süreci provoke etmek istiyor.

  • Basının ‘Silah bırakmıyorlar, hazırlık yapıyorlar’ şeklindeki söylemini nasıl bir yaklaşım olarak değerlendiriyorsunuz?

AKP basınının bunu demesi tam provokatif bir yaklaşımdır. Bu, AKP’nin yaklaşımıdır. Onun için olması gereken; Başkan Apo’nun doğrudan bu süreci geliştirebilmesi adına Bahçeli’nin sunduğu koordinatörlük görevidir ki bu isabetlidir. Doğrudur, biz de katılıyoruz. Bunun yasal zemininin yaratılması gerekiyor. Siyasal ve yasal zeminin yaratılması halinde süreç etkin bir şekilde gelişecektir.

İmralı-Kandil arası iletişim hattı ve AKP medyasından yansıyan haberler meselesine gelirsek; şimdi, İmralı ile Kandil arasında zaten bir ilişkinin olması gerekiyor.

  • Şu an İmralı ile Kandil arasında doğrudan bir ilişki var mı?

Şüphesiz! O olmazsa süreç nasıl gelişecek?

  • Örgütüyle o teması sağlayabiliyor mu?

Yasal süreçle ilgili Önder Apo; somut ve net bir şekilde, 27 Mart’ta son geliştirilen, 5 saat süren ve temsil düzeyinde daha geniş katılımlı olan toplantıda, yasal hazırlıklarla ilgili bütün tartışmaların kendisiyle yapılmasını ve kendisinin de bunu arkadaşlarıyla paylaşacağını devlet heyetine iletti.

Görüşmelerin detaylarını kendi örgütüyle paylaşacağı yönündeki iradesi…

Şüphesiz… Tabii paylaşmadan, arkadaşların görüşünü almadan başka bir şey yapmaz.

  • “Kendi örgütüyle iletişimini sağlıyor. Kamuoyuna yansıtılan ‘iletişim kontrolü, temas ve sınırlı iletişim modeli’ ile ‘Kandil ile devlet arasında bir iletişim hattı, telefon trafiği var” haberleri çıktı. Bu nasıl bir iletişim?

İmralı’ya giden heyetler bunları yapıyor. Yani bu açıdan bakıldığında böyle çok farklı bir teknik, telefon falan yok. Bunlar bir telefonla olacak işler değil; telefon meselesi değil. Yüz yüze konuşulan, tartışılan, yani üzerinde anlaşılması gereken bir sürü görüşme trafiği gerektiriyor. Bunun için de böyle bir trafiğin olması gerekiyor.

  • Peki, herhangi bir diyalog, müzakere ve İmralı-Devlet ya da MİT-Kandil arasında bir iletişim hattı olmadan adımların atılması mümkün müdür?

Görüşmeler yapılmadan, arkadaşları bu konuda ne yapmaları gerektiği konusunda ikna olmadan nasıl adım atacaklar? Böyle basit bir şey değil ki. Dağda, yaşamını, bütün ömrünü bu mücadeleye adamış binlerce gerilla var. Bu açıdan da bu trafiğin olması doğaldır. İkincisi, bu tarafın daha etkili, güçlü bir şekilde geliştirilmesi ve bu konuda yasal adımlar atılması gerekiyor. Yani AKP medyasında söylenen “trafik var, işte telefon var, bilmem gidiş gelişler var” gibi ifadeler aslında kafa karıştırmak için yapılan şeylerdir, iyi niyetli değil. Önder Apo’da da harekette de bir karışıklık yok. Karar alınmış. Dönüşle ilgili, partiyle ilgili, her şeyle ilgili, siyasal, demokratik, toplumsal yaşama dönüş ile ilgili ne lazım? Yasa. Yasayı kim çıkaracak? Kandil değil, Başkan Apo değil. Yasayı çıkaracak olan AKP ve tartışılması gereken; yasal çalışmaların niçin olmadığı sorusudur.

  • Tartışmanın özünü toplumun doğru algılaması gerekiyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan örgütüyle ve devletle görüşüyor; teknik anlamda da çalışmalar yürütülüyor. Burada eksik olan şey, sürecin bu aşamada resmiyete kavuşmasıdır. Peki, bunun zamana yayılması ve resmiyete kavuşmaması durumunda neler olur?

Şüphesiz ki yeni sürecin zamana yayılması ve yasal adımların atılmaması, gerçekten geleceğe yönelik ciddi riskler yaratabilir. Bu konuda Önder Apo’nun, hareketin ve özgürlük hareketi adına yetkili arkadaşların yaptığı açıklamalar çok açık, nettir; bu sürecin heba edilmemesi konusunda büyük bir çaba vardır. Aynı şekilde, süreci tehlikeye atacak provokasyonlar da gündemdedir.

  • Peki, gerçekten ciddi provokatif tehlikeler mi söz konusu?

Evet. Çünkü bölgede herkes at koşturuyor. Kürt-Türk sorununda barıştan yana olmayan, bu yönüyle krizin daha da derinleşmesinden yana olan ve bölge politikaları için bunu gerekli gören bölgesel ve uluslararası güçler var; bu biliniyor. Bu açıdan, bu konuda işi sadece AKP’ye, AKP’nin iradesine bırakmadan AKP’ye yönelik baskıları oluşturmak için toplumsal kamuoyunu harekete geçirmek gerekiyor. Parlamentodaki siyasi partilerin sorumluluk üstlenmesi gerekiyor…

  • Burada siyasi iktidarın dışında nasıl bir tutum alınması gerekir?

Sadece iktidarın değil, muhalefetin de. Yani bütün siyasi partilerin seslerini yükseltmesi, tutum belirtmesi gerekiyor. Bu da yetmiyor… Kürt, Türk; toplumsal alanda akademisyen, aydın, şahsiyet ve sivil toplumun sesini yükseltmesi gerekiyor. Sürecin riskini gören, bu konuda misyon üstlenen toplumsal alanın sesini yükseltmesi gerekiyor. Önümüzdeki süreçte seçim beklentisi içinde olan, anayasa değişikliği beklentisi içinde olan AKP’ye yönelik kamuoyu baskısı, en etkili sonuç alacak çalışmadır. Bunun için de sadece DEM Parti değil; barıştan, demokratik toplum sürecinden yana olan herkes toplumsal alanın örgütlenmesi, sesini yükseltmesi ve baskı yapması konusunda kendisini sorumlu görmelidir. Bu; çok ciddi, tarihi bir görevdir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

18 Mayıs: Ateşin hafızası, halkın vicdanı

SON HABERLER

Yasayı Kandil mi çıkaracak?

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

18 Mayıs: Ateşin hafızası, halkın vicdanı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

Kırmızı gül buz içinde

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

12’nci Cizîr Kültür-Sanat ve Dil Festivali konserle sona erdi

Yazar: Yeni Yaşam
17 Mayıs 2026

BM: Sudan’da 19,5 milyon kişi akut gıda güvensizliği yaşıyor

Yazar: Yeni Yaşam
17 Mayıs 2026

Qamişlo’daki tutsak yakınlarının eylemleri sürüyor

Yazar: Yeni Yaşam
17 Mayıs 2026

Aksaray’da kuyuya giren 3 işçi hayatını kaybetti

Yazar: Yeni Yaşam
17 Mayıs 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır